Etrafımıza baktığımız zaman biçimsiz oluşumlar yığınıyla karşı karşıya kalıyoruz. İnsanlıktan uzak insanlar, süs eşyasına dönüştürülmüş hayvanlar ve tatsız tuzsuz sebzeler, meyveler, hormonla şişirilmiş dünyalar… Doğallık ve doğal yaşama dair hiçbir şeyin kalmadığı günümüz koşullarında sadeliği, orijinali bulmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Doğal kalan, öze ait emareler giderek azalıyor.

Kapitalizmin yaşamı getirdiği noktayı, günümüz tablosunu ve öz üzerindeki tahribatını bir tavuk örneğiyle en çarpıcı biçimde görebiliriz. Evet, yanlış duymadınız, bir tavuk kapitalizmin gerçeğini gözler önüne sermeye yetiyor. Ancak bu bildiğimiz doğal tavuklardan değil. Zaten doğal olsa ‘’kapitalizmin tavuğu’’ olmaz.
Kapitalizmin tavuklarını anlatmadan önce, Şoreş’i anlatmam gerekecek. Gerilla Şoreş, tüm çalışmaları, koşuşturması ve yoğunluğuna rağmen kendine farklı uğraşlar bulup yoldaşlarına iyi bakmaya, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Dağ yaşamını bilenler, gerilla için lojistiğin ne kadar hayati önemde ve zor bir çalışma olduğunu da bilir. Çünkü bir alanın tüm ihtiyaçları, erzakı ve bunların dağıtımından lojistikçiler sorumludur. Hatta bu işin zorluklarına ilişkin  gerillanın meşhur ‘’Lojistikçilik yapamayan komutanlık yapamaz’’ deyimi vardır. Yani komutanlığın yolu, lojistikçilikten geçer. İşte Şoreş de böyle yoğun bir temponun içinde. Ayrıca çok az sayıda bir arkadaş grubuyla yaz ve kış üstlenmelerinin hesabını yapmak, depolama işlemleriyle uğraşmak ve bir bölgenin tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorunda.
Bu yoğunluğuna rağmen gerilla Şoreş’in yaptığı ek işler de var. Bunlardan biri de hayvan beslemek. Şoreş için bunun farklı bir anlamı var. Doğal toplumda insan bütün ihtiyaçlarını kendileri karşılar ve doğayla uyum içindedir. Doğa onun dışında bir yerde değil, o doğanın bir parçası olarak doğanın yüreğinde yer alır. Bundandır ki doğanın parçası olan her canlının dilini bilir, yüreğini okur. Gerilla Şoreş için de hayvanlarla ilgilenmek ve uğraşmak başka. Çalışmalardan arta kalan zamanlarında Şoreş, bildiğimiz çiftliklerin, kümeslerin aksine, tamamen doğal koşullarda, tel örgülerin olmadığı bir mekanda tavuk besliyor. Bunun etkisiyle olmalı belki, tavuklar çok sağlıklı. Yani köy tavuğu gibi!
Şoreş’in tavuklara olan bu merakının da ilginç bir hikayesi var: Şoreş tavuk beslemeye meraklı olsa da sayılarını bir türlü arttıramaması üzerine, alandaki arkadaşları bir sürprizle bu ‘hayalini’ gerçekleştirmek ister. Bu tutkusunu fazlasıyla gidererek çok sayıda tavuk alırlar kendisine. Ancak bu sürpriz kısa sürede Şoreş için büyük bir soruna dönüşür. İlk şaşkınlığını tavuklara yem verirken yaşar. Ve yemlerini yiyemeyen tavukların doğal değil, ziraat tavukları olduğunu hemen anlar. Adeta hayvan cezaevinden (seri üretim çiftlikleri) kurtulan tavuklar neye uğradığını şaşırmış vaziyettedir. Öyle ya bir anda asıl olmaları gereken ama hiç olmadıkları doğanın bağrında bulurlar kendilerini. Ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemezler. Suni yemlere alışmış olan tavuklar, ilk hafta hiçbir şey yiyemez. Neyse ki köy tavukları imdatlarına yetişir. Özgürce dolanan köy tavukları hem Şoreş’in verdiği yemler hem de doğada buldukları yemlerle beslenirken, ziraat tavukları da onlara uyum sağlayarak, katılır aralarına. Ardından diğer değişimler başlar ve tüyleri de dökülür. Temiz havanın sarhoşluğunu atlatan tavuklarda, bir süre sonra yeni tüyler çıkar.
Tavuklardaki değişim ve karşılaştığı zorluklar bununla da bitmez. Yumurtlama döneminde de adaptasyon sorunu yaşarlar! Şoreş yumurtlamaları için özel yerler hazırlasa da tavuklar bir türlü bu alanları kullanamaz. Çoğu zaman uçurum kenarlarına veya engebeli yerlere yumurtladıkları için yumurtaları yuvarlanıp kırılır. Bu beceriyi sergileyemedikleri gibi, yavrularını koruma içgüdüsünden de yoksundurlar. Yani tavuklar kuluçkaya da yatamaz. Birkaç gün yumurtaların üzerine oturup ısıtan tavuklar, kuluçka sabrını gösteremeyip bir süre sonra kalktıkları için yumurtalar bozulur. Ardından en önemli sorun baş gösterir. Tavuk olduklarını unutarak, kendi yumurtalarını yemeye başlarlar. Yani tam bir kimlik bunalımı!
Tavuklar şaşırtan halleriyle gerillaların gündemini de meşgul ederek, espri konusu olur. Bazı gerillalar tavukların bu tavırları üzerine kapitalizmi de çözümler. Şoreş’in çalışma arkadaşlarından biri bu durumu şöyle özetliyor: “Bu tavukların soy sürdürme gibi bir kaygıları yok. Ayrıca bunların kolektif olarak yaptıkları tek şey, kendi yumurtalarını yemek! Yani kapitalizm her şey gibi bu tavukların da kimyalarını bozmuş.”
Bildiğimiz ‘’tavuk’’ ezberini bozan bu durum karşısında, gerillanın söylediklerine hak vermemek elde değil. Yani kapitalizmi anlatmak için anlaşılmaz cümleler kurmaya gerek yok, bu örnek yeterince açıklayıcı.
Şoreş tavuk olduklarına karar verememiş ziraat tavuklarıyla birlikte 50 tavuk besliyor. Ancak Şoreş’e tavukların sayısı sorulunca, sadece köy tavuklarının sayısını vererek, “10 tane asli tavuk var” diyor.
Ama bu sözler Şoreş’in pes ettiği anlamına gelmiyor. Şoreş, Ekim’in ortalarına kadar kapitalizmi alt edeceğini söylüyor! Biz de Şoreş’e tavuklar için oluşturduğu ‘öze dönüş programı’nda başarılar diliyoruz.