Türkiye herkesin gözünün önünde olmuş olanları inkar etmeyi alışkanlık haline getirdi.

Aradan neredeyse bir haftadan daha fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen hükümet, DAİŞ tarafından yakılarak öldürülen askerler konusunda üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın haftalık basın toplantısında konuya ilişkin soruyu duymazlıktan geldi. Ancak konu öylesine kamuoyunun gündeminde ki, aynı soru bir gün sonra Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş'a da soruldu; ancak Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş soruyu cevaplamak yerine soruyu soranları tehdit etmeyi tercih etti.

Anlıyoruz ki sayın Kurtulmuş'a göre, hayat ve gerçekler Türkiye'nin ulusal birliğini tehdit ediyor. Sayın Kurtulmuş ve hükümeti gerçeklerden hoşlanmıyor.

Bu hükümet yalanın cennetinde yaşamak istiyor. Halbuki bu ülkenin ekmek su kadar gerçeğe ihtiyacı var!

Bu ülke daha önce hiçbir zaman bu kadar tutarsız adamlar tarafından yönetilmemişti.

AKP hükümeti önceleri hararetle savunduklarını, sonra kendisine hatırlatanlara kızıp, onları tehdit ediyor. 

Dünyanın başına bela olmuş DAİŞ barbarlığına her türlü desteği vermiş olan bu hükümet, şimdilerde DAİŞ'le mücadelenin şampiyonluğuna soyunmak istiyor.

Türkiye tarihinin en trajikomik adamları şu anda bu ülkeyi yönetiyor. Gelecek kuşaklar bu adamlara hem çok kızacak hem de bu kadar saçmalık bir arada nasıl olmuş diye hayrete düşecek.

Bir önceki başbakan Ahmet Davutoğlu, kendisinin DAİŞ canilerini “öfkeli gençler!” olarak tanımladığını iddia edenleri mahkemeye verecekmiş! Şimdi buna güler misiniz, ağlar mısınız?

Dönemin Dışişler Bakanı Davutoğlu'nun o dönem söyledikleri çok açık! Oysa kendisinin “İŞİD kurucularını dışında tutup

geri kalan katılımların tamamen gençlerin Sünni Arap coğrafyasında yaşanan mevcut duruma öfkesinden kaynaklandığını” söylediği videoya her yerde kolayca ulaşılabilir!” 

Yani “ben onları, onların yaptıkları canilikleri tolere ediyorum; siz de edin!” diyordu.

Halbuki aynı Sünni damar Irak'ı Saddam eliyle yıllarca yönetmiş, Irak coğrafyasını Kürtler ve Şiiler için cehenneme çevirmişti.

Burada mesele Sunnilik veya başka bir mezhepten olmak değil; burada mesele tamamen “olaylara karşı tavır alırken” çifte standartlı davranmak!

Daha önce aynı çevreler “8 Temmuz 1982 tarihinde Irak Ordusunun Duceyil kentindeki Şii katliamına” kulaklarını tıkadılar, 16 Mart 1988 yılında Saddam’ın askerlerinin Halepçe'de Kürt halkına karşı uyguladığı katliamları ise tamamen görmezlikten geldiler!

AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçmişte Fethullah Gülen çevresi ile girdikleri karanlık ilişkileri, ortaklık koşulları ortadan kalkınca nasıl hızla ters yüz ettilerse, aynı şeyi DAİŞ, El Nusra benzeri cihatçı yapılarla da yapmak istiyorlar.

Ancak burada bir fark var, Fethullah Gülen çevresiyle olup bitenler daha çok Türkiye'nin iç iktidar ilişkilerini ilgilendiriyordu. Ancak DAİŞ ve El Nusra gibi insanlık dışı suçlara bulaşmış cihadi yapılarla girilen karanlık ilişkiler, her an uluslararası ceza mahkemeleri dahil bir çok ulus üstü kurumun gündemi haline gelebilir.

FETÖ'cülükten anti FETÖ'cülüğe geçmek nispeten kolaydı ancak AKP hükümetlerinin DAİŞ, El Nusra benzeri yapılarla girdiği karanlık ilişkiler kimse için yenilir yutulur cinsten ilişkiler değildi ve bugün bu yapılarla yaşanan çatışmalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yapılarla geçmişte girdiği karanlık ilişkileri ortadan kaldırmaz.

Başta Kürt halkı olmak üzere halklarımıza DAİŞ ve El Nusra eliyle yapılanların hesabı, bu barbarlığın sorumlularından bir gün mutlaka hem hukuken hem de siyaseten sorulacaktır!