Türkiye’deki IŞİD algısını ortaya koyan bir araştırmanın sonucu gazetelere haber oldu geçenlerde. Habere göre; Türkiye genelinde 1500 kişiyle yapılan ankette Türkiye’nin yüzde 9.3’ünün IŞİD’i terör örgütü olarak görmediği, yüzde 5’inin IŞİD’in yaptıklarını desteklediği ve yüzde 21’ine göre IŞİD’in İslam’ın temsilcisi olduğu belirlenmiş. Aynı araştırmada başkanlıkla ilgili sorulara verilen cevaplara göre ise; yüzde 50’ye yakın bir kesimin şu anki parlamenter sistemden yana olduğu, yüzde 28.6’nın başkanlığı desteklediği, yüzde 22’den fazlasının ise konuyla ilgili bir fikri olmadığı ya da soruya cevap vermediği, belirtiliyor. 

Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayallerini destekleyenlerin oranı ile IŞİD terör örgütünün destekçileri arasındaki yakın orana şaşırmadığınızı biliyorum. Erdoğan’ın başkanlık konusunda fikir belirtmeyen yüzde 22 ve daha fazlasını kazanmak için kan akıtmaya devam edeceğini, ikna edemediğini korkutarak kazanma kararlılığında olduğunu düşünüyorsunuz ve haklısınız bence. Nitekim gerek bizzat Tayyip’in, gerek devletin ve gerek toplumun insanlığını unutmuş kesiminin dehşet saçan icraatları ortada. İstanbul Sultanahmet’te turist kafilesinin ortasında IŞID canlı bomba patlattı, var mı daha ötesi? 

Sur’da, Silopi’de, Cizre’de Kürtleri hedef alan katliam, insanlık dışı uygulamalar ve direniş malum. Ancak nerede bir muhalefet varsa devlet orada. Nitekim Tayyip’e itaat etmeyen gazetecilerden sonra şimdi de akademisyenler topun ağzında. Bizzat Tayyip tarafından hakaret görüyor, hatta hedef gösteriliyorlar. Yargı atağa kalkamadan, Bartın’da Elazığ‘da üniversite yönetimleri harekete geçip imzacı akademisyenler hakkında soruşturmaları açtı bile. Faşist güruhun tehditleri de uçuşmaya başladı havalarda. Kayseri’de Ülkü Ocakları ve ülkücü mafya Sedat Peker’in tehditlerinde kullandıkları dilin kendisi dehşet. Sedat Peker, “oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” diye yazdı internet hesabından, düşünün! Bundan sonra ne olur, başlarına ne gelir tahmin etmek kolay. Çünkü, Tayyip Erdoğan cumurbaşkanı oldu ama kaşif olamadı da kötü bir diktatör taklitçisi oldu. Döne döne 90’lara dönmesi de bunun sonucu.

Yine hatırlarsınız; Kenan Evren 80 darbesi uygulamalarına karşı demokrasi ve insan hakları talebi ile kaleme alınan 1300 imzalı bildiriyi imzalayan gazeteci, yazar, akademisyen ve sanatçıları “vatan haini” ilan etmişti. Aydınlar davası olarak bilinen dava ile yargılandılar. Ve pek çoğu işlerinden edildiler, sürüldüler. 

Şimdi, Erdoğan barış isteyen 1128 akademisyeni “karanlık” ilan etti. Haklarında yargısal işlem başlatılması talimatı verdi. İşlerinden edilenler ve haklarında idari soruşturmalar açılanlar var şimdiden. Kendi yanına çektiği mafya bozuntularını da kan içmek, can almak tehditleri eşliğinde sahneye saldı. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun akademisyenlere gösterdiği tepkiyi, devleti allah katında gören yaklaşımlarını düşünüyorum, Türkiyenin en büyük hukuk örgütünün hali bu olunca, IŞID’in Sultanahmet’teki bombalı saldırısını kınayanlara bıçaklı saldırı haberine şaşıramıyor insan. 

Öte yandan, devlet baskısı ile muhalefeti susturmaya çabalayan iktidar, hedef haline getirdiği akademisyenlere, gazetecilere gelen toplumsal destek ve Kürdistan’daki direniş cephesine yoğun katılım karşısında afallamış durumda. Toplumsal muhalefetin yetersizliği ortadaysa da herkesi Beyaz gibi sindiremeyeceğini, insanlığını yitirmemek için mesleğinden hatta canından olmayı göze alanların çoğaldığını gördükçe acısını nereden çıkartacağını şaşırıyor ve daha bir hararetle kazıyor kuyusunu. Eh paniklemiş olmasına şaşırmıyorum elbette. Zira rehber edindiği Hitler de, Evren de insanlık tarihinin lanetlileri ne de olsa.