Kürt siyasi hareketi başından beri iki konuda uyarılar ve çağrılar yapıyor.

Mevcut sorunların sadece hükümet ve Kürt tarafı arasında çözülebilecek bir sorun olmadığı, Türkiye’deki rejim ve satüko ile sorunu olan tüm kesimlerin çözüm tartışmalarına aktif bir şekilde katılımının gerekli ve zorunluluğu hatırlatılıyor.
Çözümün hukuki ve yasal statüye kavuşturulması bakımından, parlamentonun ve siyasi partilerin bu süreçte aktif rol ve misyon sahibi olmaları isteniyor.
Basının da haber, yorum, değerlendirme ve eleştirileri ile bu sürece katkı sunması gerektiği belirtiliyor. Kürt Halk Önderi Öcalan, KCK ve HDP müzekereleri çok bileşenli hale getirme, toplumla birlikte tartışma ve basına açma konusunda özgüven içindedir. Bu nedenle önerilerini ve çağrılarını tekrarlamaktadır.

Buna karşın AKP hükümeti büyük bir özgüven bunalımı yaşamakta; müzakereleri olabildiğince dar, mümkün olduğu kadar sınırlı insanla yürütmek istemektedir. Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları bu özgüven yitiminin geldiği noktayı göstermektedir.
Müzakerelerin Kürt siyasi hareketi ve hükümet temsilcilerinden oluşan dar bir gurup tarafından yürütülmesindeki AKP ısrarı da otokratik yönetim zihniyetinin yansımasıdır.
Türkiye’de yeni bir toplumsal sözleşme ve yeni ilişkiler geliştirilmek isteniliyorsa eğer, görüşme başlıklarının ve tartışmaların topluma mal edilmesi, bunun için de müzakerelerin sonuna kadar açık ve görünür olması gerekir.
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Newroz’da okunan mesajında bu konulara yeniden vurgu yapılmıştı. Bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için, Türkiye halklarının, farklı kültür ve inanç topluluklarının, aydın ve yazarların bu sürece aktif katılımı isteniyordu.
Aktif destekten kastedilen, sözü edilen kesimlerin niyet beyanında bulunmalarını aşarak, kendi istem ve taleplerini gündemleştirmeleri; söz, tartışma ve karar süreçlerine katılmaları, eylemleri ile bu taleplerini çözüm sürecinin ana konusu haline getirmeleridir.
Mesajda somut tarih vurgusu olmaması, müzakereler için bir zaman sorunu olmadığı anlamına gelmiyor.
Aksine, Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin 2009 ve 2011’deki gibi, mevcut eylemsizlik ve diyalog sürecini seçim malzemesi yapmasının da önü kesiliyor.
“Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp parlamento üyeleri ve İzleme Heyeti’nden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’ndan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız.”
Kürt siyasi hareketi, şimdiye kadar sadece iki taraf arasında yürüyen müzakere sürecine parlamento, izleme heyeti, hakikat ve yüzleşme komisyonunun, yapılacak PKK KONGRESİ ÖNCESİNDE oluşturulmasını istiyor. Kongrenin başarıyla realize edilmesi de EN KISA SÜREDE bu “genişleme” şartına bağlanıyor.

Bu tartışmalar sürerken HDP’ye mesafeli duran, HDP ve AKP arasında gizli bir ittifak olasılığına ve Öcalan-KCK çelişkisine inanan epey yazar, aydın ve akademisyenin düşünce dünyası ve pratik tutumları da AKP’nin işini kolaylaştırmaktadır. 

Bu çevreler Öcalan’ın ve PKK’nin yazılı kaynaklarını okuma zahmeti göstermemektedir. KCK’nin devlet ve demokrasi tasavurunu, demokratik özerklik, kadın özgürlüğü, inanç ve kültürlere yaklaşımını tartışmaya, üzerinde düşünmeye değer bulmamakta; HDP’yi de AKP’yi geriletebilecek tek aktör olduğu için desteklenmeye değer bulmaktadır.
Yani taktiksel, geçici ve bir kereliğine denemeye değer bir yol arkadaşlığı…
Bu ilişki ve arkadaşlık tarzının aşılması, demokrasi isteyen herkes için hayırlı olacaktır.
Az daha unutuyorduk, bu Newroz AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a hiç yaramadı.