Rusya ve Batı arasındaki karşılıklı suçlamaların tonu giderek artıyor. Gören ilk fırsatta birbirini boğacaklar sanır. Ama işin aslı pek öyle değil.
Son iki hafta içerisinde Rusya ile Batı arasında sarf edilen sözlere kısaca bir göz atalım: "NATO her gün sınırlarımıza yeni silahlar yığıyor, bizi silahlanma yarışına zorluyor”, “Siz de Kaliningrad’a İskender füzesi koydunuz, bu kabul edilemez”, “NATO, İskender füzelerini gerekçe göstererek Rusya’yı şeytanlaştıramaz”, “Rusya Baltık ülkelerini bir kaç saatte işgal edebilir”, “Suriye’de ve Irak’ta sivilleri vurdunuz”, “Rusya, Taliban’a silah veriyor”, “Asıl siz DAİŞ’e silah veriyorsunuz, Afganistan’daki başarısızlığınızı örtmeye çalışıyorsunuz”, “Ukrayna’yı işgal peşindesiniz”, “Moskova’da protestocuları haksız yere gözaltına aldınız, şiddet uyguladınız”, “Hadi oradan, para vererek eylemcileri siz sokağa döküyorsunuz…” diye uzatmak mümkün, ama bir yere kadar.
O sınır, BM’de “nükleer silahların yasaklanmasını” gündeme alan bir oturum başlayana kadar. Bir anda bu atışan ülkelerin yöneticilerinin ‘gerçekçi’ olacakları tutuyor. Meğer "güvenilemeyecek kötü aktörlere karşı" nükleer silahlar gerekliymiş, Kuzey Kore bu yasaklamaya uymazmış, bu yüzden bu toplantıya katılamazlarmış.
Sözünü ettiğim BM oturumu, "umutsuz" olarak nitelense de bu sabotaj girişimlerine rağmen Pazartesi başladı, 31 Mart’a kadar New York’ta sürecek. Nükleer silah yasağının görüşülmesine başlanması dair önerge, geçen yıl Ekim ayında kabul edilmişti. Bu önergeye 113 ülke destek verirken, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı İngiltere, Fransa, İsrail, Rusya ve ABD gibi ‘gerçekçiler’ ise karşı çıkmışlardı. En çok şaşıracağımız ise halkını İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda atom bombalarına kurban veren Japonya’nın da bu ‘gerçekçiler’ kampında yer alması.
Şimdi de bu ülkelerin motivasyonuyla toplamda 40 devletin oturuma katılmayarak önergeyi işlevsizleştirmek istedikleri görülüyor. "Dünya beşten büyüktür" diye yaygara koparanların da aynı kervanın yolcusu olması tabii bizi şaşırtmıyor.
Bu ‘gerçekçi’ ülkelere sanırım sormak hakkımız: Dünyanın kaynaklarını silahlanmaya harcamak yerine milyonlarca insanın açlık, yoksulluk, göçler yaşamasının önüne geçmek için bu gerçekçi aklınızı bir zahmet ne zaman kullanacaksınız?
Ne zaman "Geçen yıl 15 milyar dolarlık silah sattık, silahlarımızla gururluyum" ve “54 milyar dolar yetmez, daha fazla para lazım savunma bütçesine" gibi nakaratları terk edeceksiniz?
Ne zaman BM’den Kim Won-Soo'nun, Genel Kurul’da söylediği “Nükleer silahların varlığının sürmesi, insanlık için hala varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Nükleer silahsızlanma konusunda ilerleme sağlanma ihtiyacı, hiç bugünkü kadar acil olmadı" sözlerine kulak vereceksiniz?