Nuda YÜKSEL

O çocuğun gözlerinin derinliğinde saklı yaşamın sırları. Bakmak ile görmek arasındaki o ince çizgide anlamlaşır sözlerimiz.

O çocuk gözleriyle 297 gün bir şey anlatı bize. Gördüğümüz açlıktan eriyen bir beden iken, gerçekten bakabildiğimizde ise çürümüş faşist bir rejimin gün be gün erittiği, yok ettiği adalet duygusuydu.

Bu zaman diliminde hiç olmadığı kadar gördüğümüz ile baktığımızın farklı şeyler olduğunu anladık. Gördüğümüzün bize yansıyan şey olduğunu, baktığımızın, gerçekten bakabildiğimizin ise biz olduğunu.

Gördüğümüz bir gencin ölümüne inandığı masumiyetini kanıtlama savaşıydı.

Oysa bakabilseydik gerçekten bu çocuğun hakikatini anlayabilirdik. İyi ile kötünün, doğru ile yalanın, ölüm ile yaşamın amansız savaşını.

Yaşamda sesin, rengin, kokunun, ritmik devinimin güzelliği niye vardır? Güzelliği açığa çıkartan nedir? Güzel olan nedir? Güzel doğru iyi ve özgür olan kimdir. Bütün bu kavramları sorgulatan insan edinimi değil mi?

İnsan bir eylemle yaşama bağlanma ahlakı kurduğunda kendi hakikatinin güzelliğini, doğruluğunu, iyiliğini özgürlüğünde ilan etmiş olmuyor mu?

O çocuğun kendisinde dile gelen zamanın kötülüğüne karşı güzellik arzusu değil miydi? Belkide kaygı çağında kendimizin farkına varmaya zorlanmamızdı.

Gülüşündeki asi güzellik dona kaldı zamanda. Şimdi kim diyebilir ki zamanın aktığını, yaşamın olduğunu. Bir çocuğun adalet kavgasında ölmüştür zaman, yaşam.

Her giden ardında sadece yasını değil aynı zamanda yaşamını da bırakıyor. Yaslarını acılarımızın anlamına dönüştürüyoruz. Peki ya yarım kalan yaşamlarını? Yaşamlarını özgürlükle tamamlamak ve sonsuzlukta özgür kılmak için?

Varoluş insanın yazgısı, kaderi kendindedir der. Herkesin kendi acısı kadar anlam bulduğu bir çağın içinde herkes kendi yazgısını mı yaşamalı.

Oysa işle açıklıyor insanı, eylemle tanımlıyor, davranışla yargılıyoruz. Açıkladığımız tanımladığımız, yargıladığımız insanı kendi yazgısına mahkûm ederek rahatlayıveriyoruz.

Güzelliğin, iyiliğin, sevginin, masumiyetin Mustafa Koçak’ın adalet kavgasında yitirildiği bu ülkede kim artık iyi ve ahlaklı olabilir ki. Hayatın duası, bedduası, ağıdı ve acısı insana dair insanca sezişin utanmaz kahkahası.

Yaşama kucak açan büyülü zamanın cüretkâr yüreği şimdi ve daima yan yana olduğumuz çocuk. Sen varlığın sonu denilen ölümü yenerken biz varlığın hareketi olan yaşamı çoktan öldürmüşüz.

Bizler durarak, bekleyerek alışarak çoktan kabullenmiş gibiyiz bizi içine alan kötülüğü.

Biz durdukça kötülük bize doğru koşuyor. Her gün farklı bir yüzle geliyor üstümüze. Bazen bir posta paketiyle, bazen yıkılan bir mezar taşıyla bazen de gömülmesine izin verilmeyen bir bedenle. İşgalle, talanla, tecavüzle, yoksullukla, açlıkla bin bir surette büyük bir süratle geliyor üzerimize.

Ruhumuzu, bilincimizi, yüreğimizi, vicdanımızı kör ede ede geliyor. Doğru güzel iyi olan adına ne varsa bu kötülüğün üstüne üstüne koşmalı. Yüreğinden tutmalı ölümü şimdi ve sonsuza dek yaşamın adaletine sunmalı. Belki o zaman o çocukların gözlerindeki anlamın şifresini çözebilir, gerçekten yaşayabiliriz.