DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması amacıyla sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 110. gününde
“Biz Kürt kadınları olarak bu tecridi gördük, yaşadık. Ben de elimdeki kimlikleri kullanarak böyle bir eylem başlatmaya karar verdim. Ben Mehmet Tunçlar’ın, Sêvêler’in yoldaşları olarak bu eyleme başladım. Başaracağımıza inanıyorum. O güzel günleri görmeyi çok istiyorum ve bunu göreceğimi de biliyorum.”
Açlık grevinin 110. gününde olan Leyla Güven’i evinde ziyaret eden Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu adına konuşan Ayşe Güney, Güven’in sesine ses olmaya devam edeceklerini vurguladı.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’i evinde ziyaret etti. Platform üyeleri, ziyaret sonrası ise binanın önünde basın açıklaması yaptı. Kadın gazeteciler adına açıklama yapan Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu Sözcüsü Ayşe Güney, ziyaretin kendileri için çok anlamlı olduğunu ve bu ziyaretten de moral aldıklarını ifade etti.
Güven’in sürdürdüğü açlık grevinin en kritik aşamada olduğunu kaydeden Güney, şunları söyledi: “Leyla Güven, çok halsiz ve bitkin görünüyordu ama bir o kadar da moralli, güçlü ve kararlıydı. Leyla Güven, sonuç alana kadar bu eylemi devam ettirme kararlığına bir kez daha vurgu yaptı. Tüm basın çalışanlarından kendi sesine ses olma çağrısı var. Bizler de Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu olarak Güven’in sesine ses olacağımızı bir kez daha burada deklare ediyoruz. Bu direniş, sadece Kürt halkı açısından değil Türkiye halkları başta olmak tüm Ortadoğu halkları açısından barışın teminatıdır. Öcalan’ın üzerinde uygulanan tecrit aslında tüm topluma uygulanıyor. Başta da kadınlara uygulanıyor. Bu tecridin bir an önce kaldırılmasını, Leyla Güven’in haklı talebinin bir an önce gerçekleştirilmesini istiyoruz.”
Güven öncülüğünde cezaevlerinde ve dünyanın farklı yerinde başlatılan açlık grevlerinin bir direniş olduğunu belirten Güney, “Bu direnişe sessiz kalmak insansızlığa sessiz kalmaktır” diyerek eli kalem tutan herkesi bu tarihi yazmaya çağırdı. Güney, “Leyla Güven’in kararlığıyla hakikatin peşinden gitmeye devam edeceğiz” diye bitirdi. Kadın gazeteciler, açıklamanın ardından evin önünden ayrıldı.
Dün de kadın ziyaretçileri vardı
Dün de aralarında Gazeteci-yazar Işıl Özgentürk, insan hakları savunucusu ve barış aktivisti Nimet Tanrıkulu, Filiz Uğuz ile feminist aktivistler Özengül Ergun ile Seher Kalkan’ın da bulunduğu heyet, Leyla’yı evinde ziyaret etti.
Ziyaret öncesi Rosa Kadın Derneği’nde bir araya gelen kadınlara, dernek yöneticileri de eşlik etti. Leyla Güven, dayanışma ziyaretlerinin kendisine moral verdiğini belirterek, “Savaşı biz kadınlar başlatmadık ancak barışı biz başlatacağız” dedi. Türkiye’nin yasalarını ihlal ettiğini ifade eden Güven, yasalarını ihlal eden Türkiye’nin kendi yasalarına uymasını istediklerini söyledi.
Ziyaretin ardından Leyla’nın evinin bahçesinde açıklama yapmak isteyen heyet, polisler tarafından engellendi. Engellemeye Valilik kararını gerekçe gösteren polis, açıklama yapılacaksa evin başka bir alanına geçmesi gerektiğini kaydetti. Engellemeye karşı çıkan kadınlar ise “Aramızda barış aktivistleri, hak savunucuları ve gazeteciler var. Çok ağır süreçlerden geçiyoruz. Bu süreci başlattığı açlık grevi eylemi ile göğüsleyen bir kadını ziyaret etmek istedik. Üslubunuzu bizlere karşı düzeltin. Böyle tepki göstererek, süreci baltalamaktan öteye gidemezsiniz” diyerek tepki gösterdi.
Kadınlar, daha sonra açıklama yapmadan Leyla’nın evinin önünden ayrıldı.
Ayrıca dün HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz ve Devrimci Demokrat Kadınların yaptığı ziyarette ise Güven, ölümü kutsamadığını, yaşatmak için bu eyleme başladığını belirterek, tüm sorunların merkezinde olan tecridin kaldırılmasının Türkiye’ye bir nefes aldıracağını dile getirdi. Yine cezaevinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan tutukluların aileleri de Güven’i ziyaret etti.
Karanfil elden ele
Kadın gazetecilerden Dicle Müftüoğlu, Güven’i ziyaretin ardından MA’ya, ‘Karanfil elden ele…’ başlığıyla izlenimlerini ve duygularını yazdı:
“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte / Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel / O başkası yok mu bir yanındakine veriyor / Derken karanfil elden ele / Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle / Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil / Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk / Birleşiyoruz sessizce.”
Şair Edip Cansever, böyle anlatıyor; bir sevdanın elden ele taşınmasını, mücadelenin birleştirdiği farklı renkleri. Güven, 8 Kasım 2018’de Diyarbakır Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlamasının ardından bu eylem yayılmaya başlayınca aklıma ilk bu dizeler gelmişti. Leyla Güven o karanfili eline almıştı ve derken elden ele büyümüştü bu sevda.
Tarihe tanıklığımızdır
Gazeteciliğin bir gerçekliği anlatma sorumluluğu kadar bir tarihe tanıklık etmek olduğu da bilinir. Kimi zaman rutin akışta bunu hep hatırlayamazsak da yaşanan acılara, uygulanan saldırılara, mücadeleye tanıklık ediyoruz. İşte tam da böyle zamanlara bazı isimlerin mücadeleyle geçen yaşamının bir bölümüne şahit olduğumuzu anlıyoruz. Diyarbakır’da gazetecilik yapmaya başladığım ilk zamanlar Leyla Güven’i tanıdım.
Xerabê Bava ve Leyla Güven
Leyla Güven denilince aklıma hemen Nusaybin’in Xerabê Bava (Koruköy) köyü geliyor. Köye bir akşam vakti baskın düzenleyen askerler, tıpkı 1990’lı yıllarda olduğu gibi köylüleri meydanda toplamış, birçoğunu işkenceyle gözaltına almıştı. Olayın duyulmasıyla birlikte biz gazeteciler olarak yasak ilan edilen köyde neler olduğunu öğrenmek için yola düşerken, çeşitli heyetler de yasağın kaldırılması talebiyle bölgeye akmıştı. Heyetler defalarca köye yürümeye çalışsa da yolları barikatlarla kapatan askerler buna izin vermemişti. Haftaları bulan yasak süresince birçok kentten heyetler gelmiş, nöbetler tutmuştu. Birçok kişi gelip gitse de o dönemde DTK Eşbaşkanı olan Leyla Güven hep bölgede kalmıştı. Sürekli köyde ilan edilen yasağın daha fazla nasıl görünür kılınabileceği üzerine bizlerle tartışma yürütüyordu. Nöbet tutulan bölgede telefon ve internet çekmemesi biz gazetecilerin ana sorunu olurken Leyla Güven, bir yolunu bulup bizi internetin çektiği noktaya ulaştıran isim olmuştu. Yine köyden bir şekilde çıkmayı başaran isimlere ulaşmamızda bize en büyük desteği sağlayan isimlerden biri Güven’di.
Leyla Güven bölgede yaşananlara ilişkin verdiği demecinde, “1990’lı yıllarda denenmeyen bir şey mi kaldı? Koruköy’ün yaşandığı işkenceler 1990’lı yıllarda kat be kat yapılmıştı. Bu insanlar köyden çıkmak zorunda kalmışlardı. Şimdi o insanlar geri dönüp köylerini yeniden inşa ettiler. Şimdi yeniden evleri yakılıyor” demiş ve barışçıl adımlara işaret etmişti.
O günden bugüne
Oluşturulan kamuoyuyla yasak kalktığında köye giden, kadınları ilk kucaklayan, sorunlarını dinleyen isimlerden biri olmuştu Leyla Güven. O günlerde bu kucaklaşmaya tanıklık ederken şimdi de Güven’in elindeki karanfilin nasıl da elden ele Hewlêr’den Strasbourg’a, Galler’den tüm cezaevlerine ulaştığını görüyorum.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu olarak, tanığı olduğumuz bir sürecin öncüsü olan Leyla Güven’i ziyaret etme kararı aldık. Daha önce Güven’in evine gitmeyen bizler için sokaktaki yoğun ablukayla, “Doğru adresteyiz” hissini yaşadık.
İçeriye girdiğimizde her ziyaretçi için bir zorunluluk olan, ellerimizi dezenfekte ettikten sonra, galoş ve maskeleri alıyoruz. Kızı Sabiha ve Güven ile ilgilenenler tarafından nelere dikkat etmemiz gerektiği yönünde uyarıları dinledikten sonra odaya geçiyoruz. Leyla Güven, hepimizi görmek istediği için yatağının biraz yükseltilmesini istiyor. Gözlerinde müthiş heyecanla tek tek her birimize adlarımızla sesleniyor, nasıl olduğumuzu soruyor. Sonra sakin sakin duru bir su gibi konuşmaya başlıyor.
İlk kez duygulandım…
Sayımızın çokluğu onu ayrıca heyecanlandırıyor, “Bunca baskıya rağmen özgür basının bu kadar büyümesi ne kadar heyecan verici. Sizleri görünce Gurbetelileri (Gurbeteli Ersöz), Denizleri (Deniz Fırat) görmüş gibi hissettim” diyor Güven. Bir anda gözyaşlarına hakim olamayan Güven, “Bunca ziyaretçi geldi ama ilk kez duygulandım” diye eklemeden de edemiyor.
Başaracağımıza inanıyorum
Eyleme ilk başladığı zamanlarda batıdan “Tecrit gündemi de nereden çıktı?” sorusunun sorulduğunu dile getiren Güven, “Biz Kürt kadınları olarak bu tecridi gördük, yaşadık. Ben de elimdeki kimlikleri kullanarak böyle bir eylem başlatmaya karar verdim. Ben Mehmet Tunçların, Sêvêlerin yoldaşları olarak bu eyleme başladım. Ben başaracağımıza inanıyorum. O güzel günleri görmeyi çok istiyorum ve bunu göreceğimi de biliyorum” diyor.
Cezaevindeyken eylemlerini yansıtan gazetelerin içeriye alınmadığını da söylüyor Güven, “Ancak sizden gelen mektup ve kartları aldım” diye ekliyor.
Ziyaretçiler arasında olan ve daha 1,5 yaşında olan Zerya’ya ayrı bir ilgi gösteriyor ve “En küçük misafirimle fotoğrafımı çekin” diye rica ediyor. Fotoğraflar çekildikten sonra gazeteciler olarak sürecin takipçisi olacağımızı, seslerini duyuracağımızı bir kez daha yineleyip odadan ayrılıyoruz.
Apartmanın önünde basın ordusu yerine polis ordusu karşılasa da bir büyük bir direnişe daha tanıklık etmenin huzuruyla ayrılıyoruz.
AMED