Newroz! Tarihin ve toplumun en muhteşem bayramı. Direnerek, başkaldırarak yaşamı yenileme, yaşamı özgürleştirme bayramı. Tüm doğanın yenilenmesi, yeniden canlanıp özgürce yaşama kavuşması kadar, insan doğasının da, toplum doğasının da yenilenmesi ve yeniden canlanıp özgür yaşama kavuşmasının adı oluyor. 

Nû Roj oluyor, Newroz. Yeni yaşam oluyor Newroz. Rönesans oluyor yani. 

Pîroz be Newroz! Halklara, kültürlere, inançlara, kadınlara, gençlere, yaşlılara ve umut goncası çocuklara. Pîroz be Newroz herkese!

Bu yılki Newroz meydanları, adeta tüm toplumsal renklerin birbiriyle dansının ifadesi oldu. Tüm renkler adeta ırmak olup aktı. Ateşin rengarenk alevlerinden adeta yepyeni bir yaşam enerjisi yükseldi. Ateşin hayat veren alevleri harlandıkça, yüreklerdeki buzlar eridi, beyinlerdeki paslar çözüldü. Çünkü Newroz ateşinin eritemeyeceği yürek, çözemeyeceği kalıp yoktur. Önüne alıp her şeyi ve herkesi sürüklemektedir. 

Üstüne bir de Önder Apo’nun çağ açıcı, ufuk açıcı fikirleri eklenince; ruhsuza ruh, cansıza can vermekte, anlama anlam katmakta adeta.

Sadece Kürtlerin ve Türkiye’nin değil, neredeyse dünyanın Önder Apo’dan beklediği Newroz mesajı, milyonların tanıklığında iki dilde okundu. Mesajın içeriği, 2013’deki mesajın ruhunu daha da derinleştirmiş. 28 Şubat günü, HDP ve devlet heyetlerinin yaptığı ortak açıklamadaki on başlığa atıfta bulunmuş. 

Daha önce açıklanan temel on başlığın müzakere edilip üzerinde müşterek olunması halinde, PKK’nin Türkiye’ye karşı silah kullanmayı bırakmak üzere, karar almak için kongresini toplamasının gereğini ortaya koymuş. Amaç, kendi deyimiyle revizyon, restorasyon ve yeniden inşa ile yeni bir bütünleşmeyi sağlamak.

Kürtler, bu toprakların sahibi. Aslında tarih boyunca hep kendi evlerinde, kendi topraklarında yaşadılar. Gönlü bol, kadim bir halk kültürü olduğu için son derece paylaşımcı bir karaktere sahip. Doğası gereği kucağı, ocağı hep ihtiyacı olana açık oldu. Etrafındakini aç, açıkta bırakmadı. Kendine ait bir dili, kültürü ve değişim geçirmiş inanç biçimleri oldu. 

Dışarıdan gelen halklarla zenginliklerini paylaştılar. Birlikte ortak yaşadılar, ortak savunma yaptılar. Birlikte ortak savaşlar ve zaferler kazandılar. Ortak acılar ve sevinçler yaşadılar. Hısım akraba olup, boy boy çocuk büyüttüler. Eski imparatorluk çatısının temel bir unsuru olarak varlık sürdüler.

Çanakkale’den sonra biten, yok olan halkların bu ortak yaşam ruhu ve kültürü oldu. Cumhuriyet’in modern ulus devlet felsefesi, bu ruhu, bu kültürü adeta öldürmek istedi. Halkların özgür doğası, buna dirense de bastırılıp yok sayılmaktan kurtulamadı. 

İşgal, kırım, katliam, asimilasyon… 

Dünyanın modernleştirilme hamlesinin tüm yöntemleri uygulandı. Ama halkın özgür doğası durmak bilmedi. Bitmek bilmedi. Katledildi, kırdırıldı, bastırıldı, esir alındı, öldürüldü… Ama halkın özgür yaşam arzusu öyle bir şey ki, yine de bitmek bilmedi. Belki biraz korktu, biraz ürktü, biraz gecikti. Ama kendisini yepyeni demokratik çağın kapısını aralayan, büyük bir iradeye ulaştırmayı yine de başardı. 

Demokratik çağa ve özgür yaşama kapı aralamanın bedeli çok büyük oldu. Binlerce güzel genç, yıldızlaşıp şehit düştü. Ana/babalar, bir tokada kıyamadıkları, gencecik, yürek parçası çocuklarını toprağa vermek zorunda kaldılar. 

Evet; son kırk yıldır, çocuklar ana/babalarını değil, ana/babalar çocuklarını toprağa gömdüler. Kimi çocuklar ise ana/baba hasretiyle, kardeş hasretiyle büyüdüler. Kürdistan’da hiçbir şey yaşamın gerçek diyalektiğinde yürümedi.   

Şimdi normale dönmenin ışığı belirmeye başlıyor. Belirmeye başlayan bu ışığa hiç kimse kıymamalı. Kıymaya kalkana, halk iradesi, toplumun demokratik iradesi kıymalı. Bunun için devlete köklü değişim dayatılmalı. Dönüşüm için herkes mücadele vermeli. Önder Apo’nun mesajında da söylediği gibi özellikle tüm Türkiye ve Kürdistan’da, kadınlar ve gençler çok ciddi bir inşa mücadelesi içerisinde olmalı. Yeni bir toplumsal örgütlenme, yeni bir ekonomik, sosyal, kültürel anlayış geliştirilmeli. İnşa sürecine giren bu yeni yaşamın, güvenlik garantisi mutlaka olmalı. Adeta tarihteki demokratik ilişki düzeyine tekrar dönmek üzere, her şeyi yeniden düzeltmeli. 

Diğer yandan artık İzleme Kurulu nezaretinde bilinen on başlığın müzakere edilmesine başlanmalı. Komisyona geri gönderilen İç Güvenlik Paketi'nin, TBMM’den geçen maddelerinin de derhal iptali gerekli. Cumhurbaşkanı ile hükümet arasındaki çatlaktan kaynaklı, sürecin heba edilmesine asla izin verilmemeli. 

Gasp edilmiş umudunu, iktidarın elinden alan toplumsal demokratik irade, Newrozla kucakladığı bu yeni umuda, sımsıkı sarılmalı ve bir daha kaptırmamanın, büyük ve haklı çabasını, cesaretlice her yerde vermeli.