Yıllardır sömürgeci güçlerin siyasetiyle yönetilen Kürt halkı kendi siyasetini oluşturarak, bölgede ve dünyada öznel bir güç olarak hareket ederek, kendi kendini yönetmek, hak ettiği statüyü kazanmak için tarihin en büyük fırsatlarından birini yakalamış bulunuyor. Bu imkanların en iyi biçimde değerlendirilmesi, özgürlüğün zeminini hazırlayan ulusal bir kazanıma, kurumsal bir düzeye ulaşması ise ulusal birlikle mümkün. Bu nedenle ulusal birlik ulusal kongre ile paralel ele alınan bir konu. Kürdistan'ı DAİŞ ve benzeri terörlere karşı savunmak kadar, yeniden şekillendirilen Ortadoğu'da Kürdistan'ın geleceğinin tayin edilmesinde de Kürt siyaseti, tarihi bir misyonla karşı karşıya.
Eskiden Kürdistan'ı parçalayarak Türk, Arap ve fars ulus devletleriyle halklara kan kusturmayı sağlayanlar, bugün ise palazlanan ve neoliberal sermaye akışı açısından engel teşkil eden bu devletlere yönelmektedir. Bununla beraber, Asya'dan Batıya taşırılması düşünülen enerji kaynaklarının en önemli güzergahı Kürdistan'dır. Kaldı ki Kürdistan'ın kendisi su, petrol, gaz gibi yer altı ve yer üstü zengin kaynaklara sahiptir. Yine Kürdistan'ın jeostratejik konumu da oldukça önemlidir. Kürtler, değiştirilmek istenen dört ulus devletin en kritik coğrafik alanlarındadır. Bu, Kürtler açısından dezavantaj kadar avantajlı bir posizyon sunmaktadır. Avantajı görmenin öncelikli şartı ulusal birlik ruhdur.
Ortadoğu'nun en kadim halklarından olan Kürt'e rağmen oluşturulmak istenen yeni bir düzen, sorunun nedeni olduğu kadar, mücadelemizin de en büyük gerekçelerini oluşturuyor. Kürtler kendi kaderini tahin etme hakkını nasıl kullanacakları yönündeki dayatmayla birlikte, Kürt siyaseti de yönlendirilmek istenmekte, baskı oluşturulmakta. Kürtler için üretilen çözümü, Kürtlerin pratikleştirmesi beklenmekte, hatta Kürtler'in Bağdat, Ankara, Tahran ve Şam'a nasıl yaklaşmaları gerektiği bile söylenmektedir. Burada esas sorun Kürtleri nesnel bir güç ya da kullanım değeri olarak gören bakış açısıdır.
Bu nedenle Kürtlerin kendi diplomasisini oluşturması ve tarihimizin olumsuz deneyleri sonucu oluşan diplomasiye karşı ürkekliği aşmaya ihtiyacımız var. Ürkekliğin nedenini ise yine tarihmizde aramak gerekir. 90 yılı aşkın bir süredir Türk, Arap ve Fars ulus devletleri tüm uluslararası ilişkiler ve ittifak politiklarında Kürtlerin siyaset sahnesindeki çabalarını hep teşir etmişlerdir. Kürtlerin diplomasi çabalarını dış güçlerle işbirliği yapmakla, Kürtlerin taleplerini ise dışın kışkırtması ile teşir etmişlerdir. Kürt diplomasisini aynı zamanda ''kendilerine karşı ihanetle'' adlandırarak, Kürtlerin sorunu siyaset aracılığıyla çözmeleri önlenmeye çalışılmıştır.
Rojava Kürt siyasetini değiştirdi
Bu politikaya karşı Kürt Özgürlük Hareketi'nin yıllardır verdiği mücadele ardından, Rojava'nın kendisine dayatılan bu politikaların bir parçası olmayarak, öznel, iradi bir güç olarak siyasal çözümünü geliştirmesi, dış güçlerin alışılagelen ''Kürtlerin kendisi dışında herkese hizmet etmesi'' politikasını değiştirmeyi dayattı. Rojava Devrimi Kürt'ü, tabi kılmak, yönetmek isteyen politikayı alaşağı etti.
Kobanê direnişiyle daha da somutluk kazanan bu değişimin sonuçları şöyle sıralanabilir:
* Dış güçlerin çıkarlarına göre kurumsallaşmış Kürt siyaset ve Kürt kartı artık eskisi gibi mümkün değildir. Kürtlere karşı birleşen, çatışan ve uzlaşan güçler çok başlı Ortadoğu siyasetinde ciddi zorluklar yaşamaktadırlar. En başta Türkiye, İran, Irak ve Suriye eskisi gibi anti Kürt koalisyonu oluşturamamaktadırlar. Yine NATO üyesi olan Türkiye, Batı dünyasına eskisi gibi Kürtleri ''bölücü ve terörist'' olarak teşir edememektedir.
* Şengal ve Kobanê cephelerindeki kahramanca direniş Kürt diplomasisi için de küresel çapta, altın bir fırsat yaratmıştır. Bunu değerlendirmek de diplomaside ortak ulusal taleplerin ifadesiyle mümkündür. Kürt diplomasisi mutlak anlamda hamlesel bir karekterde olmak durumdadır. Halkımızın özgürlüğü açısından tüm güçlerle diplomatik temasta olmak, savunma politikamızın yanısıra, Kürtsiz hiçbir platformun olmasına rıza göstermememiz gerekiyor.
Böl-yönet politikasına son verilmeli
Rojava'nın sağladığı bu zemin, Kürtler güçlerinin politikalarını artık Ortadoğu'nun böl-yönet unsuru olmayacağı noktasında ulusal ilkelere kavuşturmalarını, ulusal birlik eksenli hareket etmelerini gerektirir. Bununla birlikte Kürtleri kontrol edebilmek için yaratılan ''iyi'' ve ''kötü'' Kürt partisi politikasına ciddi bir ulusal refleksle karşılık vermek gerekli. Ulusal birlik siyasetinde Kürt diplomasinin en temel bir ilkesi de bu olmak zorundadır. İdeolojik ve çıkar politikaları bakımından farklı olan bakış açısı sorunlarımızı iç sorun ve çelişkilerimiz olarak görüp, bunları ulusal muhtevada gündemleştirmek zorundayız. Bunun imkanları bugün bulunmaktadır. Ulusal Kongre bu bakımdan da önemli bir işlev görebilir.
İtaatkar toplumdan halk devrimine
20. yüzyıl deneyimlerinin eleştiri ve özleştirisi üzerinden şekillenen 21. yüzyıl, Kürt gerçekliğiyle bugün Kürtleri Ortadoğu'nun kader tayin edici gücü haline getirmiştir. Çünkü yeni Kürt uyanışının esasında sorgulanan dış güçler değil, Kürt toplumu ve onun siyasal öncü güçleridir. Bununla birlikte 20. yüzyılın itaatkar toplum gerçekliğinde radikal bir dönüşüm sağlanmıştır. 40 yıl önce başlayan Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, kadın özgürlüğüyle itaatkar gerçekliği devrimsel manada aşarak, en alttakilerini toplumsal özgürlüğün en güçlü inşa gücü yapmıştır. Rojava Devrimi'yle bu durum, dünyada tüm altakiler için yeni bir umut ve heyecan yaratmıştır.
Sömürgeciliğin Kürdistan'da yol açtığı toplumsal ve siyasal parçalanmışlık sancılarımız, devrimsel gelişmelere rağmen, azınlık da olsa mevcudiyetini korumaktadır. Ulusal birliğin öncelikli görevi ise bunu aşmaktır. Bu aşılmadan içte 20. yüzyıldan kalan ''truva atları'' ile Ortadoğu'daki yeni fırsatları değerlendirmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla ulusal birlik somut olarak 20. yüzyılda şekillendirilen geleneksel ve 21. yüzyılda doğan modern Kürt siyaseti arasındaki mesafeyi kapatmaktır.
Ulusal birlikte uzlaşmaya ihtiyaç var
İçte, öncelikle Kürdistan'da var olan geleneksel ve modern bakış açılarının ulusal birlik noktasında uzlaştırılmaya ihtiyacı var. Dolayısıyla ulusal birlikte uzlaştırma, taviz verme, tahamül dili ve üslubu önemli olacaktır. Ulusal birlik, çıkar için katı, dogmatik, kendinde ısrar etmek yerine, zarar vereni sömürgeci güçlerin kucağına itmemekle olur. İten ve dıştalayan dil ve tarz ancak dış güçlere hizmet edecektir. Uzlaşma siyaseti ilkesizlik değildir. Çünkü uzlaşma aynı zamanda konsensüs prensibini öngörür. Diğer tarafla empati kurmak ve birbirini anlamak gerekli. Yani somut olarak bir parça içerisinde bir parti, bir parti içerisinde bir birey dayatması olsa bile bunu anlayarak aşmak önemli olacaktır. Etiketleme, teşhir, anti-propaganda yerine anlayarak düzeltme zorunluluğumuz bulunmaktadır. Burada esas sorumluluk Kürdistan'da geniş halk kitleleri tarafından kabul gören hareketlerindir. Birleştirme de bu güce paralel olarak büyük düşünmek ve büyük kazanma sorumluluğuyla hareket etmekle olabilir. Unutulmaması gereken en önemli husus; bizim kazanmadığımızı başkalarının kazanacağı gerçeğidir. Özellikle de Ortadoğu'da herkesin çıkarlarına uygun güçler aradığı böylesi bir süreçte...
İradi ve örgütlü katılım demokratikleştirir
Yine ulusal birlik politikasının aşılmasında monopolist, elit, erkek egemenlikli agresif yaklaşımların aşılması ve demokratik kültürün geliştirilmesinde kadınların örgütlü katılımı önemlidir. Yani kadınların iradi ve örgütlü katılımı ulusallığın demokratikleşmesinde belirleyici olacaktır. Kürdistan'da siyaset çoğulcu demokratik bir karekterde olmak zorunda. Bu nedenle ulusal uzlaşı aynı zamanda sadece etnik kimliklere dayandırılmamalıdır. Tüm halkların ve inanç gruplarının iradi katılımını esas almak, kalıcı iç barışın teminatı olarak görmek önemlidir. Buna şu an DAİŞ eliyle halkları birbirine kırdırtma siyasetini Kürdistan merkezli sürdürme gibi küresel bir tehdit de eklenmiş bulunmaktadır. Kürdistan'ı farklılıkların bütünlüğüyle güzel kılmak mümkünken milliyetçi bakış açıları yerine, yurtseverlik ve Kürdistan denilen yurdun Kürdistan'da yaşayan herkesin yurdu olduğunu görerek yaklaşmak herkese kazandıracaktır. Böyle olursa, Kürdistan yeni Ortadoğu'da geleceğin profilini ortaya koymuş olacaktır.
Rojava burada başarılı bir başlangıç yaptı. Sıra Rojava deneyimini Kürdistan genelinde ve Ortadoğu'da uygulamaktır. Kobanê bize uluslararası dayanışmanın gücünü kazandırırken, bu gücün etkisini de gösterdi. Kobanê gibi şaşmaz bir pusulamız varken, direnişle dirilişler yaratan bu gerçekliğin ulusal birliği de diriltmesi elbette mümkün. Yeter ki bu direnişi doğru değerlendirmeyi bilelim.
Rojava Kürt iradesinin kabul görmesi ve taleplerinin sesli dillendirilmesinde bir dönüm noktası, milattır. Kürt gerçeğinin artık gözardı edilemeyeceği, inkarla olmayacağını direnişi ve mücadelesiyle söyleyen ve tüm dünyaya söyletendir.
Özetle, yönümüz Kobanê'de, direniş cephelerinde olup, direnişte kazanılan tecrübeleri Kürt siyasetinin diğer alanlarına taşıyıp, birliği sağlarsak, 2015 yılında Kürt mücadelesini her alanda yeni başarılarla taçlandırmamız mümkün. Ulusal birlik hak ettiğimiz özgürlüğün adımlarını hızlandıracaktır…