Almanya Gündemi


Alman Nazi kampları arasında adı en çok telaffuz edilen, girişinde ‘Arbeit macht frei’ (Çalışmak özgürleştirir) yazısının bulunduğu Auschwitz toplama kampı. 1940 yılında inşa edilen kampta, Kızıl Ordu tarafından kurtarıldığı 27 Ocak 1945 tarihine kadar resmi rakamlara göre çoğu Yahudi 1.5 milyona yakın insan katledildi.
Kendilerini ‘emir eri’ olarak görenlerin bir kısmı, 1960’lı ve 1970’li yıllarda yargılandı. Almanya’da esasen 3 ‘Auschwitz Davası’ görüldü. Bu davalara giden yol hiç de kolay değildi, zira dönemin Alman hukuku toplu davalara karşı çıkıyordu. Ancak 1959 yılında, dönemin Hessen Eyaleti Başsavcısı Fritz Bauer – ki kendisi de Nazi kampında kalmıştı – ve Uluslararası Auschwitz Komitesi Başkanı Hermann Langbein, davaların birleştirilmesini sağlayabildi. Ardından 1963-65, 1965/66 ve 1967/68 yıllarında Frankfurt şehrinde üç ayrı Auschwitz Davası görüldü.
Bu üç davada, ölüm kampında ‘görev’ yapmış toplam 25 kişi yargılandı. 9’u ömür boyu hapse mahkum edildi. 12 sanık, 3.5 ile 14 yıl arasında değişen cezalar aldı. 4’ü beraat etti, yani cezalandırılmadı.
Başka davalar da görüldü. Başka ‘görevli’ler de yargılandı. Ama birçok kişi de hayatına devam etti. Hiçbir şey olmamış gibi.
Onlardan 51’i için durum yakında değişecek. 1958’de Adalet Bakanlığı tarafından kurulan ‘Nasyonalsosyalist Suçları Araştırma Merkezi’ geçtiğimiz günlerde açıklama yaparak, Auschwitz’de ‘görev’ yaptıkları tespit edilen 51 kişi hakkında ön soruşturmanın başlatılacağını duyurdu.
Auschwitz’ten bu yana neredeyse 70 yıl geçti.
Sözü edilen 51 kişinin yaş ortalaması 90’ın üstünde.
Neden şimdi?
Söz konusu soruşturmaların başlatılması için, söz konusu kişinin doğrudan ölümlerden sorumlu olduğu ispatlanmalıydı. Almanya’daki yasal durum böyleydi. Ancak Ukrayna asıllı Nazi toplama kampı gardiyanı John Demjanjuk’un davası ile birlikte durum değişti. 92 yaşındaki Demjanjuk, 2011 yılında Münih Eyalet Mahkemesi’nce binlerce kişinin ölümüne nezaret etmekten suçlu bulunup hapse mahkum edildi. Emsal olarak nitelendirilen Demjanjuk davasıyla birlikte artık toplama kampında ‘görev’ yapmış olmak suç unsuru kapsamına giriyor.
Ön soruşturmaların ardından ilk dosyaların üç ay içinde savcılığa teslim edilmesi hedefleniyor. Yetkililer, olası hapis cezalarından ziyade suçların aydınlatılmasının önemli olduğunu vurguluyor.
Önümüzdeki hafta, Nasyonalsosyalist Yeraltı (NSU) davası görülmeye başlayacak. Kasım 2011’de deşifre olan bu yapıyla ilgili esas skandal, Alman resmi dairelerin onca bilgi ve muhbire rağmen 10 insanı katleden bu ırkçı yapılanmayı durdur(a)maması. Dün de, sözde istihbarat için neredeyse 20 yıl boyu ırkçı odaklar içinde muhbirlik yapan bir kişinin doğrudan NSU katilleri ile temas içinde olduğu basına yansıdı.
Bu hafta ayrıca, NSU’nun 9 yıl önce Köln’deki Keupstrasse’de – Kürtlerle Türkiyelilerin yoğun yaşadığı mahalle - düzenlediği ve 22 kişinin yaralandığı bombalı saldırıdan hemen sonra polislerin olay yerine geldiği açıklandı. Açıklamayı yapanlar, bunun tesadüf olmayabileceğini ve polisin önceden saldırıdan haberdar olabileceği ihtimaline dikkat çekti.
Eğer Auschwitz ile hesaplaşılacaksa, onu mümkün kılan zihniyet ile gerçek anlamda yüzleşilmeli. Auschwitz konusundaki samimiyetin ölçüsü, NSU davasına yaklaşım ve o davadan çıkacak sonuç.
Ben bu konuda pek iyimser değilim.