Türk kalabalıkların, meydanlardaki “Demokrasi nöbeti"ni yazmak için, oturdum.
Fakat, Nurcan Baysal’ın T24 sitesinde yayımlanan, “o bodrumdan sağ çıkma kızım" başlıklı yazısını okuyunca, sokak kapışmalarında birbirinin de gırtlağını kesenlerin, IŞİD versiyonu ırkçı rejime dair söylemek istediklerim ve ruhum başka diyarlara uçtu.
Bir bodrum katında, Türk ordusunca kuşatılmış silahsız, savunmasız öğrencilerden biri olan 16 yaşındaki kızına, içi yana yana “sağ teslim olma" öğüdü veren bir annenin, Esmer Çıkmaz’ın ağulu sesi.
Bu hüzünlü ses, ırkçı sloganlar, şoven simgelerle nöbeti tutulan, IŞİD versiyonu, Türk demokrasinin kanlı portresini sunuyor, bizlere. Okuyalım:
“Beni bir odaya alıyor. Yerde minderlere oturuyoruz. Duvarda bir genç kız ve bir genç erkeğin resimleri var. Bunlar kadının Cizre bodrumlarında yakılan 16 yaşındaki kızı Yasemin Çıkmaz ve İdil’de öldürülen oğlu 22 yaşındaki Vahap Çıkmaz’ın resimleri.
‘Hepsi daha çocuktu’ diyerek başlıyor söze. ‘Öğrenciydiler. Kızıma ‘gel’ dedim. ‘Ben arkadaşlarımı bırakıp gelemem’ dedi. Hepsi daha çocuktu.’
Arada bir kızının resimlerine bakarak devam ediyor:
‘Belediyede çocuklarımızdan haber bekliyorduk. Faysal Bey (Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız) sürekli yanımızdaydı, valiyi kaymakamı arıyordu, çoğu zaman cevap vermiyorlardı. Biz gidiyorduk kendimiz anneler olarak çocuklarımızı almaya, özel timler bizlere diyordu ki ‘vali kim, kaymakam kim, biz buradayız.’
‘Ne gecemiz ne gündüzümüz oldu. Sürekli top seslerinin altında cama bile çıkamıyorduk, sadece kendi çocuklarımızı değil, diğerleri de bizim çocuklarımız gibiydi. Farklı kentlerden gelmişlerdi, buraya barış istemeye gelmişlerdi, silahsızlardı, çocuklardı. Yaktılar. Yasemin bir akşam eve gelmiş, yıkanmış, kıyafetlerini değiştirdi. Uyumak istedi, uyuyamadı. ‘Yaralılar var anne, gidip onları getirip geleceğim’ dedi. Bir gün de ben gittim, gittim kızımı gördüm. Bir sürü yaralı öğrenci vardı, ‘Gelmeyeceğim anne, onları bırakamam, yasak kalkacak beraber geleceğiz’ dedi.”
O günlerde Cizre’de bir kadın öldürülür. Bedeni sokak ortasında çıplak teşhir edilir. Bu olay anne Esmer Çıkmaz’ı derinden sarsar:
‘Bir kadın öldürülmüştü, bedeni teşhir edilmişti, hep onu düşünüyordum, o da bizim kızımız gibiydi, bunu yapanların anası, ablası, kızı vardır, bunları yaparken düşünmediler mi bunları, bir ailesi vardır diye, darısı onların ailelerinin de başına. O olaydan sonra, artık kızım o bodrumdan sağ çıkmasın diye dua etmeye başladım. O vahşeti düşünüyordum hep, kızıma da aynısını yapabilirlerdi. Bir kez daha kızımı görebildim. Bodrumun kapısına kadar gittim, özel timler de hemen ilerideydi, kızıma döndüm dedim ki ‘o bodrumdan sağ çıkma kızım, ne yaparsanız yapın sağ olarak ele geçmeyin.
Kızımın yaralandığını öğrendik, 155’i aradık, onlar '112’yi ara' dedi, ambulans gelip parkın oradan anons yaptı, oradan zaten bodrumlara ses gitmesi mümkün değildi. Zaten bodrumdan çıkmak isteyen herkes öldürülüyordu. Çocuklardan biri çıkmak istedi bodrumdan, Abdullah Gün, 'elbiselerini çıkar' dediler, yaptı, ne dedilerse yaptı, yine de vurdular o çocuğu, öldü.
Bodrumlarda yaralıların isimleri medyada çıktıktan sonra o akşam 20:30 gibi çok büyük bir patlama oldu, deprem oldu sandık, sonra TRT’de ‘bodrumda 60 terörist ele geçirildi’ yazısı çıktı. O gece yaktılar onları, hepsi daha çocuktu.
Sonra babası cenazesini bulabilmek için Silopi’ye gitti, Mardin, Antep, Urfa, Silopi’deki morgları gezdik, kızımızı arıyorduk. Sonra cenaze Cizre Devlet Hastanesi'nde çıktı. Yüzü tamamen yanmıştı, sol gözünü çıkarmışlardı, ondan sonra ben cenazenin gerisine bakamadım. Derisi büzülmüştü, sadece yüzüne bakabildim. Tamamen yanmış gerisi, kemik kalmış.’
Oğlunu soruyorum. Oğlu 6 yıl önce PKK’ye katılmış:
‘Kobani’ye gitmişti, orada sanıyorduk, oradan İdil’e geçmiş, haberimiz yoktu. Oğlumu sormaya geldi polisler, biz o sırada Yasemin’in taziyesindeydik. ‘Siz benim kızımı öldürdünüz, gelip oğlumu soruyorsunuz’ dedim. Polis bana ‘sen kızını ben de 50 askerimi kaybettim’ dedi. Bağırdım, ‘biz Kürdüz kardeşim’ dedim. Bundan sonra kültürümüzden geri dönecek değiliz, bu vahşet biz Kürdüz diye yapılıyor.”
“Oğlumun ölümünü Yasemin’in taziyesinde öğrendim.
Anneyi tüm bu süreçte en çok yaralayan şeylerden biri Batı’nın sessizliği:
“Tüm Avrupa sessiz kaldı, onlar o gün seslerini biraz yükseltselerdi bu vahşet yaşanmazdı. Hendekleri PKK kazdı diyorlar. PKK kazmadı, biz kazdık, halk kazdı, bizim çocuklarımız kazdı. Şimdi anlıyorum çocuklarımız niye kazdı. Her gün gelip tutukluyorlardı. Bizim çocuklarımız bu devlet zulmü karşısında ne yapacaklar, tek seçenek dağa gidecekler. Barış dışında bir yol yok, Erdoğan da öğrenecek.
Bir gün bu şiddet herkese gelecek, bugün susanlara da gelecek. Susmak kimseyi korumayacak. İktidara kim geldiyse bu ülkede Kürtlere darbe yaptı. Demirel, Evren, Çiller, Ecevit hepsi Kürde cehennem yaşattı. Bu kadar insanı öldürdüler ellerine ne geçti, var mı bir sonuç, ellerine bir şey geçti mi yok. Onların çocukları bodrumlarda sıkışmıyor. Türkler iktidardakilere seslensinler, ‘sizin aileniz niye gidip savaşmıyor’ desinler, ses çıkarsınlar. SES!”
Çıkmadan Yasemin’in duvardaki resimlerinden bir görüntü almak istiyorum “Evin girişindeki resmini çek” diyor. “O resimde gelin gibi.”