Newrozların PKK ile daha güzel ve anlamlı hale geldiğini, özgürlük ve direniş gerçeğini daha güçlü temsil eder bir konum kazandığını görüyoruz. Kürt halkının Newrozlaşan bir halk olduğunu, Newroz özgürlük ve direniş gerçeği ile yeni özgür Kürtlüğün iç içe geçtiğini artık herkes görüyor ve ifade ediyor. Günlerdir Kürdistan’ın dört bir yanında halkımız özgürlük ve direniş bayramını coşku ile kutluyor. Gençlerin, kadınların, çocuk ve yaşlıların yaşadığı sevinç ve heyecanın bir benzeri daha neredeyse bulunmuyor.
Kürt halkı 15 Şubat komplosunu protesto eylemleri içinde yeni bir direniş süreci başlatmış durumda. Bunu “Önderliğimiz serbest kalana kadar kesintisiz eylem” sloganı ile ifade etti. Kürt kadınları “Önder Apo’nun özgürlüğü kadının özgürlüğüdür” şiarıyla geliştirdiği görkemli 8 Mart kutlamaları ile bu eylem sürecini daha da ilerletti. Şimdi Kürt halkı Newroz kutlamaları ile bu süreci zirveye taşıyor. İçine girdiğimiz yeni Newroz yılında tarihimizin en büyük ve sonuç alıcı özgürlük mücadelesini başlatıyor.
Bilindiği gibi, 2013 Newrozunda Önder Abdullah Öcalan, başta Kürt sorunu olmak üzere benzer sorunların barışçıl ve demokratik çözümünü içeren tarihi bir Çağrı yayınladı. Bu temelde Kürt sorununun demokratik çözümünü içeren somut bir eylem planı sundu. Böylece Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü konusunda yeni umutlar ortaya çıktı ve yeni bir süreç başladı.
Türkiye toplumunda büyük umutlar yaratan ve tartışmalara yol açan bu sürecin üzerinden tam bir yıl geçti. Şimdi herkes geri dönüp bu bir yıllık sürecin sonuçlarını değerlendiriyor. Aslında daha çok ve ciddi bir biçimde tartışılması, hatta mümkünse biraz da eleştirel ve özeleştirel yaklaşılması gerekiyor. Çünkü toplumda ve kamuoyunda büyük umut ve beklentiler yaratan bu barış ve çözüm süreci de muhatapsız kalmış ve boşa çıkartılmış bulunuyor.
Halbuki Kürt tarafı PKK ve halk olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği söz konusu sürece tam bir bütünlük içinde sahip çıktı. Barış ve demokratik çözüm için üzerlerine düşen görev ve sorumluluk neyse hepsini yerine getirdi. Daha süreç başlamadan PKK elinde tuttuğu esirleri serbest bıraktı. 23 Mart’tan itibaren KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı ateşkes ilan etti. Mayıs ortasından itibarense Türkiye sınırları içinde bulunan gerilla güçlerinin sınır dışına geri çekilme sürecini başlattı.
Kuşkusuz bütün bunlar çok önemli ve tarihi değerde adımlardı. Her şeyden önce Kürt tarafının Önderlik, Hareket ve halk olarak bütünlük içinde olması sorunun çözümü açısından çok önemli bir durumu ifade ediyordu. Yani PKK’nin ve Kürt halkının Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği çözüm paketine tam destek vermesi kolay bulunmaz bir fırsat oluyordu. Tabi Kürt tarafı bunun da çok ötesinde tarihi adımlar attı.
Ancak tüm adımlar ortada ve muhatapsız olarak kaldı. AKP Hükümeti tam bir ciddiyetsizlik ve korkaklık içinde oyalamacı ve hilekar bir yaklaşım içinde oldu. Güya PKK’yi oyalıyor ve bundan seçim kazanma amacıyla yararlanmak, çıkar sağlamak hesabı yapıyordu. Yani tam bir köylü kurnazlığı tutumu içinde yaklaştı. Hükümet dışındaki siyasal ve toplumsal güçler ise gerçekte kendini muhatap olarak bile görmedi. Onlara göre bir şey yapılacaksa bunu ancak devlet ve hükümet yapardı. CHP ve MHP gibi partiler zaten AKP’nin bile çok gerisindeydi. Onlar barış ve çözüm olayı ile ilgilenmek yerine AKP’nin İmralı’da yaptığı görüşmeleri bile reddettiler. Sivil toplum örgütleri ve farklı toplumsal kesimler ise çok cılız sesler çıkarmaktan öteye geçemediler. Türkiye’de ne kadar sivil toplum olduğunu çok açık bir biçimde burada gördük.
Hakkını yememek lazım, başta Gezi Direnişi olmak üzere çok önemli direnişler de yaşandı. Bunlar hala toplumun onuru olarak canlı bir biçimde yaşıyor. Türkiye toplumu için bir çekim merkezi olmaya devam ediyor. Fakat bu durumun bir çözüm iradesine dönüşmediği, herkesi etrafında toplayan bir barış ve çözüm programına kavuşmadığı, dolayısıyla çözümü öngören bir siyasal alternatif haline gelemediği de ortadadır. Bu nedenle Kürt halkı ve Kürt Halk Önderi için bir muhatap haline gelememiştir.
Şimdi geriye dönüp bu bir yıla bakıldığında söz konusu güçlerin ne diyeceği gerçekten merak konusudur. Hala acaba Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan istenen, beklenen bir şey olacak mıdır? PKK ve Kürt halkı hala eleştirilmeye devam edilecek midir? Yoksa herkes kendi tutumunu masaya yatırıp gerçekçi bir analize tabi tutarak biraz özeleştirel yaklaşım gösterebilecek midir? Hiç olmazsa bu temelde gelecek açısından kendini ciddi bir konuma getirebilecek midir?
Kuşkusuz bunların yapılması güncel politika açısından pek bir şey ifade etmez. Çünkü olan olmuş, tarihi bir süreç kaybedilmiştir. Elbette bunun sorumlusu olanlar da gereken cezayı yaşayacaklardır. Zaten AKP Hükümeti daha kazanmayı hesapladığı yerel seçimlere ulaşmadan yaptığının cezasını görmeye başlamıştır. Derler ya, kurnaz tilki dört ayağından tuzağa düşermiş. Şimdi AKP’nin köylü kurnazlığının yaşadığı sonuç da bu oluyor. Sözde Kürt tarafını oyalayarak seçimleri kazanma hesabı yapanların şimdiki halleri açıkça görülüyor. Can havliyle kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar.
Halbuki Önder Abdullah Öcalan ve PKK Yönetimi AKP’yi defalarca uyarmıştı. Konuya ciddi ve cesur yaklaşması gerektiğini ve basit seçim hesapları yapmaktan vazgeçmesini belirtmişti. Sorunu çözemeyenlerin kendilerinin çözüldüğünü vurgulamıştı. Fakat AKP Hükümeti bunları dinlemedi. Kürtlerin ne uyarılarını ciddiye alıp dinledi, ne de verdikleri desteği doğru kullandı. Peki sonuç ne oldu? İşte AKP’nin yaşadıkları ortada! Tayyip Erdoğan ve yakın arkadaşları canlarını nasıl kurtaracaklarının arayışı ve telaşı içinde bulunuyor. Bunun yolunu bulmaları da artık mümkün değil. AKP için artık deniz bitmiştir. Bunun sorumlusu da kendisidir. Dolayısıyla hiç kimseyi sorumlu tutamaz ve tutmamalıdır.
Benzer durum Türkiye’nin diğer güçleri açısından da geçerlidir. Kürtlerin uzattığı barış ve çözüm elini tutmayan veya tutamayanların hangi sonuçlarla karşılaşacaklarını AKP’ye bakarak anlamaları gerekir. Onlar da AKP gibi etkisiz tutumlarının cezasını göreceklerdir. Barış ve demokratik çözüm gibi çok tarihi bir fırsatı kaçırmışlardır ki, elbette bunun bir karşılığı olur. Böylesi fırsat ve imkanlar öyle kolay ve her zaman ele geçmez. Kuşkusuz yaşayacaklarının sorumlusu da kendileridir ve hiç kimseyi sorumlu tutmaya hakları yoktur.
Kürtlere gelince, kuşkusuz onların da geçen bir yılı doğru bir analize tabi tutmaları gerekir. Önder Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreç öngörülen sonucu ortaya çıkarmamıştır. Ancak bundan sorumlu olan kesinlikle Kürtler değildir. Süreci tam sahiplenerek Kürtler üzerlerine düşeni eksiksiz yerine getirmişlerdir. Bununla da hata yapmamışlardır, bu nedenle gönül rahatlığı içinde olmalıdırlar. Çünkü barış ve demokratik çözüm süreci boşa gitmemiştir. Bu sürecin Kürt halkına ve özgürlük hareketine siyaseten kazandırdıkları çok olmuştur. En azından kimin barışı ve çözümü istediği netleşmiştir ki, başlı başına bu sonuç bile Kürtler açısından tarihi öneme sahiptir.
Gerisi artık yeni Newroz yılına ve aktif mücadeleye kalmıştır. Müzakerenin bir çözüm yöntemi haline gelememesi, doğal olarak demokratik mücadeleyi çözüm yöntemi haline getirmektedir. Yeni yılda Kürt halkına düşen de bu demokratik mücadeleyi çok güçlü ve sonuç alıcı bir biçimde yürütmektir. Kürtlerin Önder Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecini güçlü bir biçimde sahiplenmeleri gibi, yeni dönemin demokratik mücadelesini de sahiplenerek başarıyla yürütecekleri kesindir. Tayin edici olan da bu mücadele olacaktır.
Newroz yılı
Yeni bir Newroz yılına giriyoruz. Halkımızın ve Önder Abdullah Öcalan’ın Newroz Özgürlük ve Direniş Bayramını kutluyor, yeni mücadele yılında başarı dileklerimizi ifade ediyoruz. Büyük Newroz Şehidimiz Mazlum Doğan şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Şehitlerimizin izinde kahramanca yürüyen halkımızın yeni mücadele yılında da büyük başarılar elde edeceğine dair inancımızı belirtiyoruz.