
Mezopotamya Yayınevi Sakine Cansız’ın ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ adlı anlatısının 3’cü ve son cildi ile Abdullah Bayık (Gürcan )’ın ‘Gerillanın Umudu’ adlı kitabını 21 Mart 2015 Cumartesi günü Avrupa’da Bonn’da düzenlenecek olan Newroz’da okurlara sunacak. Yayınevi etkinlikte açacağı standta gerek yayınevinin kendi yayınladığı ve gerekse ülkede yayınlanan zengin kitap çeşidi ile yer alacak.
Cansız Kürdistan dağlarında
Mezopotamya Yayınevi Paris’te katledilen Kürt kadın devrimci Sakine Cansız (Sara)’ın anlatısından oluşan ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ kitabının 3’cü ve son cildini okurlara sunuyor.
‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ın 1’ci cildinde Cansız’ın doğumundan başlayarak, ailesi, yetiş̧me koş̧ulları, Özgürlük Mücadelesi’yle tanışması ve katılımı, yürüttüğü çalışmalar, o dönem yaş̧anan gelişmeler ve tutuklanma sürecini kapsayan 1977-1979 yılları yer alıyordu. İkinci kitap ise, bir bütün olarak cezaevi süreciydi. Diyarbakır Zindanı’nda bir kadın olarak, direnen bir PKK’li kadın olarak efsaneleş̧en, yoldaşları ve onu tanıyan herkes tarafından ‘tanrıça’ olarak görülen Sakine Cansız gerçeğ̆i vardı. Asla boyun eğ̆meyen, mücadeleyle dolu dolu bir gerçeklikti bu. Baş̧ta Kürtler olmak üzere herkeste heyecan yaratan bir isimdi Sakine Cansız. Cansız bu konuma direnerek ulaş̧mış̧tı. Bu gerçeklik 2’ci kitapta yer alıyordu. Yayınevinin Newroz’da okurlarla buluşturacağı üçüncü kitap ise Cansız’ın cezaevinden çıkış̧ı, Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gidişi, ardından da Kürdistan dağ̆larında geçirdiği evreleri konu alıyor. Cansız’ın dava arkadaşı, Kürt siyasetçisi Fuat Kav ise, kitaba yazdığı ‘’Sakine için birkaç söz’’ başlıklı önsözde ‘’ Halbuki en doğ̆al, saf, temiz ve kadın olmanın isyankar duruş̧u ile devrime, mücadeleye, PKK ve Baş̧kan Apo’ya bağlı olan Sakine arkadaş̧ bir direniş, kavga ve mücadele kadını olarak hiçbir zaman tereddüde girmedi. Her gün daha fazla bağ̆landı, daha fazla mücadele ruhunu keskinleş̧tirdi, daha çok kadın özgürlük çizgisine sadık bir kadın önder olarak var olmanın en derin halini yaş̧adı. Roza’nın, Klara Zetki’nin ruhuna sadık kalan bir devrimci olarak onların da kavgalarını, mücadelesini yürüttü. Kısacası o, Ortadoğ̆u bataklığında, kapitalist modernitenin ana merkezi olan Avrupa çirkefliğ̆inin tam orta yerinde bir LOTUS çiçeğ̆i olarak yaşadı...’’ diyerek Sakine Cansız’ın özgür ruhunu anlatıyor.
Sakine Cansız’ın ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ kitabı bir bütün halinde kadın bakış açısı ile özgürlük hareketi tarihinin anlatıldığı ilk kitap niteliğinde. Sakine Cansız 3 cilt halinde yayınlanan kitabındaki anlatılarında yaşadığı olayları iç diliyle anlatırken hem eleştirel, hem tavır koyucu, hem de mücadeleci yönünü her fırsatta gösteriyor. Bunu yaparken tarihe not düşerek, bugüne kadar bilinmeyen olaylara kapı aralayarak kimi zaman bir zindan direnişçisi, bir kadın, bir PKK’li, bir devrimci, bir Kürt olarak okurlarının karşısına çıkıyor.
‘Gerillanın Umudu’
Mezopotamya Yayınevi’nin Newroz’da okurlarla buluşturacağı bir başka yeni kitap ise, Abdullah Bayık (Gürcan)’ın ‘Kaynağa dönüş yolunda Gerillanın Umudu’ adını taşıyan dağ anıları ve şehit çalışması. Bugüne kadar b dağ ve gerillayla ilgili birçok anı ve şehit çalışması yapıldı. Bu çalışmanın en özgün yanı ise, her ikisinin de kitapta yer alarak Mahsum Korkmaz (Agit) ile Mustafa Yöndem (Erdal)’i anılar ve şehit olarak anlatma özelliği oluşturuyor. Yine Botan’daki gerilla savaşını genç bir gerillanın (Abdullah Bayık) gözüyle, diliyle, kalemiyle okurlara sunuyor. 1984, 1985, 1986, 1987’li yılları yaş̧anmışlıklarıyla ve yaşayanlarıyla birlikte sade bir üslup ile dile getirmiş olması da bu çalışmanın farklı bir özgünlüğ̆ünü oluşturmakta.
‘Kaynağa dönüş yolunda Gerillanın Umudu’ adını taşıyan bu çalışmada yer alan kiş̧iler, ilişkiler, bütün olaylar, mekanlar ve bütün zamanlar ise yaşanan gerçekliklerden almış gücünü. Çalışma boyunca, anlatıcı geçmiş̧i an be an yeniden yaşarken, yeri geliyor Lolan’ın kucağ̆ında çocuklar gibi seviniyor. Yeri geliyor Şekif’in zirvesinde kana kana ağ̆lıyor. Anlatan, eylemi ile derleyenin diline hayat veriyor. Dolayısıyla bu çalış̧ma birbirinden hunharca koparılmış olan eylemin ve dilin, belirtilen koş̧ullarda bir buluşma ve birlik denemesi oluyor.
‘Gerillanın Umudu’nun anlatımı Xinêrê’de, derlemesi Lolan’da, Şekif’in sırtında yapılarak, okura dağın ve gerillanın sıcaklığı ile sunuluyor.
Dijital meselesi
(...) Geçenlerde Cemal (Murat Karayılan) arkadaş karargahta, yanındaki güvenlikten arkadaşları göstererek bana; "Gürcan bunlar sana dijital diyorlar. Nedir bu mesele" diye sordu.
Hepimiz topluca gülüştük.
Şu bizim arkadaşlar var ya... Birinin elinde farklı, ayrıksı bir şey görmeye görsün. Bu şeyi o kişiye kaşla göz arasında kulp olarak takıverir de o andan sonra herkesin bu kulpundan tutarak ilişkilendiği o kişi artık mezara kadar bu kulpuyla gider. Kişi artık musalla taşında, ona bu kulpu takanlar da başındayken, soluğu en güçlü, en tevatür imamlar bile bu kulpu sökemezler ondan. İmam ne yapsın, dedemin bastonu ya da uyluk kemiği değil ki kaldırıp atsın. Sonunda çaresiz mezara da o kulpuyla girer ve ölümünden sonra da hep o kulpuyla anılır o kişi.
Bir süredir bir dijital fotoğraf makinem var. Bununla "benim diyen" botanikçilerin düşlerinde bile göremeyecekleri Kürdistan çiçeklerini, bunların üzerinde ve aralarında tur atan Kürdistan kelebeklerini; Zagrosların eteklerinde açan şilêreleri; Zagrosların zirvesinde asılı duran dolunayın ışığında bu şilêrelere serenat yapan yaban bülbüllerini; sivorileri, kınalı keklikleri ve öteki bilcümle Kürdistan kuşlarını; her biri anamın evdeki kuşaneleri kadar geniş ve kocaman olan şekif’in heliz mantarlarını; toplumsal yaşamın olduğu gibi doğal yaşamın da kaynağı olan Kürdistan’ın Aden zamanlarından kalma revaz, guhbizin, luş, soryaz, talik, gulik, kereng gibi envai çeşit şifalı otlarını... Ve elbette bütün bunların yanında ve arasında Kürdistan göğünün altında ve Kürdistan toprağının üstünde, arkadaşları ve bir de kendimi resmediyorum. Makine otomatik. Kur kayanın başına, geç makinenin karşısına, şipşak!
Bu acayip dijital makine ile resmetmek bir tutku oldu bende. Daha şimdiden botanik -bizim oranın adı olduğundan mıdır nedir pek seviyorum bu deyimi- zoolojik ve hatta politik niteliklere haiz çok zengin bir dijital albümüm oldu. Oldu olmasına da bu arada adımız da “dijitale” çıktı. Ma ne yapalım, yoldaşların canı sağ olsun da... (...) Sayfa 15-16
ERDOÐAN YENER