Faşist Erdoğan da, bütün diktatörler gibi bilim insanlarına, aydınlara saldırıyor.

Kirli savaşa ve diktatörlüğe karşı çıkan bilim insanları, aydınlar işsizliğe ve açlığa mahkum ediliyor. O da yetmezse zindanlara atılıyor.

Faşist diktatörlerin korkulu- karanlık rüyası bilim insanları ve aydınlardır. Çünkü zalim diktatörlerin zifiri karanlığını yırtmak için bir mum ışığı, bir kıvılcım bile yeter.

Halk düşmanı diktatörler de bu nedenle bilim ve aydın düşmanıdır.

Erdoğan daha yıllarca önce Fetö ile sarmaş dolaş iken, Ahmet Şık’ın yazdığı „İmamın Ordusu“ isimli henüz basılmamış kitabı yasaklatmış ve bombaya benzetmişti. Erdoğan, „Yani öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir“ diye konuşmuştu. O zaman Fetöcülerin zindana attığı Ahmet Şık, şimdi de Erdoğan tarafından zindana atıldı.

Galileo, „Dünya dönüyor“ deyince bir bomba tesiri yaratmıştı. Susturuldu ama dünya dönmedi mi?

İsmail Beşikçi, doktora tezi olarak Kürt toplumunu gündeme getirince üniversiteden atılıp zindanlara tıkıldı. Atıldı da, sorun çözüldü mü? Türkiye elli senedir, dökülen bunca kandan sonra hala devasa bir Kürt sorunu içinde boğuluyor.

Evren, kendisine dilekçe veren Aziz Nesin ve diğer aydınları en büyük hain ilan etmişti. Şimdi bütün toplum Evren’in ihanetinin yükünü taşıyor.

Erdoğan faşizmi ise, KHK ile ihraç edildikleri işlerine dönmek için açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı zindana atıp susturmak istedi. Ama onlar zindanda da direnişlerini sürdürüyor. Direniş 122 gündür sürüyor.

 Erdoğan faşizmi OHAL darbesiyle hukuk dışı zulme başlayınca, onlar da yapılabilecek en barışçı eyleme başvurdular. Silahsız, saldırısız, çıplak vücutlarıyla „Oturma eylemi“ başlattılar. Bu eylem Erdoğan diktasının zulmünü teşhir etti. „Fetöcü“ denerek işlerinden atılan, zindanlara tıkılan yüz binlerce insanın çoğunun Fetö ile ilgisi olamayan, demokrat-yurtsever- muhalif insanlar olduğunu ortaya koydu.

Bugün bu direniş eylemi zindanda devam ediyor.

Bir deri bir kemik çıplak vücutlarından başka da hiç bir silahları yok. Nefes almakta zorlanıyorlar. Direnişleri zulme karşı boyun eğmeyen inançlarına ve haklılıklarına dayanıyor.

„Güçlüler mi haklıdır yoksa haklılar mı güçlüdür“ sorusu yeniden gündemdedir.

Aslında onlar sadece kendi işlerine kavuşmak için değil, hepimizin özgürlüğü için direniyor.

Haberi, düşünceyi, bilimi yayma özgürlüğü kadar onlara ulaşma özgürlüğü de temel ve kutsal bir haktır. Bilim insanları, aydınlar düşüncelerini özgürce açıklayamazsa, yayınlayamazsa biz gerçekleri nereden ve nasıl öğrenebiliriz?

Bilimsel olarak üniversite denemeyecek olan YÖK komutanlığı kışlalarından yat-kalk komutları dışında çıt çıkmıyor.

Medyanın çoğunu tekeline alan Erdoğan çetesi halktan bütün gerçekleri saklıyor.

Ana muhalefet partisi CHP, mecliste sesini duyuramadığı için yollara düştü, uzun yürüyüş başlattı.

HDP eşbaşkanları, milletvekilleri, yöneticileri, belediye eşbaşkanları engizisyon mahkemelerinin kararlarıyla zindanlara atılarak susturulmak isteniyor.

Zaten meclis Erdoğan’ın OHAL darbesiyle göstermelik hale getirildi. OHAL kararnameleriyle hak-hukuk ve adalet paspasa çevrildi. Bütün devlet aygıtı Erdoğan’ın fedaisi durumunda.

Medyada muhalefetin sesini duyurması olanaksız.

Ülkeyi mezarlık sessizliği kaplamış durumda.

Bu durumda halkın direnmesi ve sokağa çıkmasından başka çözüm yok. Çünkü halkın sesini duyurabilecek başka bir mecra kalmadı.

Bu nedenle Erdoğan bütün diktatörler gibi en küçük kıpırtıdan, karıncanın yürümesinden, serçenin kanat çırpmasından bile korkuyor. Bütün diktatörler gibi herkesi susturmak için vatan-millet-Sakarya palavralarıyla saldırıyor. Saldırdıkça korkuyor, korktukça saldırıyor.

Nuriye ve Semih’in direnişinden ölümüne korkması da bundandır. Nuriye ve Semih hepimiz için bir direniş bayrağı açtı. Onlara sahip çıkmanın ve hepimizin özgürlüğü için bu bayrağı yükseltmenin tam zamanıdır.