Batı Kürdistan ile Güney Kürdistan arasında hendekler kazılıyor.

Saddam ve Hafız Esad döneminde, Irak ile Suriye arasında kazılması düşünülmeyen hendekler. 

Kürt halkının “parça”lar arasını su yolu yaptığı, ayak izleri ile anlamsızlaştırdığı “sınır”ları meşrulaştıran hendekler.

El Kaide ve bağlısı çetelerin, Irak’tan Güney Kürdistan’a sık sık yaptıkları saldırılara karşı, kazılması düşünülmeyen hendekler.

Türk devletinin Nusaybin ile Qamişlo arasında kazdığı hendeklerin ikiz kardeşi hendekler…

Bu uğursuz kazıcılığı sıradanlaştırarak normalleştirmek, onun adını doğru koyamamak, hırsızı aklamak ve “ev sahibinin hiç mi suçu yok” demagojisi, hendeklerden daha derin bir sorun.
Gerçek, can sıkıcı sırıtışı ve çıplak çirkinliği ile ortada: Bu hendekleri PDK(KDP) kazıyor!

Güney Kürdistan’da YNK ve Goran başta olmak üzere, tüm siyasi partilerin ve Güney halkının şiddetle karşı çıktığı bu hendeklerin tek sorumlusu da PDK(KDP)’dir. 

Halkın politik zekası ile, anında adlandırdığı ve adına, “ihanet hendekleri” dediği bu çirkinliğin, savunulacak hiçbir yönü yoktur.

Bu hendeklerin kazılmasına Türk devleti, Erdoğan ve Davutoğlu dışında sevinen veya destek sunan bir tek kimse de yoktur.   

Bu açıdan, “İhanet hendekleri” tanımı en uygun adlandırmadır.

Çünkü Güney Kürdistan halkı, Saddam rejimine karşı savaşırken de, rejimin zulmünden kaçarken de, hendeklerle kesilen bu yollardan geçti. Barzaniler de defalarca Batı Kürdistan’a, hendek engeline takılmadan rahatça gidip gelmişlerdi. 

Bugün, hendeklerle kendi yurdunda seyahati engellenen ve kuşatmaya alınan Batı Kürdistanlılar, zamanında Barzanileri de, birçok Kürt siyasetçiyi de bağırlarına bastılar.

Demek ki “devlet” olmak, ahlaklı ve vicdanlı olmak, vefa ve sadakat duygularına sahip olmak anlamına gelmiyormuş. Kendi topraklarında egemenliğini tesis etmek; bayrağı olmak, gümrükler kurmak, polis gücü ve ordu oluşturmak, bağımsızlığı kazanmak anlamına gelmiyormuş. Demek ki tüm bu kurumlar ve aygıtlara sahip olmak, halkın çıkarlarına hizmet edileceği anlamına gelmiyormuş. Demek ki Kürt olmak, Kürt partisi olmak yurtseverlik için tek başına yeterli koşullar değilmiş.

Kimi Kürtleri huzursuz eden “ilkel milliyetçilik” tanımı, demek ki yerindeymiş. Demek ki halkının çıkarlarını özel mülkiyetine, ailesel çıkarlarına ve devletlerle ticari ilişkilerine tercih edenlere “işbirlikçi” denilmesi de haksız değilmiş.

Kimilerini huzursuz etse de, demek ki hainlik denen şey varmış. 

Kimi Kürt siyasetçi ve yazar, iyi niyetli ve dürüst duruşlarının gereği, arada bir hatırlatmalarda bulunurlar: “Aman ha Kürtler birbirine hain, ihanetçi demesin.”

İyi hoş da, “hain” ve “ihanet” sözcüklerini bulanlar, hangi haller ve kimin için bulmuş bu sözcükleri?

“Kardeşiniz” düşmanlarınızla birlikte üzerinize çullanmış ve boğazınıza geçirdiği elleri ile sizi nefessiz bırakmakta ısrar ediyorsa, bu harekete ne ad verilir?

Sözlüklerin yazdıkları muhtelif ama bir birine yakın tarifler:

Olduğu gibi görünmeyen ve yaşamayan, kimliğini tamamlamamış, karakter sorunu olan yüreksizlerin kendinden kaçtıkları, başkası oldukları bir yok olma halidir hainlik.
Samimiyet, içtenlik, bağlılık gibi duygusal devinimi olan köklü değerleri taşıyor gibi görünüp, ansızın bu değerlerin tam tersini gerçekleştirmektir ihanet.

Hainlik, sadakat ve vefa duygusunu unutarak, gerektiğinde ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmamaktır.

İhanet ve hainlik, bağlı olduğu, savunduğu düşüncelerden vazgeçerek, onlara ters düşme durumu, toplumuna ve ülkesine kötülük etme halidir.

Hainlik, kardeşi ateş çemberi içinde, düşmanları ile ölüm kalım savaşı içinde iken, kardeşinin olası zaferine konmak isteyen açgözlülüktür.

İhanet, kendi halkının geçtiği kapıları kapatmak, köprüleri kaldırmak, kendi halkının kendi anayurdunda serbestçe seyahat etmesini engellemek için hendek kazımaktır.