Bizim vekillerin işleri zor. Bunu biliyoruz. Dokunulmazlıkları yok. Durup dururken gözaltına alınıyorlar, kimisi tutuklanıyor, kimisi “bırakılmak üzere yakalanıyor.” Bu şartlarda TBMM kapısından girmek bile artık cesaret istiyor. Çünkü çıkarken tutuklanabilirsiniz.
HDP’li vekillerden söz ediyorum. Onların grup olarak TBMM’de kalması, faşist rejime karşı ciddi bir direniştir. Saray onları bezdirip, sindirip, korkutup, terörize edip Meclis’ten kaçırtmak istiyor. Onlar kaçmıyor, direniyorlar.
Bu yazıda bu cesareti gösteren arkadaşlara, cesaretin yanı sıra muhalefet üslubunda bir iki eleştirimi iletmek istiyorum. Hiç değilse medyaya yansıdığı kadar, bazan Meclis’teki muhalefet üslubunun rejimin mahiyetine pek uymadığını düşünüyorum.
Geçtiğimiz gün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda AKP Bayburt Milletvekili faşist Şahap Kavcıoğlu şöyle konuştu:
“Akademisyenler ve gazeteciler’ diyorsunuz. Türkiye’nin kıyım yaptığını, katliam yaptığını yazacak, altına imza atan hiçbir akademisyene, siyasetçiye, gazeteciye hiçbir ülkede yaşama hakkı bile vermezler, bırak hapishaneyi yaşama hakkı vermezler.”
Akademisyenlere “yaşama hakkı vermeyecek olan” bu adamla aynı komisyon odasını paylaşmak, onunla tartışmaya devam etmek, ona “demokratik Türkiye’de senin yerin yargının önüdür, ne işin var Meclis komisyonunda” demek yerine, “iyi valla yaşadığımıza çok şükür” ya da “siz bu kafayla bu Bakanlığa bütçe vermeyin” şeklinde, ancak demokratik parlamenter koşullarda verilebilecek türde yanıtlar vermek bana var olan şartlara uygun bir yaklaşım olarak görünmüyor.
Nitekim geçenlerde bir başka vekilimiz, cinsiyetçi ırkçı Erdoğan’ın “teröristler beş, on, onbeş çocuk doğuruyor” sözüne karşı “bu kadınlara haksızlıktır” demişti. Faşist bir rejimin kadın düşmanı politika ve söylemine “haksızlık” eleştirisi çok hafif kalır. Bu örnekte cinsiyetçi ırkçılık yapan Erdoğan’a, “kadın iradesi, sizi bu ırkçı tutumunuzdan dolayı yargılayacaktır” demek dışında en küçük bir polemik cümlesine gereklilik yoktur.
Elbette kaldırılamayacak yükün altına girelim demiyorum. Demek istediğim, faşizmle “diyalog türünde tartışma” olmaz. Onunla ancak mücadele edilir. Vekillerimiz bu mücadeleyi layıkı ile elbette yapıyorlar. Ama işte böyle, bazan mücadele dili, faşizme karşı mücadele dilinden çok uzak kalabiliyor.
Bu yanıtları veren arkadaşlarımın ismini elbette bilerek vermiyorum. Çünkü onların faşist rejime karşı, onun karargahı haline gelen TBMM’de yürüttükleri mücadeleye büyük saygı duyuyorum. Niyetim faşist dikta koşullarında muhalefet etmenin dilinin nasıl olması gerektiğine kendi fikrimce dikkat çekmek.
Anti faşist mücadelenin dili benim fikrime göre iki türlü olabilir. Birinci türe, örnek olarak Tanıl Bora’nın bir yazısından alıntı yapayım:
“Ceterum censeo Carthaginem esse delendam. Latince öğretiminde, özellikle sözdizimi terimi için kullanılan standart cümlelerden biri. Tarihsel bir şiâr bu. Anlamı: “Bu arada, kanaatime göre, Kartaca yıkılmalıdır.” Orijinalinin kelimesi kelimesine nasıl söylendiği tam bilinmiyor. “Şu da var ki,” veya “geçerken şunu da söyleyeyim” de olabilir. “Bence,”, “değerlendirmeme göre” veya “talebim odur ki” diye de söylenmiş olabilir. Cümlenin sonu kesin ama: Kartaca yıkılmalıdır!
Romalı senatör Marcus Porcius Cato’nun lâfı bu. Bütün söylevlerini bu sözlerle bitirirmiş. Her neden bahsederse bahsetsin, lâfı “Kartaca yıkılmalıdır”la bağlarmış. Boş verin başka her şeyi, esas mesele budur, manasına.”
Sanırım bu örnek yeterli.
İkinci türe ise “kara mizah” girer. Diktatörlerin en korktuğu eleştiri türüdür bu. Çünkü onların suratlarında “ciddiyet” öylesinedir ki, bakan korkuyla titrer. Gerçekte “ahmaklığın maskesi” olan bu ciddiyetin façasını mizah bozar. Düşünün, Hitler’e karşı insanlık alemi dünyanın bütün kütüphanelerini dolduracak, bütün arşiv depolarını taşıracak kadar “polemik” yapmıştır, “suçlamada” bulunmuştur. Ama aynı insanlığın hafızasında bunlardan çok Şarlo’nun şahaser filmi “Diktatör” kalmıştır. Filmi seyreden en ödlek insan bile, filmden çıkarken Hitler’e karşı “gülen bir antifaşist” haline dönüşür.
Faşist diktatörler, “gülen ve güldüren anti faşistlerden” çok korkar.
Her neyse boş verin bütün bunlara, “Kartaca yıkılmalıdır…”