Eduardo Galeano’nun ölümü bizlere acı verdi… Yaşar Kemal, Galeano gibi edebiyat çınarlarını yitirmek, toplumları öksüz, lal bırakıyor… Bu çınarların kalemlerinden dökülenler, aynı zamanda toplumların hafızasıdır. Toplumun gerçeğini en güzel kalem ustaları dile döker. Onlar toplumun duygusu, bilinci, sezgisi, tasası ve sevincidir. Bu nedenle onları her kaybedişimizde bir yanımız daha eksilir. Belki de ta içimizdekilere, dile getirmediklerimize dokunup en sesli haliyle dile getirdikleri için onları yitirdiğimizde anne, yoldaş, dost acısına denk bir acıyla incinir yüreğimiz. 

Onlar sadece kendi zamanlarına, yaşadıkları coğrafyaya değil, tüm mekan ve zamanlara uzanırlar. Bu yönüyle ulaşabildikleri insanlar sınırsızdır. Bir halk ozanının türküleri gibi, yazdıklarıyla acı ve sevincimizin katibidirler. Bu nedenle Galeano’yu sadece 

Latin Amerikalılar okumuyor, ona hayran olan sadece kendi halkı Uruguaylılar değil. Kürdistan dağlarında özgürlük mücadelesi veren kadın gerillalar da onun en iyi okuyucularından. Diğer okuyucuları gibi, gerillaları da tutkuyla bağladı kitaplarına. Onlar da kayboldu o sayfalar arasında, Latin Amerika’ya, söz ettiği tüm mekanlara uzandı, ustalıkla tarif ettiği sevinçlerini, acılarını, duygularını en derinden hissetti. Onun anlatım zenginliği ve betimlemelerine, her anlattığına ruh veren usta kalemine hayran kaldı. Kendini tarihin o anında hissetti, hüzünlendi, hayıflandı, öfkelendi, umutlandı… Gerilla, Galeano’yu okudukça Latin Amerika’nın yerlileriyle tanıştı, o kadim kültürünü içine çekti. Sömürgeciliğin halkın boğazını sıktığı kanlı ellerini bedeninde hissetti, zulmün dehşetini iliklerine kadar yaşadı, yüreği burkuldu. 

Ayrı mekanlarda olsak da acımız ortaktı. Bu, biz gerillaları Galeano’nun kitaplarına daha çok çekti. Latin Amerika halkı da Kürt halkı gibi zulüm cenderesinden geçti, katledildi, baskı gördü. Sömürgecilerin aynı amaçla yürüttükleri asimilasyon ve kültürel soykırım aynı sonuçları doğurdu. Yazgımız bir, gözyaşlarımızın rengi birdi. 

Galeano, dünyanın bir ucundan, Kürdistan dağlarına uzandı, kamplarımızın en değerli köşelerine konuk oldu. En zaruri eşyalarımızı koyduğumuz sırt çantalarımızdan kitapları eksik olmadı; onlar da en temel ihtiyacımızdı! Yazın sıcağı, kışın soğuğunda yol aldığımız dağ zirvelerini onun kitaplarıyla adımladık; molalarda kaldığımız yerden heyecanla devam ettik. Kamplarda konuk ettik, geceleri kitaplarını el fenerleriyle okumaya çalıştık. Bir ağacın gölgesindeki serinliği onunla paylaştık. Kitaplarında anlattığı kapitalizmin çirkefliğini okudukça, doğaya, insana, halka daha çok bağlandık; dağ yaşamının kıymetini daha çok anladık. Kapitalizmin sömürdüğü, incittiği kadınları, toplumdan kalemiyle aldığı intikamı bizler Kürdistan dağlarından tamamladık, özgürlük mücadelemizi birleştirdik. Damarlarımızı kesenlere karşı öfkemizi biledik, egemenlerin gözleri mimlensin diye gerçeklere ayna tuttuk. Latin Amerikanın Kesik Damarları, Kürdistan’da bedene kavuşuyor, ruh kazanıyor.  Mazlum, Agit, Kemal, Sara gibi, Che de gerillaların bir kahramanı. Galeano gibiler yaşama ayna tutarken, Kürdistan devrimciler de bir daha aynalar kırılmasın diye mücadele ediyor. Onlar okuyucularını çoğaltıp, yazdıklarıyla ölümsüzleştikçe, özgürlük savaşçıları da dile getirdiklerini pratiğe dökmek, gerçeği ebedi kılmak için mücadele edecek. Yazının ruhu tüm zamanlara hükmeder. Galeanoların gözü arkada kalmasın… 


Roni EYLEM