Uyduruk "bahar” modelleri pazarlanıp, satılmaya başlandı önce. Derya içinde olup da önündeki damlayı göremeyen gözler, "Gülistan’da gül koklayan delidir / eğer deli değilse / nezlelidir” diyen şairin tarifindeki şaşkınlar gibiydi. Libya’da linç edilerek öldürülen bir diktatör tablosunu, bu insanlık ayıbına gözünü kapatarak seyredebilen dünya, bütünüyle kaybetmişken adalet ve vicdan duygusunu, "özgürlüğün baharını” yaratabilir miydi? Kendi gücünü örgütleyip kullanmak yerine, el gücüyle özgürlükle gerdeğe girmeye kalkanlar, tecavüz kendilerine yönelince anladılar mı acaba zalimle işbirliğinin zulümle ortaklaşmak olduğunu?
Soğuk savaşın karları erirken Arap Baharı adıyla atıldı hayali umut ihracının günümüze taşınan ilk adımları. Halklar özgürlüğe hasret, bahar bekliyordu. Oysa çamurlu bir ölümle akan sel taşkınlarıyla boğulmaya başladı dünya.
Ne aradığını bilmeyenin yorucu, yıpratıcı, anlamsız çabasıydı bu çaba.
Oysa NeWroz, yani çocukluk hayallerimizi süsleyen özgürlüğün baharı, Kürt çocuklarının avuçlarında NeWroz NeWroz gülümsüyordu bütün yeryüzüne.
***
2600 yıl öncesi yaşanmaktadır sanki Türkiye’de yeniden. Omuzunun üzerinde taşıdığı yılan başları ile arzı endam eden zalim Dehak’ın her gün Kürt çocuklarını yediği bir zulüm sisteminin içindeyiz 90 yıldır. Tarih tekerleğinin geriye çevrilebildiği bir bilim-kurgu filminin figüranları olmaya zorlanıyoruz bütün bir halk olarak sanki.
Ömrünce ırkçı-milliyetçi diktatörlerle yönetilmiş olan "egemen Türk ulusu”, belki de o çok övündüğü "yedi düvele karşı kazanılmış” "laik” ve "demokratik” hukuk devleti yalanı ile daha başından yabancı düştü kendine. Sömürgeciliğin devamı üzerine inşa edilen halktan kopuk İttihatçı Cumhuriyet, ne laikti, ne milli, ne de bağımsız. Emperyalizmle bağımlı olarak gerçekleştirilen "kurtuluş”, "yurtta savaş, dünyada savaş” ile gerçekleştirilen soykırımlar ve katliamlarla Anadolu-Mezopotamya topraklarında her zaman özgürlüğün, özgür düşünce ve özgür örgütlenmenin düşmanı oldu. Irkçı MHP, ulusalcı CHP ya da İslamcı AKP olması fark etmez: "Kemalizm” ortak adıyla bütünleşen sistem, Türk milliyetçiliğini temel alan, kapitalist, sömürgeci, 'tekçi’ faşizan bir Dehak sisteminden başka bir şey değildi.
Tanımlanan kimlik ile yaşanan kimlik arasındaki büyük zıtlık ve çatışma, şizofrenik bir ulus-kişilik karakteri oluşturdu. Hayali korkular üzerine inşa edilen vatan ulus kimliğinin temelini "düşman” kavaramı oluşturuyordu: "Bana benzemeyen herkes benim düşmanımdır!”
Kimi zaman Ermeni, kimi zaman Kürt ya da Asuri-Süryani, Rum ya da Laz, Alevi, Hristiyan ya da Êzîdî, emek ya da kadın hakları savunucusu, eşcinsel ya da HES karşıtı… fark etmez… Tek’e ve tekbir’e uymayan her varlığın katli üzerine kurulmuş-kurgulanmış; varlığını onların kanı üzerinden besleyen Dehak sisteminin yeni adıydı Kemalizm.
***
Bir karış toprağını sıksan içinden en az on diktatör fışkıran Ortadoğu’da "Nevruz” hırsızlığıyla sürdürülmek istenen sömürgecilik, Dehak zalimliğinin mirasını üstlenip yürürken halkların üzerine, demirci KaWa’nın esvabıyla yürüdü zalime karşı Armayel ve Garmayel’in kurtardığı bir avuç Kürt’ten oluşan "baharın ordusu.”
Ve hepsi ellerinde sımsıkı taşıdıkları taşlar ve yüreklerinde sımsıkı sardıkları çocukluk hayalleriyle önce dağları, sonra kentleri doldurdular, NeWroz ateşiyle.
Ve destan anlatıcıları derler ki:
Her yılı bin yıl olan otuz küsur yılda KaWa’yla yürüyen Kürtler, nice yollar aşarak gelmişler bir 20 Mart gecesinde, bir Zap eşiğine, bir Mazlum komutanla. Ve kocaman bir ateş yakıp eritmişler demirden bir yılan başı gibi tam ortada durarak özgürlüğün yolunu kapatan Dehak’ın sistemini.
Ve destan anlatıcıları derler ki:
İşte o günden bugüne Kürt halkı KaWa’laşmış ve NeWroz, onun özgürlük mücadelesinin adı ve Öcalan’ın dediği gibi "PKK; bir diriliş olayı, yeni gün olayı ve bir Newroz olayı” olmuştur. Eylemin adı NeWroz’dur artık çünkü özgürlüğün adı NeWroz’dur. Statükonun dayattığı dünün adı Dehak’tır elbette; zulmün sevdiği karanlığın adı, karanlığın sevdiği gecenin adı Dehak’tır.
Yeninin adı, doğuşun adı, yarının adı NeWroz’dur.
Dehak’ların uydurma Nevruzları sömürgeciliğin sönmekte olan ateşini körüklerken, her 21 Mart, özgürlüğün NeWroz’laştığı, NeWroz’un özgürleştiği bir umut ışığı olarak büyümüştür çocukların gözlerinde.
Yani NeWroz hep çocuk olmuştur, sürekli büyüyen insanlıkla birlikte.
Ve her yıl yeniden çocukluk hayallerini koruyarak yakmıştır NeWroz ateşini.
***
Ve artık, adalet isteminin, özgürlük isteminin, barış isteminin biricik yöntemi olmuştur eylemle NeWroz’laşmak. Bu yüzden saldırır sömürgeciler 20 Mart karanlığında NeWroz ateşlerine, bastırmak için NeWroz’laşan serhildanları.
Beyhude..
Ne NeWroz ateşi söner binlerce yıldır dağ başlarında, ne NeWrozlaşan halkların özgürlük kavgası, ta ki Dehak’lar tükenene kadar bu güzelim yeryüzünden.