Şengal Êzîdîlere yönelik son fermana tanıklık ederken halkı geride bırakıp kaçan KDP’ye bağlı peşmergeleri görüntüleyen gazeteci Berfin Hezil, geçtiğimiz yılın Nisan ayında yaptığımız söyleşiden önce sohbet ederken, o görüntüler ardından Güney Kürdistan’da uzun süre kalma koşullarının da ortadan kalktığını anlatmıştı. Çünkü KDP, hakikati gözler önüne seren bu kadını sevmemekle kalmıyor, ondan nefret ediyordu. Tehdit mesajları alıyordu, kendini güvende hissetmiyordu.
Roj Haber Ajansı muhabiri Vedat Hisên Elî’nin 13 Ağustos 2016’da başına gelenler, Hezil’in kaygılarını haklı çıkarıyor ve KDP’nin hakikat düşmanlığının ulaşabileceği sonuçları da anlatıyordu. Genç gazeteci Vedat, bir sabah ajansa, işinin başına giderken kaçırılıp zorla arabaya bindirilmiş ve Duhok-Semelê arasındaki tenha bir arazide işkence edilerek katledilmişti. Güney Kürdistan’ın seçimden korkan ve halk onayı olmaksızın görevlerini sürdüren makamları, yarım ağız kınamalar ve “Soruşturma sürüyor” açıklamaları yayınladı; ama ne hikmetse bugüne kadar Vedat’ın katillerine dair tek bir ipucuna dahi ulaşılamadı! Fakat ortaya çıkan başka bilgiler vardı: Mesela Vedat, katledilmeden bir süre önce Asayiş Merkezi’ne çağrılmış ve Duhok’u terk etmesi istenmişti.
Hezil’e can güvenliğinden endişeli olmanın gerekçelerini sunan yakın geçmişe ait bir örnek de vardı: Serdeşt Osman’ın akıbeti. Osman, 23 yaşında gencecik bir serbest gazeteciydi. Yazdığı yazılar, Kurdistan24, LivînPress, AştîName gibi mecralarda yayınlanıyor; gazeteci, özellikle KDP yönetimini eleştiren metinleriyle dikkat çekiyordu. Son yazısı, mizahi bir eleştiri metniydi. Başlığı: “Barzani’nin kızına aşığım!” Sağır sultan bile biliyor: Güney Kürdistan makamlarında veya ekonomik hayatında yükselmek isteyenin sahip olabileceği en büyük avantaj, “Barzani” soyadı. Hadi bu olmadı diyelim, “Barzani” soyadlı birilerine damat olmak da yardımcı olabilir. Osman da yazısında bu vaziyeti konu alıyor ve şöyle diyordu: “Eğer Barzanilerin damadı olsaydım, ben de tüm zorluklardan kurtulur, çok daha müreffeh yaşardım!” Genç gazeteci, 3 Mayıs 2010’da, öğrenim gördüğü Selahaddin Üniversitesi’nin çıkışında bir minibüse bindirilerek kaçırıldı, iki gün sonra Musul yakınlarında cansız bedeni bulundu: Kafasına iki kurşun sıkılmıştı. Katilleri bulunmadı; hatta KDP ve lideri Mesut Barzani, Osman’ın katledilmesini protesto edenlerle çok defa kavga etti.
KDP’nin hakikat düşmanlığının son örneği, Yeni Özgür Politika yazarı, gazeteci Nujiyan Erhan’ın ve beraberindeki kameramanın Xanêsor ile Sinunê arasında vurulması… Tanık anlatımları ve saldırının gerçekleşme biçimi, bunun çatışma sırasındaki “hengâmede” gerçekleşmiş “tesadüfi” bir vukuat olmadığını ortaya koyuyor. Erhan, hedef alınarak, katledilmek istenerek vurulmuş; yani niyet, -KDP geleneği açısından hiç de şaşırtıcı ve yeni olmayan- bir gazeteci suikasti imiş.
***
Foucault diyor ki, “Hakikat, kendisine maruz kaldığımız ve bizi dize getirecek güce kendi başına sahip olan bir kuvvettir.”
Berfin Hezil’in Şengal’den kaçan KDP’lilerin “peşine düştüğü” görüntüler, Vedat Hisên Elî’nin “başka bir pencereyi” gösteren gazetecilik faaliyeti, Serdeşt Osman’ın hakikati tüm yalınlığıyla işaret eden anlatımları… Veya Şengal’de başından vurulan Nujiyan Erhan’ın son yazısındaki net, sağa sola hiç çarpmayan cümleleri: “...Erdoğan imparatorluğunu engellemek, Erdoğan’ın mikro yansıması olan Barzani saltanatının da zayıflaması demektir…”
Bazen tek bir fotoğraf karesi, birkaç saniyelik görüntü veya tek bir cümle, bir tabur askerin asla ulaşamayacağı kuvvette etkiler yapar. Oldukça yalın: Hakikat, güçlüdür. Diktatörler ve diktatörlük özentilerinin korkulu rüyası, hakikattir. Tüm muktedir günahkârlar, bazen nevrotik tavırlarla, hakikatle kavga ederler.
Nujiyan Erhan’ın bir suikastle katledilmek istenmesinin de tek açıklaması bu: KDP, bir günahkâr muktedirdir ve tüm diktatörlük özentileri gibi hakikati katletmek gibi boş bir sevdanın peşine düşmüştür.
Oysa tam da Erhan’ın başından vurulduğu saatlerde çekilmiş yeni bir görüntü daha dönüyor şimdi ekranlarda ve halkın hafızasında. Tülbentlerinin altından örgülü saçları salınan Şengalli analar, KDP’nin Kürdistan toprağını çukurlarla bölmeye çalışan dozerlerinin önüne oturuyor. O sırada içlerinden biri, “PKK Kürdistan’dır, Kürdistan PKK’dir” diye çıkışıyor; başka bir ana, durumu kurtarmak için su uzatan birine dönüp, “Senin suyunu istemiyorum” diyor.
Halkın elleri, gözleri, kulakları var; bir hafızası var. İnsanlar görüyor, biliyor, hissediyor. Hakikat dozerlerden, tanklardan, işgale girişen taburlardan kuvvetli ve zapturapt dinlemiyor.
Nujiyan Erhan, bir insan, bir devrimci, bir gazeteci. İnsanlar, devrimciler, gazeteciler öldürülebilir; peki ya onların taşıyıcısı olduğu hakikat? Hakikati de öldürebilir misiniz?
Ne etseniz öldüremezsiniz.
Fakat günü gelir, Nujiyan Erhan’ın, Vedat Hisên Elî’nin, Serdeşt Osman’ın cümleleri, bir başkasının kaydettiği görüntüler, hafızaya işlediği fotoğraflar… Birikir, birikir ve sizi tepetaklak eder.