YASİN KOBULAN / MA / İSTANBUL

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında “ziyaretçi, haberleşme ve avukat yasağı” getiren Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Başvuruda, “Gerekçelerin tamamının soyut, maddi gerçekliği olmayan, hukuk dışı” olduğuna dikkat çekildi.

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine Bursa 1. İnfaz Hakimliği, Öcalan ile İmralı’da tutuklu Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş hakkında “ziyaretçi, yazılı haberleşme, telefon hakkı ve avukat görüşmesi” yasağı getirmesi ve kararın Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onanması üzerine avukatlar, dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Öcalan’ın avukatları tarafından yapılan başvuruda, Öcalan’ın son 6 yıl 10 aydır, diğer başvurucuların ise İmralı Cezaevi’ne nakledildikleri günden bu yana, 3 yıl 2 aydır tüm avukat görüş başvurularının Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından reddedildiğine yer verildi. 15 Temmuz 2016’ya kadar  “hava muhalefeti” ve “gemi arızası” gerekçeleriyle reddedilen başvuruların, bu tarihten sonra Bursa 1. İnfaz Hâkimliğinin tüm görüşme ve iletişim ağlarını yasaklayan 21 Temmuz 2016 tarih ve 2016/56 d. İş sayılı kararı gerekçe gösterilerek reddedildiği hatırlatıldı.

AİHS ihlal ediliyor

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı talebi ve Bursa 1. İnfaz Hâkimliği kararı ile başvurucuların, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) İşkence ve Kötü Muamele Yasağı, Adil Yargılanma Hakkı, Özel ve Aile Yaşamına Saygı Hakkı, Ayrımcılık Yasağı’nın ihlal edildiğine yer verilen başvuruda, “Bu uygulama ile yine AİHS’de yer alan Olağanüstü Durumlarda Yükümlülük Azaltma (Md.15) maddesi, temel hak ve özgürlüklerin Sözleşme de öngörülenden daha geniş sınırlandırılmasını engelleyen hakkın kötüye kullanılması yasağı (AİHS Madde 17) maddesi ile Sınırlamaların Amaç Dışı Kullanılmaması (AİHS Md.18, Anayasa Md. 15) ilke ve kuralları da ihlal edilmiştir” denildi.

Hiçbir delil yok 

Söz konusu karar ve uygulamanın “birkaç açıdan hukuken öngörülebilir değildir” ifadesine yer verilen başvuruda, Bursa İnfaz Hâkimliği kararına dayanak yapılan 5275 sayılı yasanın 114 ve 115. Maddelerinin soruşturma ve kovuşturma evresindeki tutuklular için geçerli olduğu, İmralı Cezaevi’ndeki başvurucuların tümünün hükümlü olduğu hatırlatıldı. Başvuruda, bu hükümlerden yola çıkarak Öcalan ve diğer tutuklular hakkında ziyaret, mektup, iletişim kısıtlılığı ve yasağı uygulanamayacağı kaydedildi. Başvuruda, “59/4-5-7-8 hükümleri ise gerekçeler ve maddenin aradığı unsurlar oluştuğu takdirde avukat görüşmelerinde bir görevlinin bulunmasını, belgelerin incelenmesini ya da belirli sürelerle yasaklanmasını düzenler. Aile ziyaretleri ile ilgili hukuka aykırı hiçbir delil, bulgu ve belge veya tutanak söz konusu değildir. Kaldı ki tutuklular için yer verilen yukarıdaki kanun maddeleri ile aşağıdaki avukat görüşmelerini düzenleyen kanun maddelerinin hiçbirinde aile ziyaretinin yasaklanması hususu düzenlenmemektedir. Buna rağmen aile ziyaretlerinin kararda yasaklanmış olması açık hukuka aykırılığı göstermekte, ‘öngörülebilme’ kriterini ortadan kaldırmaktadır” denildi.

Zaten mutlak tecrit var 

Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına dayanak gösterdiği 5275 Sayılı Yasanın 49/2. Maddesine atıfta bulunulan başvuruda, “Dayanak gösterilen bu maddede de düzenlendiği üzere ‘kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler’ olarak ele alındığından temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı ve yasaklayıcı olarak ve de genişletilerek ele alınması hukuken öngörülebilirlik kriterinin kesin ihlalidir” ifadesi yer aldı.

Bursa1. İnfaz Hakimliği ve Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarına esas dayanak olarak gösterdiği 5275 Sayılı Yasanın 59/4-5-7-8. Maddelerinin 667 Sayılı KHK’nin 6/d maddesinin fıkralara bölüştürülmüş ve kanunlaştırılmış hali olduğu belirtilerek, “Zira İnfaz Hakimliği tarafından dayanak gösterilen ve Ağır Ceza Mahkemesince de kabul edilen iddialar, dayanak gerekçeler ve bahsi edilen disiplin cezalarının tamamı eski tarihlilerdir. Aşağıda açıklanacağı üzere İmralı Hapishanesinde görüş ve haberleşme yıllardır hiçbir şekilde gerçekleşmediğinden mutlak tecrit koşulları bulunmaktadır. Anayasa’nın 2. Maddesinde de belirtildiği üzere hukuk devleti ilkesinin en önemli uygulamalarından bir tanesi yasaların geçmişe yürütülemeyeceğidir. Hukukun öngörülebilir olması ve hukuki güvenlik açısından anayasal bir kural burada ihlal edilmektedir” vurgusu yapıldı.

10 yıl önceki disiplin cezaları

Savcılık talebinde ve hakimlik kararı içerisinde yer verilen disiplin cezalarının tamamının 2005-2009 yılları arasındaki disiplin cezaları olduğu hatırlatılan başvuruda, “Hiçbir güncelliği kalmayan ve infaz edilen disiplin cezalarının 2018’deki bu karara dayanak gösterilmesi hukuken kabul edilemezdir. 10 yıl öncesinin infaz edilen ve bugüne hukuken dayanak olamayacak disiplin cezaları Sayın Abdullah Öcalan için ileri sürülmüşken diğer başvurucular Sayın Hamili Yıldırım, Sayın Ömer Hayri Konar, Sayın Veysi Aktaş açısından kararda herhangi bir disiplin cezasından da bahsedilmemiştir. Zaten maddi delil yoksunu olan kararda Sayın Öcalan dışındaki başvurucular için hukuka aykırıda olsa disiplin cezası gibi bir iddia ileri sürülmemiş, dayanak gösterilmemiştir” denildi.

 Öcalan için 10 yıl önce uygulanan disiplin cezalarının karara gerekçe gösterilmesine ilişkin başvuruda, “Hükümsüz kalan bir ceza, bugün Uluslararası Kişisel ve Sosyal Haklar Sözleşmesi Madde 7’ye göre hukuka uygun bir ceza gerekçesi yapılamaz” diye ifade edildi. “Diğer başvurucular açısından ise herhangi bir delil gösterilmediğinden, var olmayan bir durumdan dolayı ceza veya yasak adı altında sınırlama getirilmesi Anayasa’ya ve dayanak gösterilen kanun maddelerine de aykırıdır” diye belirtildi.

Hukuka aykırı yasaklandı

5275 Sayılı Yasanın 59. Maddesine dayanarak verilen kararın hukuka uygun herhangi bir dayanağı söz konusu olmadığına vurgu yapılan başvuruda, şöyle denildi: “Dayanak yapılan kanun maddelerinin aradığı şart ve yaptırımın her ikisine de aykırı bir müdahale yapılmıştır. Hem iddia edilen hukuka aykırı durumlara dair bilgi, bulgu ve belge elde edilmemiştir, kararda gösterilmemiştir hem de bu soyut iddia ile 59. Maddenin beşinci fıkrasındaki müdahalelere gidilmemiştir. Olmayan, yapılmayan avukat görüşmelerinin yasaklanmasına karar verilmiştir. Hem avukat görüşmelerinin yapılmamış olması hem kanunun aradığı ağır şartların hiçbirinin gerçekleşmemiş olmasına rağmen avukat görüşmeleri hukuka aykırı bir şekilde yasaklanmıştır.”

Tamamı soyut ve hukuk dışı

Kararların gerekçelerinin tamamının soyut, maddi gerçekliği olmayan, varsayıma dayalı ve hukuk dışı gerekçeler olduğu kaydedilen başvuruda, şu bilgilere yer verildi: “Zaten yer verilen bu gerekçelerden de anlaşılacağı üzere kanaat bildiren, iddialar düzeyinde kalan, tahmin edildiği belirtilen söylemlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin hiçbiri, hukuka uygun delillere dayanmadan özlerine dokunulamaz, ortadan kaldırılamaz, kısıtlanamaz ve yasaklanamaz. Karar dosyasının tamamının fotokopisi tarafımızca çekilmiş olmasına rağmen dosyada söylenen varsayımlara dair herhangi bir delil bulunamamıştır. Herhangi bir delil olmadan sırf savcılık makamının bir takım varsayımlarına dayanarak hüküm kurulmuş olması hukuken geçerli kabul edilemez.

Başvurucular için alınan İnfaz Hâkimliği kararının birebir OHAL ile bağlantılı olmadığı, karara konu kısıtlamaların, yasaklamaların geçmişe doğru uygulanma süresinden anlaşılmaktadır. İmralı Cezaevi’nde 700’ün üzerinde başvuruya rağmen 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana hiçbir avukat görüşmesi yaptırılmamıştır. Yine 7 Ekim 2014 tarihinden bu yana 180 görüşme başvurusu yapıldığı halde sadece bir kez (11 Eylül 2016) aile görüşü gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İmralı’daki uygulama OHAL ile ilgisi olmayan politik, idari, fiili ve sistematik bir müdahaledir. OHAL içerisinde bu uygulamaların yasalaşmış olması da bu hukuka aykırılığı katmerleştirilmiştir.”

Ağırlaştırılmış tecridi üretiyor 

Anayasa’nın 17. Maddesi ile AİHS’in 3. Maddesinin ihlal edildiğine yer verilen başvuruda, “Söz konusu karar işkence ve kötü muamele yasağı ilkesine, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına aykırı ağırlaştırılmış bir tecrit hali üretmektedir” denildi. Başvuruda, tutuklulara karşı yapılan muamele ve uygulanan cezanın, Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca bir ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunda yapılacak değerlendirmelerde AİHM kararları ile birlikte özellikle CPT’nin belirlediği standartlar ve Türkiye hakkında hazırladıkları raporların da göz önüne alınması gerektiği hususu üzerine duruldu.

Hukuksuzluk yasallaştırıldı

“İnfaz Hâkimliği kararıyla, zaten yıllardır uygulanmakta olan bu tecrit uygulamalarına hukuka aykırı bir yasallık kazandırılmıştır” diye ifade edilen başvuruda, şunlar ifade edildi: “söz konusu uygulamalar dış dünya ile teması tamamen keserek İmralı’yı bir kez daha ve çok daha uzun sürelerle ‘kuşku götürmez bir tecrit’ haline sokmuştur. Ve böylesi bir tecrit uygulamasının başvurucular açısından mahpusluğun yapısında bulunan ceza düzeyini katlanılamaz derecede ağırlaştırdığı ve ‘daha da kötü hale getirdiği’ açıktır. Başvurucuların dış dünya ile temasını sona erdiren bu uygulamalar başvurucuların koşullarını da denetlenemez hale getirmektedir. Cezaevinde maruz kalabilecekleri kötü muamele koşullarını dışarıdan üçüncü kişi ve gözlemcilerin denetleme olasılığı bulunmamaktadır. Bu durum da başvurucuları keyfi uygulamalara karşı bir kez daha korunmasız ve çeşitli ihlallere açık bir durumda bırakmaktadır. Tüm bu nedenlerle başvurucuların söz konusu kararla içinde bırakıldıkları ağır tecrit koşullarının işkence ve kötü muamele yasağının ihlalini oluşturduğunun tespitini talep etmek zorunlu hale gelmiştir.”

 Avukatlar, başvurunun sonuç kısmında ise Anayasa’nın 17. Maddesi ile Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşme’nin 3. Maddesinin, Anayasa’nın 20, 22. ve 36. Maddeleri ile Sözleşme’nin 6. ve 8. Maddesinin, Anayasa’nın 38. Maddesi ile Sözleşme’nin 7. Maddesinin, Anayasa’nın 141. Maddesi ile Sözleşme’nin 13. Maddesinin, Gerekçeli kararın bulunmaması yönünden Anayasa’nın 36 Maddesinin, Anayasa’nın 13 ve 15. Maddesi ile Sözleşme’nin 15, 17. ve 18. Maddesinin ihlal edildiğini tespit edilmesini talep etti.

 
 

768’inci başvuruya ret

 

Öcalan’ın avukatlarının görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 768’inci başvuru ile ailelerin 82’nci başvurusu da reddedildi.

Avukatları Cengiz Çiçek, İbrahim Bilmez ve Fuat Coşacak müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 768’inci kez başvuruda bulundu. Başvuru yine reddedildi. Avukatların 27 Temmuz 2011’den bu yana yaptığı 768 görüşme başvurusu, “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gibi gerekçelerle reddediliyor.

Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, ablası Fatma Öcalan ve vasisi Mazlum Dinç’in İmralı’ya gitmek için avukatları aracılığıyla Cuma günü Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvuru da reddedildi. İmralı’daki diğer tutuklular Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım, Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar ve Veysel Aktaş’ın ablası Sabiha Aslan’ın da avukatları aracılığıyla yaptığı başvuru reddedildi. Başsavcılık ailelerin talebini, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda yer alan “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçesiyle reddetti.

Ailelerin başvuruları, 11 Eylül 2016’dan beri kabul edilmiyor.