Gabriele, Alman bir anne. 21 sene önce hayat arkadaşını kaybetmiş. Oğluna hem annelik hem de babalık yapmış, aynı zamanda iyi bir arkadaş olmuş. Solcu bir kadın da olan Gabriele, oğlunu da inandığı değerlerle yetiştirmiş.

Gabriele’nin oğlu Cihan, annesinden öğrendikleri sayesinde, özgürlüğü aramaya başlamış. Hamburg’da tanıştığı Kürtlerle birlikte bir Newroz vakti Kürdistan’a gittiğinde ise büyülenmiş. Sonrası, hazırlık süreci... Cihan Kendal, halen özgürlük dağlarında.

Cihan’ın annesi, kendi deyimiyle “bir gerilla annesi” Gabriele ile oğlunun özgürlük mücadelesine katılma sürecini ve yaşananların ondaki izlerini konuştuk. Gabriele, kendisi ve oğlunun açık kimliğinin kullanılmasını istemedi; o yüzden ikisinin de resmi adlarını kullanmıyoruz.

 

Cihan’ı biraz anlatır mısınız? Çocukluk ve gençlik yıllarında nasıl bir insandı?

Cihan çok dürüst, hoşgörülü, sosyal, sevimli ve inandığı her şeyin arkasından gidebilen bir kişiliğe sahipti. Yola çıkarken düşünmeden hareket etmez ve stratejik bir şekilde kendi yolunu çizerdi. Konuşma yeteneği o kadar muhteşemdi ki insanları mest edebiliyordu.  

Onunla tartışırken arada bir perde olsaydı karşındaki insanın genç bir çocuk olduğuna inanamazdın. Bu yeteneğine inanılmaz kelime zenginliğini de ekleyerek insanlara karşı kullanıyordu.

Tek cümleyle Cihan, saygılı, nezaketli ve çok iyi bir insandı.

 

Cihan politikayla ne zaman ilgilenmeye başladı?

Çok genç yaşta politikaya ilgi duymaya başladı. Ben de politikayla ilgiliyim ve eskiden, Oskar Lafontaine döneminde Sol Parti’de (Die Linke) çalışıyordum. 

Cihan, Saarbrücken’de olduğu dönemde otonomcu solcularla beraber hareket ediyordu. Sosyal ve adil bir yaşam, siyasi olarak onun ilgi alanına giriyordu. Burada çok sayıda eylem ve etkinliğe katılıyor, Alman devletine karşı bir tutum içine giriyordu. Kısacası düzene meydan okuyordu. Sağcılarla çatışıyordu. Sanıyorum ki her zaman bir adalet arayışı içindeydi. Bunların tümü, Hamburg’a taşınmasıyla beraber derinleşti. Çünkü Saarbrücken’de artık tıkanmıştı. Siyasi olarak ilerleyemiyordu. 

Saarbrücken’den Hamburg’a siyasi hayatını derinleştirmek için taşınmadı aslında, üniversitesini orada okumak istiyordu. Siyasi bilimler ve tarih okumaya başlamıştı. Ondan önce ise bir sene boyunca gönüllü olarak çocuk kreşinde çalıştı. 

Cihan, her zaman onunla aynı düşünceye sahip olan, düzeni değiştirme çabası içerisinde olan insanları arıyordu. Bir gün bana şöyle dedi: “Anne, eğer hiç kimse ayağa kalkmazsa bu dünyada hiçbir şey değişmeyecek.”

Ve bu arayışı, sonuç itibariyle Hamburg’da aradığı insanları bulmasına neden oldu. Ondan sonra her şey gelişti. Bir kız arkadaşı vardı o dönemlerde. Kızın annesi siyah, babası ise Alman’dı. Bunun için bile ayrımcılığa karşı mücadele etmek zorunda kaldı. 

 

Kürdistan’a gitmeden hemen önce aranızda neler yaşandı?

Cihan, 2012 Newrozu’nda Almanya Sol Parti (Die Linke) milletvekillerinin katıldığı bir Newroz delegasyonu ile beraber Kürdistan’a gitmişti. Bu yolculuk onu gerçekten büyülemişti. Kürdistan’daki yaşam tarzı, özgürlük tutkusu ve kapitalizme karşı mücadele onu etkilemişti. Newroz’dan sonraki zamanı, kendisini bu mücadeleye hazırlayabilmek için kullanmıştı.

Gitmesinden iki gün önce, 8 Eylül 2012’de Mannheim’da yapılan Kürt Kültür Festivali’nde buluştuk. Strasbourg’dan Mannheim’e yapılan gençlik yürüyüşüne katılmıştı. Arkadaşlarıyla birlikte bayraklarla festival alanına girdiklerinde ben kendi kendime “Burada neler oluyor“ dedim. Onunla konuşma fırsatı bulduğum ilk anda ona da, “Ne oluyor burada? Sen bana ne demek istiyorsun?“ diye sordum. O anda bana dönerek Kürdistan’a gitmek istediğini söyledi.

O festivali bana veda etmek için kullanmıştı. Festivalden sonra birlikte eve geldik. Bir gün, bir gece boyunca tartıştık. Ben bir anneydim, oğlumu göndermek istemezdim tabii. Onu burada tutabilmek için elimden geleni yapmaya çalıştım. Tehdit ettim, ağladım, bağırdım, onu silkeledim. Ama sonuç itibariyle onun gözlerinde kararlılığı gördüm. Bana dönerek, “Burada artık mutlu değilim” dedi. Ben ise şöyle cevap verdim: “Eğer senin mutluluğun orada ise o zaman yoluna git. Ben seni tutamam. Ama direkt git ve haftalarca burada kalma. Bu benim için bir işkencedir, ızdıraptır.” Kardeşiyle birkaç saat geçirdikten sonra birileriyle telefonlaştı; sonra 10 Eylül 2012 Pazartesi günü saat 13:11’de trene binerek ayrıldı.

 

Ondan sonra hiç görüşme imkanınız oldu mu?

Gittikten sonra birkaç defa ulaşmaya çalıştım ve bir arayışımda ona ulaştım ve tekrar çaresizliğimden dolayı “Bunu yapma“ dedim. Ama o kararlıydı ve kesinlikle yapacağını söyledi. Sinirlendim ve “Ne istiyorsan yap” dedim. Bundan 10 gün sonra, sabah saat 8:30’da beni aradı ve Kürdistan’da olduğunu söyledi. Aradığı numara çok uzun bir numaraydı ve telefondan çatırtı sesleri geliyordu. Bana mektup yoluyla tekrar ulaşacağını ve her şeyi anlatacağını söyledi. Bu mektup bana ancak 4 ay sonra ulaşabildi.

 

Cihan’ın Kürdistan’a gitmesi hayatınızı nasıl etkiledi?

Cihan’la çok derin bir duygusal bağımız var. Sanırım bu duygusal bağ, babasının ölümünden sonra beraber çok zor günler geçirmemizden kaynaklanıyor. Kendime bu bağın neden bu kadar derin olduğunu çok sordum. Cihan’ın benimle aynı ayarlara sahip olduğuna inanıyorum. Cihan’da hayalini gerçekleştirebilme cesareti mevcuttu ve bende bu cesaret yoktu. Eğer bende de bu cesaret olsaydı ve sorumluluklarım olmasaydı, ben de bugün buralarda olmazdım. 

Gidişinden sonraki ilk 4 ayı nasıl geçirdim bilmiyorum. Aslında yaşamadım, sadece bir robot gibi çalışıyordum. Bu acıyı çeşitli yollarla, alkolle, tabletlerle dindirmeye çalıştım. Ama hiçbiri acımı dindirmedi. Geri çekildim, yalnızlaştım. Mektubun geldiği güne kadar nasıl yaşadığımı bilmiyorum. Çalışıyordum, küçük oğlumu okula gönderiyordum ama bunu nasıl becerdiğimi bilmiyorum. Her zaman bir soğukluk hissediyordum. Hep onun dağlarda bir yerde üşüdüğünü hayal ediyordum ve ben de üşüyordum. Çok kötü bir dönemdi. Bu dönem içerisinde sık sık konuşma terapilerine gidiyordum.

 

Peki çevreniz Cihan’ın Kürdistan’a gittiğini biliyor mu? Nasıl karşılıyorlar?

Başlangıçta kimseye Cihan’ın Kürdistan’a gittiğini söylemiyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Cihan zaten iki senedir Saarbrücken’de değildi ve insanlar onu sorduğu zaman yalan söylemekten nefret etmeme rağmen “Hamburg’ta” cevabını vermek zorunda kalıyordum. Çünkü açıklama yapamıyordum, anlam veremiyordum, neler olduğunu anlamıyordum. Belirli bir zamandan sonra kendi ailemle bu konu hakkında konuşmaya karar verdim. “Cihan gerillaya gitti” dediğim için bana önyargılı ve antipatik yaklaştılar. “PKK’liler teröristtir veya intihar bombacısıdır” diyenler oldu. Onların beni anlayamayacağı kanaatine vardım, acımı görmek istemediklerini anladım ve onlara açıklama yapma veya durumu izah etme gereği duymadım. Bu konu hakkında en yakın aile çevremle bile konuşmayı bıraktım ve Kürtlerle ilişkiye geçmeye karar verdim. 

Kolay olmadı, çok zorlandım. Kürt derneğine gittiğimde, “PKK nedir“ veya “Kandil Dağları nerede“ sorularını soruyordum, bir şaşkınlıkla karşılaşıyordum. Ama pes etmedim ve tekrar, tekrar gitmeye devam ettim. Kürtlerle aramdaki buzlar, Cihan’ın derneğe hitaben yazdığı bir mektupla çözüldü. 

 

Şu anda Cihan’la herhangi bir ilişkiniz var mı? Size neler anlatıyor?

Geçen 6 ay içinde Cihan’la ilişkim daha da sıklaştı. Sadece bana ve kardeşine hitaben şahsi bir video mesajı gönderdi. Geçen Aralık ayında uzun bir mektup yollamıştı. Rojava Devrimi’nden dolayı sık sık televizyon ve gazetelere çıkıyor, gazeteciler üzerinden de bana selamlarını iletiyor. Mesajlarında bizi özlediğini ve yalnız bıraktığı için vicdan azabı duyduğunu söylüyor. Kürt halkını ve kendisini bir birlik olarak gördüğünü dile getiriyor ve kesinlikle hissettiklerinden dolayı arkadaşlarını yarı yolda bırakmayacağını belirtiyor. Ben onu artık Kürt halkı ile birlik içinde olarak görüyorum. Bir Alman olduğu kadar bir Kürt’tür de. Cihan bu bütünlük için yaşıyor ve bu idealleri için ölebileceğini dile getiriyor. Mektuplarında Kürt hareketi hakkında, özgür kadın hakkında yazıyor. Onu böyle yetiştirdiğim için benimle gurur duyduğunu söylüyor. Benim onun kahramanı olduğumu söylüyor. Böylesi mektuplardan sonra ne demek istediğini anlamak için zamana ihtiyacım oluyor. Çünkü kullandığı cümleler her zaman böyle değildi. Bizim çatışmalı günlerimiz de oluyordu, tartıştığımız günler de; ama biz her zamanda barışmayı biliyorduk. Bu sıralar yine kendisine bir mektup yazmak üzereyim. Geçen mektubumu Mart ayında yazmıştım ama maalesef mektuplarımın ona ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Yine de yazıyorum. 

 

Siz, oğlunuzun da içinde olduğu direnişle ilgili, şimdi ne düşünüyorsunuz?

Bence Kürt sorunu daha bitmedi ve yakın zamanda bitecek gibi görünmüyor. Yaşananlara karşı sergilenen direnişi, ben bir insan olarak ve Cihan’ın annesi olarak iyi buluyorum. 

Prensip olarak şiddete karşıyım. Cihan’ın, insanlık dışı varlıklara karşı da olsa, verilen mücadelede insanları öldürebileceğine uzun süre anlam veremedim. Ama öbür taraftan bu vahşetten kurtulmak için mecburi görüyorum. Bunu anlatmak zor. Benim düşünceme bırakılırsa herkes şiddetsiz, savaşsız bir ortamda istediği gibi yaşamalı. Hiç kimsenin öldürülmesini istemem. Ama diğer yandan baktığımızda DAİŞ gibi barbarlar var ve ben onları insan olarak görmüyorum. Onlar için bir tanımlama bulmak çok zor, iğrenç yaratıklar... DAİŞ barbarlarına karşı Kürtlerin mücadelesine çok büyük bir saygı duyuyorum. Hele Kürt kadınlarının verdiği mücadeleye karşı sonsuz bir saygım var. 

Kürtler ayakta ve hakları için savaşıyor. Tek kuşkum bu savaşın uzun sürmesi. Uzun savaş demek, daha fazla ölüm demektir. DAİŞ belası yenilgiye uğratıldıktan sonra Cihan’ın ne yapacağını da merak ediyorum. Yeniden dağlara mı gidecek, ne yapacak? Korku her zaman içimde olsa da, onunla gurur duyuyorum, bu hiç tartışılmaz bir şey. 

 

Şu anda Kürtlerle ilişkiniz nasıl? Size nasıl bakıyorlar?

Kürtlerle 4 senedir sürekli bir ilişki halindeyim. Eğer Kürtlerle ilişki geliştirmemiş olsaydım, şu anda nasıl bir ruh hali içinde olurdum, bilmiyorum. Çünkü Kürtler, beni çok açık ve içten bir şekilde aralarına aldı. Her zaman beni dinliyorlar ve bana karşı çok saygılılar. Çok tuhaf veya saçma sapan sorular bile sorduğum anlarda beni anladılar ve duygularımla baş edemediğim dönemlerde saygı duydular. 

Sanırım iki sene önce gidip onları tehdit etme cüretinde bile bulundum. Cihan bana o dönemler Rojava’ya gitmek istediğini yazmıştı ve ben buraya gelip bunun engellenmesi gerektiğini söylemiştim. Çünkü Rojava benim için bir savaş alanıydı ve insanlar ölüyordu. Kendimi buna hazır hissetmiyordum. O dönemde, Ocak ayında kendisi beni aradı ve insanları deli etmememi söyledi. Bunu yaptığımı biliyorum ama ben kendimi Kürtlerin yanında rahat ve güvende hissediyorum. Gerçekten de Kürtlerin yanımda olduğunu hissetmek mutlu ediyor. 

Artık Cihan’ın yaptığı şeyin arkasındayım. İnsanlar Cihan’ın ne yaptığını sordukları zaman, “Benim oğlum Rojava’da Kürtlerle beraber DAİŞ’e karşı savaşıyor“ diyorum. Şaşkın bakışlarla karşı karşıya kalıyorum ama onlara artık şunu diyorum: “İlginiz varsa soru sorabilirsiniz ama önyargılı davranıp bir şey bilmediğiniz halde bizi yargılamayın.”

Çoğu zaman bana Cihan’ın bunu neden Kürtler için yaptığını soruyorlar. Ben de Cihan’ı tanımaları gerektiğini, onu anlamaları gerektiğini söylüyorum. O yüzde yüz bu meselenin arkasında duruyor ve inanıyor. Çok iyi bir hazırlık süreci geçirdi, tehlikeleri de biliyor ve buna rağmen Kürtlerle hareket ediyor. Çünkü Kürtler, yani sizin halkınız, benim oğluma kendi özgürlüğünü verdi. (Elindeki Cihan’ın bir fotoğrafını göstererek) Avrupa’daki mutsuzluk gitti, yine gözünde mutluluk ve umut ışığı görülüyor. En önemlisi de bu savaşın içerisinde benim oğlum, insan kalıyor. Bunu biliyorum ve o bunu başarıyor, insan öldürmesine rağmen. Bu benim oğlum. Cihan. 

 

Cihan’ın şimdi kadın savaşçılarla birlikte savaşması, kadın özgürlüğü için de mücadele etmesi size ne hissettiriyor?

Cihan’a her insana karşı saygılı ve hürmetli davranması gerektiğini söylüyordum, onu böyle yetiştirdim. İnsanlar arasında, kadın ve erkek arasında egemenliğin olmaması gerektiğini söylüyordum. Bu benim eğitim tarzımdı; çünkü ben her zaman özgürlüğümü seven bir insan olmuştum. Cihan da her zaman bu ilkeye sadık kalmıştı. Ama bir gün kişisel yaşamında bir olay oldu ve Cihan kendini sorgulamaya başladı. Cihan, bilinçaltında bir kadın üzerinde hakimiyet kurmak istediğinin farkına vardı. Burada bir yenilgiye uğradı. Çünkü bu egemenlik duygusunun neden böyle geliştiğini, ona neler olduğunu anlamıyordu. Kendini sorgulamaya başladı ve bu da Almanya’yı terk etmesinin sebeplerinden biriydi, diye düşünüyorum. Bu soruların cevabını Kürt halkının yanında buldu. Bu nedenle DAİŞ’e karşı elinden geleni yapmaya ve kadınlarla beraber kadın haklarını savunmaya hazır. Çünkü kadınlara karşı çok ciddi bir şekilde saygı ve hürmet duyuyor. 

(Cihan’ın bir videosunu göstererek) Bu videoda da görebiliyoruz. Bakın, kadın arkadaşa yaklaşımında çok değişik bir hali ve duruşu var. Silahını arkaya çekiyor, belirli bir mesafe ile kadın arkadaşa yaklaşıyor, onunla selamlaşıyor ve el sıkışıyor, ardından yeniden üç adım geri gidiyor. Bu duruşu ile kadın mücadelesine duyduğu saygı ortaya çıkıyor. 

Ben oğlumla, bu kadar vahşi ve kadın düşmanlığını körükleyen bir çeteye karşı savaştığından dolayı gurur duyuyorum. 

 

Son olarak, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kürt halkına teşekkür etmek istiyorum. Bana güç, inanç ve güven verdiler. Çaresiz olduğum dönemlerde daima derneğe gelebildim. Kürt halkına, korkularımı ve kuşkularımı anladıkları için ve Cihan’la ilgili her konuda bana yardımcı oldukları için teşekkür ediyorum. Bu kendiliğinden anlaşılır bir durum değil. Bir Alman olarak Almanlardan çok düşmanlık gördüm. Ama hiçbir zaman pes etmeyeceğim. Ben bir gerilla annesiyim artık ve Cihan da bana bununla gurur duyduğunu yazıyordu. Onun gidişi beni bir insan ve anne olarak çok değiştirdi; hayatıma çok hüzün girdi, korku girdi. Tek umudum ve dileğim, en kısa zamanda barışın gerçekleşmesi ve kimsenin ağlamamasıdır. 


 ERKAN GÜLBAHÇE/DİLAN AKDOÐAN / SAARBRÜCKEN