Bu
sözleri hatırladınız değil mi? Hani 2012 yılında Amed’de Milli Eğitimin
dağıttığı ve içinde insansız û insafsız akp ideolojisinin pastörize
edilerek verildiği sütlerden yüzlerce çocuk zehirlenerek hastaneye
kaldırılmıştı. Kentin en üst düzeyi de çıkıp “biri zehirlendi, diğerleri
de ondan psikolojik olarak zehirlendi” diyerek Nobel Çüş Ödülünü
kapmıştı… Ve bunu diyen insan bir “vali”. Bir kenti ona teslim etmişler.
Var mı böyle zulüm? Gerçi valinin kendisi de bunu daha önce
belirtmişti. 14 Temmuz mitinginde “Ben 1 milyon 600 bin insanı temsil
ediyorum. Vatandaşlarımızın canı kendi canımızdan azizdir” demişti.
Vatandaşın canı kendi canımızdan azizdir diyor ya! Prezede son noktadır.
Ötesi Şam’da kayısı.
Her gün onlarca insanın canına kıyılıyor.
Onlarca çocuk katledildi. Onlarca insana haksızlık diz boyu iken ve
emirleri de veren kendisi iken, kalkıp “onların canı bizden daha
azizdir” diyor. Yalanın batsın, batmakla kalmayıp sele dönüşüp sen ve
koltuğunu da Nijer kıyılarına sürüklesin inşallah. Bizim canımızın senin
gözünde bir kedi canı kadar para etmediğini biliyoruz. Masalı geçelim.
Tamam anladık valisin, sonsuz sallama hakkın var, ama insan az tutarlı
olur. Valinin de bildiği üzere yıllar evvel Dostoyevski katıldığı bir
konferansta, onu kızdıran ve tutuklama ile tehdit eden dönemin hükümet
başına “Sen ananın sıcak kucağında uyurken, ben de parçalanmış vücudumun
acısıyla, mahkeme duvarlarına dayanmış doğacak güneşi bekliyordum”
diyerek sert bir cevap vermişti. Bu ünlü yazar kısaca demişti ki “Biz
bizeyiz! İnsan taklidi yapmanın lüzumu yok. Ayıp”… Hah! Aynısından
diyorum bende. Biz bizeyiz. Canımıza karışma yeter. Sana teslim etmek
istemiyoruz. Soğuk hava deposuna bile atsak daha güvenlidir senin kirli
ellerinden! Senin eve teslim yerine emniyete ya da mezar teslim
hizmetlerin var. Yani her şeyi geçtim! Canınınız bana emanet, benden
değerli diyen abêmiz sanki dün cenazelere su sıkıp gömülmesine bile izin
vermeyen insan değilmiş gibi de ayax yapıyor ya, o zoruma gidiyor.
Amed
valisini seneler evvelin “Sıcağı Sıcağına” denen bir programının vetere
görüntülerine benzetiyorum. Saçma sapan gibi görünüp hem komik hem de
vahşet olabilen ender görüntülerdi. Milletvekilleri eylemden ne arıyor
diye sorabilecek kadar siyaset dışı bir insan. Artık zamanında hangi
cemaatten soruları alıp sınavı kazanıp bugünlere geldiyse de bilemem.
Her polis şiddeti ve vahşetine “orantılı güç” demekle görevlendirilmiş
bir bürokratik abimiz. Hal böyle iken bir teklifim olacak. Amed valilik
makamını kaldırıp yerine bir ses bandı koysunlar. Nasılsa ezbere
konuşuyor. Tüm valiler öyle. Ezbere 4-5 cümle ile beleş maaş alıyorlar.
Polis orantılı güç kullandı, eylem illegal idi, kolluk kuvvetlerimiz
kahramanca bilmem ne etti, el ele vermeliyiz vs. demekten başka bir işe
yaradıklarını gören var mı? Yok… o halde ses bandı ricamı es geçmeyin.
Vali
Mustafa Toprak, taştan kalbi ile geçtiğimiz günlerde finalini yaptı.
Panzerin ezerek öldürdüğü Şahin Öner için ilk gün “bomba elinde patladı,
öldü” dedi. Otopsi de gerçekler ortaya çıkınca dedi ki “Yanlışlıklar
olacaktır, problemler olacaktır. Biz bunları yaparken oraya bir molotof
atılması yakıcı bir madde atılması hepimizi üzer. Herkesin ben dahil
diline söylemine dikkat etmesi gerekiyor”... Şimdi müsaadenizle sorayım:
Haytanızda kaç tane böyle gerzekçe açıklama okudunuz? Böyle türünün son
örneği valilere rastladınız? Şahin Öner ile yaşadığın utanç sana bir
ömür yetecektir. O elleri yakandadır… rüyalarındadır…