Kürdistan dörde bölünüp paylaşılmıştı. Halk, bu kölelik ve sömürgecilik dayatmasını hiçbir zaman kabul etmedi. Her fırsatta isyan etti, direndi. Kürdistan'ı paylaşan bölge sömürgeci devletleri ve emperyalist gericilik acımasız bir baskı sistemi kurmuştu. Ne var ki hiçbir baskı, zulüm ve katliam Kürdistan halkını teslim alamadı.
Öcalan ve PKK önderliğinde başlayan son isyan bastırılamadı. Tersine, her geçen gün büyüyerek gerçek bir halk devrimine dönüştü. 90'lı yılların başlarında Kürdistan serhildanlarla sarsıldı. Kürdistan halkı çoluk-çocuk, genç-yaşlı, erkek-kadın- özellikle kadın olarak- her yerde ayağa kalktı. Devrimin etkisi Kürdistan sınırlarını hızla aştı. Bir bölge devrimine dönüşmeye başladı. Öcalan, "Ortadoğu'da Kürdistan devrimine dayalı bir bölge devrimi. Yeni bir Ekim Devrimi. Hatta etkileri ve kalıcılığı açısından Ekim Devrimi'nden bile daha önemli olabilecek bir devrim, bunu başarabiliriz!" diyordu.
Kürdistan devriminin yükselişi sadece bölgenin sömürgeci devletlerini değil, emperyalist/statükocu güçleri de ürkütüyordu. Hepsi de elbirliği yapıp kurdukları statükoyu sürdürmeye çalıştılar. Bu amaçla her türlü baskı, saldırı, suikast girişimleri yapıldı. Bunlar kar etmeyince uluslararası komplo tezgahlandı. İrili ufaklı bütün devletler bu komploda yer aldı, rol oynadı. Bütün devletler "Bir tek kişi"ye karşı birleşti. Hepsinin kirli amaçları ve aldıkları uğursuz roller artık yeterince biliniyor. Tarihte böyle bir işbirliği ilkti. Belki de son olacaktır. Amaçları Öcalan'ı şu ya da bu biçimde etkisiz hale getirmek, Kürdistan devrimini bastırmak ve kanlı sömürgeciliklerini sürdürmekti.
Kürdistan halkı komplonun derinliğini ve kanlı-kirli amaçlarını anında ve çok iyi gördü. Komploya karşı, halen sürmekte olan tarihi bir direniş başlattı. Tarihte ilk defa görülen bu uğursuz komploya karşı, yine tarihte ilk defa görülen kahramanca bir direniş başladı. Onlarca insan komployu protesto etmek için kendisini yaktı. Gösterilerde onlarca insan vuruldu, linç edildi, katledildi. Ama hiçbir baskı ve zulüm Kürdistan halkının direnişini durduramadı. Tersine, baskılar arttıkça Kürdistan halkı direnişini büyüttü, yaygınlaştırdı.
Roma'daki son günlerinde, Birleşik Devrimci Güçler Platformu (BDGP) adına bir heyet olarak Öcalan'ı ziyarete gitmiştik. Duruma ilişkin olarak çeşitli değerlendirmeler yapıldı. Sayın Öcalan'ın özgür olarak kalabileceği bir yer, bir ülke önerilerinin hiçbiri tatmin edici değildi. Öcalan yoldaş, ayağa kalktı, acılı bir kahkaha attı ve dedi ki:
-Görüyorsunuz, koskoca dünyada bir kişiye yer yok! 7 milyar insana yer var ama bir kişiye yer bulamıyorlar. Ne yapayım ben? En iyisi İsa gibi uçup gitsem de herkes benden kurtulsa, herkes bayram etse…"
Durum vahim ve ağırdı. Kimse bir çözüm önerecek durumda değildi.
O, göğe uçup gitmedi. Yere ve toprağına, halkına, tüm ezilenlere sımsıkı sarıldı.
Hepsini ayağa kaldırdı.
Onu İmralı zindanında hapsettiklerini zannedenler, kendileri girdikleri çıkmaz sokağın sonuna gelip dayanmışlardır. Onların kurtuluşları da Öcalan'ın ve halkların tam özgürlüğünden geçiyor. Bugün bütün meydanlardan ve Strasbourg'dan haykıran milyonlar ilan ediyor ki:
Artık gün Öcalan'a Özgürlük günüdür. Halklara özgürlük günüdür.