Az önce öldün ya, içimde birikmiş öfkemi-nefretimi de aldığını sanma. Bir köşeye gizlediklerim karşıma dikelmiş, yeniden ihtilal yapıyor. 

Öldün ya; sabah sokağa çıkmak yasaklanmış, insanlar evde korku senaryoları yazıyor. Biz çocuklar uyarılıyoruz, eve gelenden, gidenden bahsetmeyeceğiz. Biz kimseyi tanımıyoruz, bilmiyoruz. Görmedik, duymadık. O kadar… 

Öldün ya; evde, dergi, broşür, kitaplar canlı canlı yakılıyor, bir kitabı, Gorki’nin Ana’sını  babamdan gizli yatak yükünün altına saklıyorum. Annem ardımdan gizlice o Ana’yı bulup parçalıyor.

Öldün ya; okulun önü asker dolu, biz çok küçüğüz, on bir, on iki, en büyüklerimiz on dört, bilemedin on beş… Çocuklar korkmuyor henüz senden, sen  korkuyorsun biz çocuklardan. Bu korkundan üstümüze yürüttüğün asker, elimizdeki gazete kağıdına sarılı neyimiz varsa fırlatırdı. Öyle bir bağırırlardı ki, senin korkunu üstümüze alırdık.

Öldün ya; bir sessizlik çökmüş sokaklara, komşular telaşlı, evlerin duvarlarına yazılmış yazıları hızla temizliyor. Sen, sadece zulmü bilir ve her şeyi alır götürürdün… Telaşları bundandı.

Öldün ya; diller lal olmuş, kimse kimseyle konuşmuyor, sokaklar sessiz, kahveleri dolduran gençler kayıp. Yine de ardı arkası kesilmeyen ev baskınları, kömürlükler darmadağın. Komşular birbirinden bile korkuyor.

Öldün ya; her gün bir yakınımız kayboluyor, ölüyor ya da işkence, sonra kafayı yemiş ya midesi patlamış ya da sakat kalmış…

Öldün ya; hapishanede yatan yakınlarımıza mektupları yazmak biz çocuklara düşüyor, belli ki senin gazabından anamız babamız çok korkuyor. Yazdığımız mektuplar öyle komik ki, çoğu devrimci yakınımız biz çocukları tanımıyor bile ama biz ana baba adı yazmadan görmediğimiz yakınlarımıza mektup yazıyoruz… İçeriye tıktığın, tıkmakla kalmayıp işkenceyle öldürdüklerin de yetmemiş sana, ama idam edileceklerin yazdıkları mektupların fısıltısı kulağımıza düşmedi sanma, sadece düştü işte, öylece, düşenlere bakıldı, gerçekten o kadar çok muyduk, senin yanında?  Bizim evde, sekiz kişi vardı, komşu teyzenin evinde, on kişi, on beş kişi, topladığımızda milyonlardık senin karşında. Bu kadar korkak mı yoksa dönek miydik, kıyımların karşısında? 

Biz karşımızdakiler gibi bir avuç değiliz. Biz halkız. Bak sana bizden olanları, iyiyi, güzeli, haklarını isteyenleri sayayım. Ben varım, babam var, kardeşlerim var, ablam bacım var, sonra köydeki dayılarım, şehirdeki amcalarım ve onların akrabaları, komşuları var, onların arkadaşları, onların oğulları, kızları, benim okul arkadaşlarım, onların arkadaşları, onların akrabaları, amcaları, dayıları var ve yine onların... saymakla bitiremeyeceğim kadarız biz.

Öldün ya;  öldürdüğünü sandığın o 17 yaşındaki genç Erdal Eren ve diğer gençler hep içimizde yaşıyordu ama senin ellerin hiç titrememişti, zaten bir yüreğin de yoktu senin, idam cezalarını verdiğinde.

Öldün ya; Berfo ananın acısı hiç dinmedi, oğlunun kemiklerini hep aradı, “Cemil gelir dışarıda kalır” diye gözü hep kapıda oldu; gözü kapıda öldü. Ha, Cumartesi Anneleri çocuklarının kemiklerinin peşini bırakmadı, hala.  Bırakmayacak da bunu bil!

Öldün ya; korkuyu öyle bir saldın ki, koca bir halk sustu, içine kapandı, içimize kapadılar biz çocukları da…

Öldün ya; güçtün ya, esip yakar yıkardın ya, hak hukuk sendin ya,  bir gün Atatürk olurdun, bir gün hacı dedem var derdin ya... “Netekim” biz ne söylediklerine inandık ne de yaptıklarını unuttuk.

Öldün ya; ırkçılığı da en yüksek noktaya sen çıkardın, savaş açtın Alevilere, Kürtlere; kör gözleri iyice kör ettin. Tezgahın altından insanı bölerken, önce Kürtleri bölücü ilan ettin. Ulus, ulus derken dillere kilit vurup çoluk çocuk demeden ne çok öldürdün, ne çok kirlettin ne çok insan yaktın. Her defasında nasıl da kandırdın halkı oynadığın oyunlarla, hatta ülkeyi bölerken alkışlattın bile kendini.

Öldün ya; biz çocuklar senin ışığı olmayan yüzüne bakınca öğrendik nefreti, tarihe bu da yazılsın.

Öldün ya; bizi eğitmek için evimizi ziyaret eden o güzel gençler gelmez oldu. Gizlice sorduk, soruşturduk, çoğu kayıp, çoğunu da öldürmüştün… Onlar, gittiler ama ışığını biz çocuklara bırakmışlardı, o ışığı da söndürmek için ne çok baskı uyguladın.

Öldün ya, madara ettiğin bu halka çok mu gülmüştün, %92 sana evet diyenleri görünce? 

Öldün ya, şimdi bizler sana gülmüyor, zil takıp oynamıyoruz bile. Hortladı tüm verdiğin acılar. Yeniden darbe yaptın yüreklerimizde… Öldürdüklerine, öldürdüğün çocukluğumuza yanıyoruz sadece şimdi. 

Öldün ya; kapkara bir lekeydin sen, ölün de öyle kapkara bir leke işte...