Ortadoğu’da Özgür Kürt için şu söylenir. ‘Ne söylediklerine değil ne yaptıklarına bakın!’ Özgür Kürt’ün farkı buradadır, ne yapacağının propagandasını değil yaptıklarının propagandasını yapıyor. Peki diğer güçler neden yapmadıklarının propagandasını yaparlar acaba, gerçek yapıcıları, direnenleri gözlerden ırak tutmak için mi?
Kapitalist modernitenin kendi yarattığı bu kara canavarlar, Ortadoğu’da kara bayraklarıyla kol geziyor. Bu kara faşizme karşı Kürt halkı savaşıyor ama bu gerçek dünya haklarından saklanmak isteniyor. Hatta Rudaw gibi bazı kanallar yalan haberleriyle Rojava direnişini karalama çabasında. Bazen de savaşanların değil, savaşı çıkaranların, savaştan rant yiyenlerin kendini öne çıkarmak, mücadelenin öncüsüymüş gibi kendilerini göstermek istediğini de görüyoruz.
Aslında uluslararası güçler bu kara faşizmle herkese ayar çekiyor desek yanlış olmaz. ‘Ayar çekilemeyen’, uluslararası güçlerin politikalarından uzak halkçı ve devrimci tutum sahibi Özgür Kürtler, bu yüzden saldırıların muhattabı oluyor.
Kobanê dört koldan sarılmış, Kobanê direniyor. Üç koldan kara canavar, kuzeyden de yeşil faşizm sarmış. Mihver kuvvetlerinin Stalingrad’ı sarması gibi, toplama ve devşirmelerden oluşan insanlıktan nasibini almamış kara maskeliler, büyük suç tezgahının vicdansızları, dünyanın birçok yerinden uçak ve trenlerle taşınarak Kobanê’ye getiriliyor.
YPG ve YPJ ise bu çetelere karşı görkemli bir direniş içinde.
Obama, “Eğer Amerika’yı tehdit ederseniz, kaçacak hiçbir yeriniz olmayacak. Eninde sonunda sizi bulacağız” dedi. Ama Kobanê’de insanlığı tehdit eden bu kara faşizme karşı Amerika değil, Kürt gençliği direniyor. Kürt gençliği faşizme geçit vermiyor. Kuzeyden, doğudan ve güneyden Kürt gençleri ve dostları öz yurt savunması için Kobanê’ye akıyor. Kürt halkı mevzilerini sağlamlaştırıyorlar.
Herkes Türkiye’nin bu kara maskeliler çetesine yaptığı yardımları konuşuyor, gazeteler bunları yazıyor. Aslında Türkiye-Güney ilişkisinin bir benzeri yani Özgür Kürt’e karşı savaşma anlayışı, petrol sat, para kazan, diğer bir değişle kazan kazan politikası, AKP- çete arasında oluşturulmuş durumda.
Kobanê direnişine karşı herkes ittifak halinde, dünya bu hesaplar üzerinden döndürülmek isteniyor. Çete ise bu politika gereği saldırıyor. Kürt halkının direnişi, alternatif duruşunu bastırmak istiyor. Bu çete, Türkiye’ye-AKP’ye değişim ve devrim güçlerine boyun eğme beni terketme diyor. Rojava Devrimini ben engellerim, diyor. Petrolü benden al, diyor. AKP de bunu kabul ediyor.
İlginçtir, kuzey devrimini AKP ile önlemek isteyenlerin AKP’si, Rojava Devrimini rengi farklı zihniyeti aynı kardeşi ile durdururum, diyor. Sonrasında bir de güney devrimi, Şengal devrimi gelişti. Orada da yeni bir kanton yeni bir Rojava doğuyor. AKP artık durdurulamaz bir devrimin önünde durduğunun farkında değil.
Türkiye batıyor desem! Ama hangi Türkiye? Ergenekoncuların yerine ikame edilen yeşil ingiliz soslu, AKP’nin ‘yeni Türkiyesi’ batıyor. Yerine ‘demokratik özgür bir Türkiye’ doğuyor. Acele etmeyin demiyorum. Adım adım güneşin yükselişi gibi geliyor, demokratik Türkiye.
Batan Türkiye Kürt devrimini kabul etmek istemeyen Türkiye, doğan Türkiye ise Kürtler gibi ezilenlere, halklara, kültürlere, bütün inançlara kucak açan Türkiye’dir. AKP ise bu yeni doğan Türkiye de olmayacak, çünkü anadili yasaklıyor, çünkü Kürt halkının kutsal değerlerine saldırıyor, Alevileri sünnileştirme politikalarına devam ediyor, en önemlisi de Rojava’da çeteleri desteklemekten vazgeçmiyor. Çünkü Rojava direnişi ve devrimi Kürt halkının sigortasıdır. Sürecin teminatıdır.
AKP Kürt sorununu çözmediği için çözülüyor.
Lenin ‘bir kumaşı keserken 7 kere düşün’ demiş de, fakat bu AKP beceriksiz siyasetiyle ortada kendine göre dikip-biçeceği bir kumaş parçası bile bırakmadı.
‘Bakın Kral Tayyip elbisesiz’ diyesi geliyor insanın…
No DAİŞ zone!