Türk cumhurbaşkanı gittiği her yerde bu soruyu soruyor. Bu soruyu sorarken kafa karıştırmaya çalışıyor ve insanlardan kendi istediği cevapları almayı hedefliyor. Türk cumhurbaşkanı Erdoğan'a göre Kobanê’nin hiçbir özgünlüğü yok. Her şeyi kendi çıkar hesaplarına göre kredilendiren bir zihniyetin sonucu olarak sistemin gelişkinlik, verimlilik ölçülerine vurduğunda, ekonomik hesaplarla değerlendirdiğinde Kobanê’nin hiçbir özelliği yok. Şimdiye kadar Suriye’de Esad rejiminin hakimiyeti altında bu küçük şehre yapılan ekonomik yatırımlar olmamış, buradaki Kürt halkı kimliksiz, ikinci sınıf vatandaş statüsünde tutulmuş, ucuz iş gücü olarak kullanılmış, coğrafyasının yer altı kaynakları Şam’ın merkezine taşınmıştır. Kürt halkı yoksul köylü bir halk olarak varlıklarını korumuştur. Kimliksiz, statüsüz bir halkın vatan toprağı üzerinde gelişen bir savaş üzerinde durmanın, Erdoğan ve onun zihniyet kategorisindekiler için hiçbir değeri yoktur. Erdoğan’a göre tüm dünyanın dikkatinin Kobanê’ye yönelmiş olması anlamsız ve kendi hesaplarını bozacak kadar abartılıdır.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki bir köye, bir mahalleye, bir eve daha da minimalleştirirsek bir insana yönelecek IŞİD saldırısı için devlet aklı nasıl hareket ederdi? Uluslararası güçleri hangi argümanlarla yardıma çağırır ve meşruiyetini nasıl savunurdu? Kürtlerin devletsiz bir ulus olmasını bir zaaf olarak görmek Erdoğan’ın en temel handikabıdır. Bir yandan devlet ve iktidar aklının kalıplarıyla gelişmeleri algılamaya çalışıp, Kürtlerin bu direniş gücünü ve çekim merkezi olma yetenekleri karşısında şaşkınlığını gizleyemezken, diğer taraftan meşruiyet sorununu gündeme getirerek uluslararası alanda Kürtleri farklı arayışlara kendi eliyle itmektedir. Kendim ettim kendim buldum diyecek noktaya doğru ilerleyen Türk dış politikasında, Kürtlere direnme hakkını bile çok görme en çok Kobanê karşısındaki söylemlerinde açığa çıkmaktadır.
Türkiye’nin sınırları sallanırken Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki dalgalanmaları anlamak mümkündür. Kobanê’yi bir Arap şehri olarak düşünmek, düşlemek, bir niyetten ötesini gösterdiği için değerlendirilmek durumundadır. Arap halkı Ortadoğu’nun en kadim halklarındandır. Demokratik İslami akımların geliştiği, insanlığa güzel bir yaşam ütopyasını müjdeleyen, adil ve paylaşımcı ahlakı salık veren bir toplumsal zemini vardır. Kürtler Arap halkıyla komşu coğrafyalarda binlerce yıl barış içinde yaşamıştır. IŞİD saldırılarıyla Kürtlerin en kadim yerleşim yerlerinden olan Kobanê’yi Araplara bırakma politikası herhalde en zalim niyet, istem, politika olsa gerek. Kendi sınırları içerisinde oluşturduğu statüyü korumak için bir halkı, bir anayı, bir çocuğu büyüdüğü topraklardan sürmek en zalim yöntem, en vahşi saldırı olarak görülmek durumundadır. Üzerinde yaşadığı toprak bir insanın hafızasıdır, kimliğidir, varlığının bir parçasıdır. Toprağından, anılarından, kültüründen sürülen insan çaresiz, güçsüz, kimsesiz kılınmıştır. Anasından koparılan bir çocuk gibi öksüzdür. Kürt halkını yok hükmünde saymak adına Türk politikasının Kobanêyi görünmez kılma çabası Erdoğan’ın ağzından ''Niçin Kobanê'' sorusuyla dışa vurmaktadır.
Bugün Türkiye’nin en küçük iline bir saldırı olsa Türk hükümeti ve devletin başı ''niçin'' sorusunu soracak kadar kendilerini alçaltacaklar mıdır? İnsanları inançları, etnik kökenleri, cinsiyetleri veya nüfusları ile orantılı mı ele alacaklardır? Bu hangi kutsal kitapta vardır? Bir insan öldüğünde tüm insanlığın öleceğine inanan, kainatın bir toz zerresinde bile hakkı arayan, bulan ve buna sahip çıkan büyük yaşam felsefesine karşı küfre giren söylemlerle Erdoğan hala Kobanê’de katliama davet çıkarmayı sürdürmektedir. Burada bedenlerini siper eden gencecik insanların asimetrik bir savaş denklemi içerisinde ezilmesini talep etmektedir. Filistin’de toprağını işgale karşı savunan direnişçiler için gözyaşı dökerken, yanı başında daha düne kadar haritalarda yeri bile olmayan küçük bir vatan toprağının savunmasını yapan Kürt direnişçilerine saldırıları onaylamak ancak Kürt düşmanlığını çeşitli araçlarla sürdürme istemi olarak değerlendirilebilir. ''Orada halk değil iki bin direnişçi vardır'' diyerek dünyada karşısında devlet güçleri de dahil hiçbir gücün direnemediği faşist IŞİD çetelerinin saldırı ve katliamlarına meşruiyet yaratma arayışı vardır. Hakkı, haklılığı ne sayısal bir güce indirgenebilir ne de devleti yok diye bir halkın meşru direnişi ters yüz edilebilir. Hz. İsa çarmıha gerilirken yanında tek bir kadın vardı. Hz. Muhammed Mekke’yi terk ederken zalim Kureyş kabileleri hakim iktidarı teslim ediyorlardı. Hz. İbrahim Urfa’da göç ederken Nemrutlar devlettiler ama özgürlük arayışını ve toplumun demokratik taleplerini ortadan kaldıramadılar. Toplumların özgür yaşama ve kendi kimliklerini koruma mücadeleleri bazen sessiz akan, bazen coşan nehirler gibi günümüze ulaşmayı başardı. Kobanê böyle bir ana nehir olduğu için kimliği ve özgürlüğü için direniyor. İnsanlık direndiği için toplumsal vicdanı ve bilinci kalmış tüm kesimler Kobanê diyor, oraya koşuyor.
''Niçin Kobanê'' diye soran Türk Cumhurbaşkanı bu sorusuyla planlarının istediği gibi gitmediğini ortaya koymakta aslında. İstediği olmayanların mızıkçılığı ile hareket ediyor. Kürt hareketini, özgürlük güçlerini Kobanê üzerine sürdükleri IŞİD faşizmi ile uğraştırmak, bu arada ise Türkiye’de ‘yeni Türkiye’ olarak ifadelendirdikleri ele geçirme hareketini tamamlamak istiyorlar. Buna tek tepkiyi veren ve Türkiye’de demokratik bir geleceğin mücadelesini veren başta HDP ve Kürt özgürlük güçlerine saldırıları, yatıp kalkıp demokrasi güçlerini susturma çabaları arzuladıkları Türkiye’nin tek renge, tek sese, tek dil ve inanca dönüştürmeme korkusundan kaynaklanıyor. Son günlerde dile doladıkları vandalizmin yani farklı kültür ve değerlere yaşam alanı tanımama eğiliminin temsilcileri sadece kendilerini akıllı, politika üreten bir güç olarak görüyor. Ürettikleri politika ise baskı ve zulmü arttırma, yeni tutuklama nedenleri üretme, demokratik her türlü girişimi susturma çabası oluyor. Yeni Türkiye adıyla vaad edilen Türkiye’yi yeni dönem koşullarına uyarlamış bir faşizmdir. Bir kez daha Kürt özgürlük güçleri, temsilcileri haklı çıkıyor. Çözüm süreci adını verdikleri bu dönemin de çözüm değil çözümün önünü tıkama süreci olarak düşünüldüğü ve barışa susamış halkların bu umutlarını da harcayarak yeni bir çatışma dönemine hazırlık yapma olduğu giderek farkına varılan bir durum oluyor. Kaygılandıran gelişme budur. Kobanê ortaya koyulan tepkilerin altında yatan gerçek sosyo-psikolojik durumun doğru ve gerçekçi okunması gerekirse bu görülecektir. Kobanê politikalarında Türk devletinin Kürt sorununun çözümünde samimi olmadığı, oyalama politikası yürüttüğü, Kürt soykırımına pirim verdiği ve bu konuda çeşitli güçleri desteklediği Kürt halkı tarafından anlaşılmış, Türkiye’nin iç politikasında çözüm adı altında yürütülenin devletin 80 yıllık Kürt politikasında stratejik değişiklik yapmadığı algısı Kürdistan ve Türkiye’yi bir tepki atmosferine sürüklemiştir. Niçin Kobanê sorusunda bir diğer yanıt bu hakikatte gizlidir.
Kendi devletinin Kürt halkına yaklaşımında aidiyet duygusunun oluştuğu bir ülkede böyle bir ayaklanma beklenemez. Bu nedenle Kürtlere, onun temsilcilerine ve demokratik tepkilere karşı panik halinde davranacağına Türk hükümeti ve sorumlular ''niçin'' diye kendilerine daha ciddi sorular yöneltmelidir.
Kobanê kaybederse Kürtler değil, insanlık kaybedecektir. Bunu biliyorlar, bunun için Kobanê diyorlar. Başta da Türkiye kaybedecektir, Türk hükümeti ise bunu bilmiyor.