Türk mütercimler vaktiyle Othello’yu “Arabın Gazabı” diye çevirmişlerdi. Bu başlığı okuduğumda, “trajedi” gözümde ansızın bir “komediye” dönüşüvermişti. Kendi kendime “bari demiştim, Shakespeare’i de bir güzel tercüme edip, Şıx İspir yapsaymışlar…”
Şimdi de Hükümetin “trajik Kürt siyaseti” artık Arabın Gazabı gibi garip bir başlığı hak ediyor…
Amed’de, bir yanına Barzani’yi, öteki yanına Perwer ile İbo’yu alıp, “dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını da göreceğiz” deyince herkes gibi, ben de bunu “çözüm sürecinde trajik bir dönemeç” gibi bir şey sanmıştım.
Meğer öyle değilmiş. Othello’yu “Arabın Gazabı” diye çeviren mütercimler gibi, Başbakan’ın mütercimleri, bu “çözüm oyununu” “Hayali Küçükali’nin rüyası” diye çeviriverdiler.
Gel de gülme…
Şimdi ben desem ki, “bir hayalim var…”
Sorarsınız, “hocam nasıl bir hayalin var?”
Söylerim: “Eğer Allah ömür verirse, dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını mutlaka göreceğiz…”
Siz de bana, “İnşallah Hocam” diye yanıt verirsiniz…
Benim gibi birisinin “dağlardan inildiğini, zindanlardan çıkıldığını hayal etmesi” şaşırtıcı olmaz. Hele benim yaşımdakiler için, ulaşılması zor hedefleri “hayal” etmekten başka bir yol da yoktur. Bir yandan “hayal” edip, bir yandan da Münir Nurettin’den bir şarkı mırıldanmak bizim yaştakilere iyi gelir:
“Hayal içinde dünya, döner de belli olmaz”…
“Mevsimler gece gündüz, gelir geçer ömrümüz”…
Manzara hiç kuşkusuz “trajiktir”… Ömrünün sonbaharında, saçı dökük, göbeği çıkık, feleği şaşık bir eski neslin “hayal içinde dönüp durması” insanı ağlatır.
Ama karşımızda bir Başbakan var…
Ona soruyorlar: “Sayın Başbakan, dağdakilerin ineceğini, cezaevlerinin boşalacağını söylemişsiniz, genel af mı çıkaracaksınız…”
Hazret yerinden sıçrıyor: Ne genel affı, nereden çıkarıyorsunuz, bunlar benim “hayalim”. Ben size “hayalimi” söylüyorum…
Gazetecidir, sorar, elden bir şey gelmez: “İyi de sayın Başbakan sizin makamınız yan gelip hayal kurulacak yer midir?”
Hazır edebi sohbet yapmışken, bir de Oblomov’dan söz edelim…
Oblomov, İvan Gonçarov’un romanıdır. Roman’ın kahramanı Oblomov bir “asilzadedir”. Ama çökmekte olan bir sistemin gittikçe yoksullaşan bir temsilcisidir. Yazar feodalizmin çöküşünü, Oblomov tiplemesinde yansıtır. Çöküş, giderek atalet ve tembellik getirmiştir. Artık perspektif kararmış, gelecekten umut kesilmiştir. Oblomov “hayal” kurmaya başlar
Başbakan’ın Kürt siyaseti çöküş halindedir. O nedenle Erdoğan Marmaray işlerinde ve Gezi’ye karşı “cihat” ilen ederken ne kadar “canlı“ görünürse görünsün, Amed “Show”unu yaparken, ne kadar “dik ve diri” durursa dursun, iş Kürt sorununda “çözüme” gelince, adım adım Oblomovlaşmakta.
O artık “hayal” kuruyor.
İnsan neden hayal kurar?
Gırgır olsun diye değil. “
İnsan “elde etmek” isteyip de bir türlü elde edemediği bir şey için “hayal” kurar. Kurduğu “hayali” gerçekleştirmek için de “hayal” kurduktan sonra, kalkıp bir şeyler yapar.
Başbakan neden “hayal” ettiğini elde etmek için parmağını kımıldatmıyor? Örneğin Terörle Mücadele Kanununu iptal etse, ertesi gün zindanların yarısı boşalır. Ama yapmıyor. Önünde eskiden “engeller” vardı. Artık yok. O halde?
Düşünün…Eğer “zindanların boşalışı” bile sadece bir “hayalse”, “ana dilde eğitim, Kürt kimliğinin ve dilinin tanınması, eşit anayasal yurttaşlık, adem-i merkeziyetçi devlet, sınırların anlamsızlaşması“ nasıl bir şeydir?
“Hayal dışı bir şeydir.”
İşte böyle… AKP Hükümetinin Kürt sorununda çözüm siyaseti, her geçen biraz daha Karagöz-Hacivat “hayal oyununa” benziyor… Elektronik çağında “duvara çözüm gölgesi düşürme” oyunu, “Arabın Gazabı” gibi bir şey oluyor…
Oblomovlaşma süreci ve Arabın Gazabı
Türk hükümetinin Kürt siyaseti kelimenin gerçek anlamında bir Direklerarası vodviline döndü.