Newroz’dan öncesine bakalım: İstanbul’un göbeğinde patlayan bombalardan sonra, zımni olsa da, Erdoğan siyasetinin yolaçtığı felaketlerden birinin daha yaşandığına işaret edildi.
İsrail, Erdoğan’lı “Türkiye kurumu“nun sorunlu olduğunu açıkladı.
Öncesinde Almanya, Türkiye’de yaşayan Almanlar’ın korunması için tedbir önlemleri aldırdı.
ABD, Türkiye’yi uyardı.
Türkiye’de yaşayanların güvencesinin olmadığı başka türlü nasıl açıklanabilirdi ki?
Cizre’de siviller katledildi.
Direniş kıvılcımı, Sur’a, oradan Nusaybin‘e, Silopi’ye daha sonra Batman, Yüksekova ve diğer kentlere yayıldı.
Kuzey Kürdistan insan avına serbest bölge ilan edildi.
Başaramadılar.
Türk askeri güçleri, Vietnam’daki ABD ordusunun saplandığı bataklığı anımsatacak tablolar karşısında, izleri onyılları alacak bir travmanın içine düştü.
Türkiye’deki halk, susturulmanın travmasına mahkum edildi.
Ama dünyaya yansıtılan tabloda, Kürtler "sivil“den sayılmadı.
Cizre, Sur ve diğer kentlerde katledilenler, insan değildi.
Genel tabloda, Kürtler "Ortadoğu’nun siyahları“ yerine kondular.
"Sivil“ler sadece Ankara, İstanbul ve Türkiye metropollerinde yaşayanlar oldular.
Erdoğan rejiminin katliamlarıyla, "Bağımsız Kürdistan“ için başlatılan diplomatik hamle daha da hayati bir önem kazandı.
Rojava’da kanton özerk bölge yönetimleri ilan edildi.
Barzani yönetimi, Kuzey Kürdistan’daki katliamlar konusunda, sessizliği tercih etti.
Rojava’daki özyönetimler konusunda "onay“ verdiğini açıkladı ve böylece, Rojava’daki kazanımların, Güney Kürdistan’ın da kurtuluşuna yol açacağına vurgu yaptı.
İran Dışişleri Bakanı Türkiye’yi ziyareti gündeme geldiğinde, aksesuarda karşıt Türkiye-İran’ın Kürtler’in geleceğiyle ilgili ortak bir plan için pazarlık yapacakları ihtimali yeniden gündemleşti.
2016 Newroz’una gelindiğinde, tedirginlik ve umut belirtileri iç içeydi.
Newroz’dan hemen önce açıklama yapan Karayılan: “Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP bu katliamcı, ırkçı tavrından geri adım atarsa, Newroz yeni bir atılım ve çözümün gelişmesine vesile olabilir“ açıklamasıyla, gündeme yeni bir ivme kazandırmış oldu.
Müzakerelerin başlayabileceğini ve buna hazır olduklarını belirtti.
Bunun yanında: "En güçlü dönemimizi yaşıyoruz. İrademizi ortaya koyarsak, düşman geri adım atacaktır. O zaman çözüm ve barış gerçekleşir" belirlemesiyle, Ankara’nın savaşta diretmesi durumunda, mevcut tablonun yeni trajedilere yol açacağının altını çizmiş oldu.
Özetlersek: Newroz’dan sonra yeni bir sayfanın açılması mümkün.
Belirleyici güçlerin başında Türkiye geliyor.
Eğer Ankara, Diyarbekir’le müzakereye otursa, bu İstanbul ve Ankara’da yaşananların tekrarını önleyebilir.
Kürdistan’daki Türk askerlerinin geri çekilmesi durumunda, Diyarbekir‘in ileri süreceği şartların kabul edilmesiyle, bölgedeki tüm halkların barış içinde birarada yaşamasının mümkün olacağı bir geleceğin kapısı aralanabilir.
Aksine, Kürdistan ve Türkiye’deki halkların bu trajediyadan kurtulmaları mümkün olmaz çünkü, Kürdistan’daki mücadele ve Türkiye’nin Kürdistan’a yeniden işgali, uluslararası birçok gücün etki ve müdahalesini birlikte getirdi; bu müdahale daha da yükselecek gibi görünüyor! Merhabaaaa