Irkçı yandaşlara "kindar nesil" ruh aşısı salladıktan sonra, Kürtleri dolandırmaya giderken, yüzüne insani maskenin barışçı figürünü yapıştırıyor ve Halife Ömer’in "Fırat kenarında otlarken kaybolan kuzudan ben sorumluyum" sözünü haykırıyordu.
Kindarlıkla tıslayan adam dolandırmaya çıkarken, güler yüzlüydü. Alacağını derledikten sonra, yeniden ihtiyaç duyana kadar Ömer’in dinini de, adaletini de unutuyor, yüzünde sırıtış kuzu hırsızlarıyla yandaşlaşıyordu.
Adalet mi, o bilmem nerede yaşayan kadının adıydı!..
Ama katillerin kimi koruyucuları, öteki yüzleriyle yüreklerinin insanlık yangını olduğu gösterisine çıkıyorlardı. Bunlar, dünyaya karşı yalanlar maratonuna çıktığında, maaile televizyon ekranında sıralanıp, "Müslüman kardeşlerim azap içinde" diye söylenip, ileri geri sallanarak çilek yerken İsrail uçakları tarafından rahatsız edilen Filistinli çocuklara ağlıyormuş gibi yapıyor, Suriye’de ölen çocukların yasını tutuyorlardı.
Kobanê'de topluca katledilen, TC’de tek tek avlanarak ruhları alınan Kürt çocukları, "terörist" oluyordu.
Uğur Kaymaz’ın sırtına kurşun sayan katilleri masum gösteriyor, ceylan yavrusu bakışlı çocuk Ceylan Önkol’u parçalayan vahşiler "meçhul adam" oluyor, Diyarbakır, Lice, Yüksekova katliamlarının kanlı eline, "Kürt'tür, ne yapılsa yeridir" adaletlerinin şalı örtülüyor, hapiste tutulan esir çocukların tecavüzcüleri aklanıyor, Barbarların 1990’lardan intikal eden katliam ve yangın dosyaları "zamanı geçti" silgisiyle sıfırlanıyordu.
CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun tesbitlerine göre, son 11 yılda devlet eliyle katledilen çocuk sayısı 241, 12 yaşındaki Cizreli Nihat Kazanhan da katillerin son avıydı.
Katillik ve katliamlardan sanık bazılarının terfi edip, rütbelenerek yüceliklere kurulduğu bir yaşama biçimi coğrafyasında, bir kaç istisna hariç, çocuk katillerinin tümü şan ve şeref kazanmışçasına yüksek himaye altına alınmış, kimlikleri de meçhul kalmıştı.
Unutmamak gerekiyor ki, insan bedenine cop sokup, insan pisliği ve ölü fare yedirilen cezaevinin (Diyarbakır) sorumlu komutanı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri oluyordu, bu rejimde. Büyüklük sıralamasında en başlarda oturan…
1990’larda Kürtler için toplu mezar kazan kimseye hesap sorulmadı. İnsanları diri diri uçurumlardan aşağıya, kuyulara atanlardan da…
Adı, sanı belli katiller mevki ve makamlarla ödüllendirildi.
Başbakan Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efgan Ala da, Cizreli Nihat çocuk vurulduktan hemen sonra, katilin yüzünü saklamak üzere kameralara gülümseyerek, "Cinayetin işlendiği yerde polis yoktu, dolayısıya gaz fişeği de atılmadı" yalanını söylediler.
Ancak, bu kez çocuk cineyetini örten yalan perdesi uzun ömür olamadı. Ortaya çıkan görüntüler, yalanlarını yüzlerine sıvayıverdi.
Uzaktan taş atan Nihat çocuk, arkasını dönüp yürürken, görüntüsü ekrana gelen polis tarafından vuruluyordu.
Katil belli, ama adalet duygusu ölü bu rejimde…
Tıpkı, himaye gören öteki katiller gibi küçük Nihat’ın katili de korunacaktır. Yine pek çok katile sunulan ikramiye misali, "iyi halleri nedeniyle" denilerek…
Görüntüler, katiller ve katillerin himayecilerinin kamu vicdanında mahkumiyetine delil olacaktır. Hepsi o kadar…
Çünkü katil tek değildir. Bir çarktır, suçlu olan…
O da dokunulmazdır.