"İnsanı ısıran ve 

sokan kitaplar okumalıyız, 

okuduğumuz kitap bir yumruk 

indirerek 

bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar." Franz KAFKA


Bir kere daha kitaplardan yola çıkarak düşmanlık duygusunu her defasında yükselterek, Kürt’e ait ne varsa yasak kavramı içinde ele alan bir anlayış, Türk devletinin tarihsel kararıdır. Van’da ikincisi düzenlenen kitap fuarını basmak, yüzlerce kitaba el koymak ve Aram Yayınları çalışanlarını tutuklamak, bu tarihsel düşmanlığın yenilenmesidir. Aslında alışık olmadığımız bir durum değil! Bir tahammülsüzlük kendini faşizan yaklaşımlarla ortaya çıkarmaktan çekinmiyor. Zaten Türk devletinin öyle bir kaygısı da yok. 

Sınırsız bir faşizmle, Kürt’e ait kitaplar yasak kavramına yeniden takılarak, düşmanlık karekterini soğuk kanlı biçimde sergileyen devlet otoritesinin durumunu gösteriyor. Korkunç ve bir o kadar silik bir yaklaşımın tanımında, faşizm her dönem aynı üslupla kitaplara ve yazarlara yaklaşımını değiştirmemiştir. Değiştirmez de...

***

Faşizm, doğrunun karşısında yanlışın en basit tanımıdır. Öyle sıradan bir şey ki güzel olan her şeye saldırır. Kitaplara dokunur, yazarlarını tehdit eder ve içeri alır. Öldürmekten çekinmez… Bu onun korkusudur. Kitaplardan, insanlardan korkmadığı kadar hiçbir şeyden korkmaz. Korkuları, kendine akıl almaz yöntemlerle bir yol haritası çizer ve uygular. Bunu kendisinin varlık sebebi sayar ve hiçbir koşulda doğru bir şey yapmaz. Yanlış, faşizmin en gerek duyduğu kavramdır. Beslendiği yer, tüm yanlışların kaynağıdır. 

İşte tam da burada kitaplar devreye giriyor ve zamana yayılan bu güzel şeyler faşizmin kabusu oluyor. Tıpkı; 'Fareler ve İnsanlar’ gibi, 'Gazap Üzümleri’ gibi, 'Zıkkımın Kökü’ gibi, 'Şeker Portakalı’ gibi, 'Bitmeyen Aşk Gibi’, 'Büyük Birader’ gibi, 'Dönüşüm’ gibi, 'Sırça Köşk’ gibi, 'Devlet ve İhtilal’ gibi, 'Kürt Aydını Üzerine Düşünceler’ gibi ve daha niceleri saymakla bitmez…

***

İnsanlık tarihi yasaklı kitaplarla doludur. Türkiye bu örneğin ortasında oldukça gülünç durumdadır. Siyasi, felsefi kitapların yasaklanmasındaki yeri ve yine etik bulmadığı erotik sayılan kitapların da yasaklar arasına girmesi, Türkiye’nin nasıl sosyolojik bir ahlak şekillenmesin içinde olduğu ve olmak istediği gerçeğini ortaya çıkarıyor. "Ayıp" kelimesi otoritenin dilinde, kitaplara uzanan bir küfürdür. Farkındalık yaratan bu yasakların, yasak olana ilgisini artıran kitapların çekim gücü oldukça etkileyici olmuştur. 

Bir zamanlar yasaklar arasında gülümseyen 'Felsefenin Temel İlkeleri’, ne kadar çok yasaklandıysa o kadar çok okunmuştur. Yine Aziz Nesin kitapları ne kadar çok yasaklandıysa o kadar çok okunmuştur. Van Kitap Fuarında Murat Türk öykülerinden oluşan 'Böğürtlen Zamanı’ da bu yasaklar kervanına girmiş oluyor. Öcalan’ın 'Bir Halkı Savunmak’ kitabı da zaten bir ateş parçası ve tehlikenin de kaynağıdır. "Sakıncalıdır!"

***

Sayısız eserin yasaklanması, bir ülkede düşünmenin suç kavramı içine girdiğinin tanımıdır. Kitaplar, şiirler, şairler, düşünen bu yaratıklar her daim iktidarların gözünde suçlu kalmışlardır. Her an hata yapabilir, isyan edebilir, düşünmenin bulaşıcı olduğunu, yasaklara dayandırarak, zaman kazanan bir aptal iktidar hırsı, aslında ne yaptığını da bilmiyor. Bu aptallık öyle bir aptallık ki bir kitabın kapağı kırmızı diye yasaklar arasına girebiliyor. Rıfat Ilgaz’ın "Sınıf" adlı şiir kitabı buna örnektir. "Üstelik kapağı kırmızıdır". "Sakıncalıdır dikkat edin"…

***

Öyle sıradan bir şey değil yasaklar, insana dokunan, güzele vurgu yapan, doğruları bağıran ne varsa tehlikeli ve sakıncalıdır. Bu her dönem her yerde olmuştur. Yasaklanan kitaplar, yasaklayanların ayıbıdır. Yazanlar ve okuyanlar doğrunun tanımında hep olacak ve korkutacaklardır.