Her yeni yıla girerken adettendir, koşullarımız, psikolojimiz ne olursa olsun, nerede olursak olalım, yeni yılda ayrı bir coşku hali alır hepimizi ve yıllarca bütün ertelediklerimizi bir sonraki yeni yıldan talep eder, beklemeye koyuluruz. Yeni yılların büyüsü de buradan gelir…
Her toplumun yeni bir yılda beklentileri hemen hemen ortaktır. En klasik olanlar arasında “Savaşların olmasını istemiyoruz” cümleleridir. Olmasın tabi… Hiç birimiz istemiyoruz savaşların olmasını. Kan, barut, parçalanan gencecik bedenler, kimyasallarla eriyen canlar, sürgünler, yakılan, yıkılan, virane olan coğrafyalar…
Savaşı istemiyoruz, istemiyoruz da bu savaşı çıkaranlar ve bitmemesi için yırtınanlara niye sorumluluk veriyoruz? Onları neden en tepemize çıkarıyoruz? Bu kadar kör gözün parmağı misali ortada bağırıp çağırıyorlar, hala onları alkışlayan ciddi bir topluluk var, burada gerçekten bir sorun yok mu?
Yılbaşlarında, çok rastlarız, muhabirlerin sokakta mikrofon tuttukları insanlar, sanki ortaklaşmış gibi, “Savaşların olmadığı bir ülke istiyoruz” diye koro şeklinde söylerler. Söylerler söylemesine ama içinde bulundukları savaştan, şiddetten, öfkeden bihaberler…
Her gelen yıl neredeyse giden yılları aratmakla geçiyor farkında mıyız? Dilerim, umarım, isterim ki; 2013 yılı, diğer yıllar gibi heba olmaz. Geçmiş yıllara baktığımızda barışa ilişkin adımların atılmadığı ortada, yeni yılda da barışa ilişkin umutların daha da güçlendiğini söylemek ne yazık ki şimdilerde imkansız gibi. İmkansız çünkü barış, insanların farklılıklarıyla demokratik bir ortamda bir arada eşit ve özgür olarak yaşamaları için olmazsa olmaz bir koşulsa yeni yılda bir arpa boyu dahi yol alma gayreti gözükmüyor, tıpkı geçmiş yıllar da olduğu gibi.
Yeni yıla bir gün kala, Erdoğan en yakıcı sorun olan Kürt meselesine ilişkin yine bir şeyler ağzında yuvarladı. Yuvarladı çünkü hükümete geldiği günden bu yana geveleyip duruyor. O yüzdendir ki; hiçbir inandırıcılığı da kalmadı. Beş yüz gündür PKK lideri Abdullah Öcalan’a hükümet eliyle tecrit ve yasa dışı yasak devam ediyor. Hala “KCK” adı altında insanlar tutuklanmaya devam ediyor. Yeni yılın ilk müjdesi de Kocaeli’nde gözaltına alınan öğrenciler oldu.
Erdoğan’ın, Urfa konuşmasında hala Kürt siyasetçilere karşı kullandığı üslup, dil, sürekli hedef göstermesi ve ötekileştirici yaklaşımları sorunları ağırlaştırmakla beraber toplumsal ayrışmayı da gittikçe derinleştiren nitelikte.
Kürt sorunu Ortadoğu’nun kilit sorunu haline geldi. Suriye’de ortaya çıkan Kürt inisiyatifine karşı izlenen siyaset sadece Suriye politikasını değil onun Kürt politikasının sorunlu halini yansıtıyor.
Elbet umudu elden bırakmamak gerek, gerek çünkü umut kaybolursa bizden de çok şey gider. Annelerin ağlamadığı, herkesin eşit ve özgürce yaşadığı, kin ve nefretten uzak bir yıl olması bu kadar zor olmasa gerek…
Yeni yılda, bacadan bir Noel Baba’nın düşmesi fena olmazdı sanırım, torbasında renk renk kağıtlara sarılı hediyeleri almak yüzümüzü şüphesiz biraz da olsa güldürürdü. Bizim bacadan da düşe düşe on yıldır Noel Tayyip düşüyor. Onun torbasında öyle güzel hediyeler ne yazık ki; yok. Noel Tayyip, ha bre torbasından gözaltı, cop, tutuklama, savaş, işkence, şiddet çıkarıp duruyor.
Hadi hayırlısı, kim bilir bu yılda bize yine ne sürprizler hazırlamıştır…
Mutlu yıllar…
Noel Tayyip...
Yeni yılın şu ilk günlerinde hala umutlarımız, sevinçlerimiz, hayallerimiz, beklentilerimiz bizi henüz terk etmiş durumda değil…