Sayın Öcalan’ın 21 Mart Newroz çağrısıyla başlayan çözüm süreci, halkta büyük bir beklenti yarattı. Yapılan bütün anketler ve Akil İnsanların aylar süren çalışmaları sonucunda hazırladıkları raporlar bunu gösteriyor. Kürdistan halkının geniş kesimleri ortak talepler etrafında bütünleşmiş durumda. Batıda ise bilinen itirazlar dışında halkın geniş kesimleri demokratik, barışçı çözümden yana. Ama buna rağmen, hala hükümet-devlet tarafından ciddi bir adım atılmış değil. Bu da sürecin ilerlemesini engelliyor. Süreç hakkındaki kuşkuları ve sürece karşı itirazları arttırıyor.

AKP liderleri ve yandaşları ise tam bir saldırganlık sergiliyorlar. Süreci ilerletmek için atılması gereken adımları atmıyorlar. Hatta bunun tersine adımlar atıyorlar. 30 yıllık hatta 90 yıllık eski sömürgeci politikalarda inat ediyorlar. Halktan tepki görünce de “Biz çözüm için her adımı attık ama örgüt bunları görmüyor, savaş istiyor” diyorlar. Kendi ırkçı politikalarının sorumluluğunu Kürdistan halkına ve PKK üzerine atmaya çalışıyorlar. Ama buna ne Kürt halkı, ne de Türkiye’de gerçek demokrasi isteyen tek bir kişi inanır.
Demokratikleşiyoruz diyen AKP’nin gidişatına bakın:
Kayıp yakınları her Cumartesi meydanlarda. Ama hala, devlet tarafından kaybedilmiş tek bir insanın bile cenazesi bulunabilmiş değil. Kaçıran-kaybeden-infaz eden devlet görevlileri ise hesap vermek bir yana, hala görev başında.
Roboskî katliamının üstü hala örtülüyor. Katliamın üzerinden 662 gün geçti.
Meydanlarda gösteri yapan halk, gaz bombalarıyla zehirleniyor. Yüzlerce insan polis saldırılarında yaralanırken, 7 genç polis kurşunuyla kasten öldürülüyor. Failleri terfi ettiriliyor.
Zindanlardaki binlerce tutsak bırakılmadığı gibi, hasta tutsakların tedavisi engellenerek ölüme terk ediliyor. Çocuklar okullarda değil, zindanlarda büyüyor.
Aleviler üzerindeki ayrımcılık sürüyor. Buna karşı Alevi kitleler de meydanlara dökülüyor.
Demokratikleşen hangi ülkede bunlar olur? Demokratikleşme olsa bunların tam tersi olurdu. Yani zindanlar boşalır, siyasetçiler özgür bırakılır, insanlık suçu işleyenler ise yargılanırdı.
AKP ise zindanlarda zulmü arttırmak ve yeni zindanlar yapmakla meşgul.
Genel olarak dikta rejimlerinin insan hakları ihlallerini ortaya koyan Af Örgütünün son raporu da AKP’ye bir uyarıdır.
Ama AKP’liler çocuk kandırır gibi hala demokrasi türküleri söylüyor.
“Bir tek siyah kuğu, bütün kuğular beyazdır önermesini çökertmeye yeter.”
Oysa AKP’nin demokratikleşme-çözüm iddialarını çökertmek için çok fazla siyah kuğu var.
Rojava devrimini bastırmak için El Nusra-El Kaide çeteleriyle kirli ve kanlı bir işbirliği yapılıyor. Ama bunlar yetmemiş olmalı ki, bir de duvar sorunu çıktı. Nusaybin-Qamişlo arasına örülmek istenen bu duvar, Kürdistan halkını bölmekle kalmıyor, halkın geleceğinin, demokrasinin, barışın önüne örülüyor. Hangi demokrasi, hangi barış ve çözüm bu tür duvarlarla gelişir? Halkın buna utanç duvarı adını vermesi AKP’yi utandırmıyor mu?
Kürdistan halkını mayın tarlalarıyla, dikenli tellerle, jandarma kurşunlarıyla, bombalar yağdırarak bölemeyenler şimdi de duvarlarla mı bölecek? Çin Seddi ve Berlin duvarının müzelik olduğu bir dünyada, Orta çağın derebeyleri gibi duvarlar örerek kime karşı, kimi-neyi koruyacaksınız? Acaba korumaya yetecek mi? Yoksa kendi etrafınızda bir zindana mı dönüşecek?
AKP diktası, 100 yıllık sömürgeci rejimin son çırpınışıdır. 100 yıllık sömürgeci rejimi korumak için duvarlar ören AKP de, sömürgecilik de bu duvarın altında kalacaktır. Utanç duvarı yıkılırken, sömürgecilerin utanmazlıkları tarihe geçecek yeni bir gaflet ve alçaklık örneği olacaktır.
Bu süreçte, Kürdistan halkı ve demokrasi güçleri barışçı-demokratik çözümden yana olduklarını net olarak ortaya koymuşlardır. Bunun gereklerini de yapmışlardır. AKP ve devlet çözüme yanaşırsa ortak-özgür bir yaşamın kurulması kolaylaşır. Ama tersine gidip çözümsüzlüğü ve tasfiyeyi dayatırlarsa, halk buna boyun eğmeyecektir. Halk önüne konulan bütün duvarları parçalayıp aşarak, özgürlüğe giden yolu açacaktır. Özgür geleceğini kendi elleriyle adım adım kuracaktır. Çözüm süreci bir pazarlık değil, yeni bir mücadele süreciyse görev başına.
“O duvar, o duvarınız,
Vız gelir bize vız!”