”Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesiyim ve bundan dolayı birçok kez Strasbourg’daki kurumlar nezdinde tecride ilişkin girişimlerde bulunduk. Öcalan konusunda çifte standart uyguluyorlar. Yani CPT ve Avrupa konseyi gibi kurumların bu tutumu Öcalan’ın içinden bulunduğu durumu daha da çıkılmaz hale getiriyor. Maalesef sorumlulukları gereğince hareket etmiyorlar.

ERKAN GÜLBAHÇE / BRÜKSEL

Britanya’dan Başpiskoposu Joe Ryan, başta Türkiye, El Salvador, Pakistan, Gana ve Nijerya ülkelerinde göçmenler, sığınmacılar, evsizler ve ekoloji alanında çalışmalar yürütüyor. Başpiskopos Joe Ryan, aynı zamanda 2016 yılında AB Türkiye sivil komisyonu tarafında düzenlenen uluslararası İmralı barış heyeti danışma kurulu üyeliğini sürdürüyor. Uluslararası Öcalan’a özgürlük heyeti içinde yer alan Joe Ryan Öcalan’a uygulanan tecride ve Avrupa kurum ve devletlerinin sessizliğine ilişkin görüşlerini aktardı:

Öcalan, ulusalcılığa karşı arayış içinde

”Özellikle sayın Öcalan’ın içerde ortaya attığı entelektüel fikirler ve yazdığı kitaplardan anlaşılacağı üzere sürekli bir barış arayışı ve çabası var. Demokratik Konfededalizm projesini anlamaya çalışıyorum. Çok çok iyi anladığımı iddia etmiyorum. Ama ortaya attığı Demokratik Konfederalizm projesi ile ulusal temelde örgütlenen devletleri alt etmeye çalışıyor. Ulus devletlere alternatif bir proje ortaya atıyor. Demokratik Konfederalizm projesinin bir karşılık bulduğunu görüyoruz. Öcalan’ın ulus devlet yerine sunduğu proje, herkesin kendi özü, kendi kimliği ve kendi farklılıkları ile yaşayabileceği bir proje olarak karşımızda duruyor. Yani insanlara zorla bir dayatma yerine, herkesi olduğu gibi kabul ederek, insanları sorunlara karşı güç birliğine davet ediyor. Yönetimi tabana yayarak herkesin yönetimde pay sahibi olmasını sağladığı gibi tüm farklılıkların bir arada yaşaması için bir şans tanıyor. Herkesi kucaklayan kimsenin ötekileştirilmediği bir proje olması nedeniyle beni çok cezbediyor. Özellikle ulusalcılığa karşı bir arayış içerisinde olan insan ve toplumlar için adeta can simidi rolünü gördüğünü söyleyebilirim. Sadece bu projesinden dolayı Öcalan’ın dışarıda olmasının ne kadar önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Öcalan’a projelerini anlatma fırsatı verilmeli

Ne yazık ki Öcalan şu anda hapiste bir tutsak. Keşke Öcalan dışarıda olsaydı. Onun gibi birisinin dışarıda olup daha efektif bir şekilde plan ve projelerini sahaya yansıtması gerekiyor. Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm projesi sadece Kürt sorunu için değil, bilakis Ortadoğu için ne kadar önemli ve elzem olduğunu görüyorum. Ortadoğu için en ideal projenin Demokratik Konfederalizm projesi olduğunu düşünüyorum. Dışarıda olsaydı Ortadoğu’da yaşayan insanlara projelerini anlatma şansını bulmuş olsaydı inanın ki Ortadoğu’daki sorunların çözümü noktasında çok geniş kapsamlı çözümler görebilecektik. Bu anlamda Öcalan’ın bu rolüne değer biçmek gerekiyor. Projelerini halka anlatabilmesi için bir an önce dışarıya çıkmasının koşullarının sağlanması için herkesin bir çaba içerisinde olması gerekiyor.

Ben Öcalan’ı Ortadoğu’nun Mandela’sı olarak görüyorum. Öcalan’a da Mandela örneğinde olduğu gibi barış projelerini anlatma fırsatı verilmesi gerekiyor.

Tecrit, en ağır işkencedir

Tecrit insanlık suçudur. İnsanlara karşı uygulanacak en ağır işkencedir. Hele hele Öcalan gibi üretken ve proje sahibi iseniz, sürekli fikirler ortaya atıyorsanız, plan ve proje sahibi iseniz o zaman tecrit daha da çekilmez oluyor. Çünkü insanlık için, barış için bir şeyler yapmak istiyorsunuz ve bu engelleniyor. İnsanlar ile aranıza duvar örülüyor. Fikirlerinizin insanlara ulaşması engelleniyor. Aslında bu tecrit de Öcalan’dan korktuklarının, fikirlerinden çekindiklerinin bir belirtisidir.

İmralı’da uygulanan izolasyon çok açık bir şekilde Avrupa ülkelerinin kriterlerine aykırı. Tecridin Avrupa ülkelerinin hiçbir kanununda yeri yok. Hakeza Cenevre Sözleşmesine de aykırı bir olaydır. Bu da Öcalan’ın durumunu içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Kürt sorunun çözümü önünde bir set oluşturuyor.

Öcalan’a uygulanan tecridin bir tek bir amacı var. Öcalan’ın psikolojisini hedef alarak kendisini etkisiz hale getirmek. Bu tecrit ile plan, proje ve perspektiflerinin halkla buluşmasını engellemek.

CPT, Öcalan konusunda çifte standart uyguluyor

Ben ”Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi” üyesiyim. Bundan dolayı birçok kez Strasbourg’daki kurumlar nezdinde girişimlerde bulunduk. Örneğin CPT yetkililerini biraz sıkıştırdığımızda, ‘Türkiye’nin mevcut durumundan dolayı yapabileceklerimizi yapıyoruz. Daha fazlasını bizden beklemeyin’ diyorlar. Öcalan konusunda çifte standart uyguluyorlar. Yani CPT ve Avrupa konseyi gibi kurumların bu tutumu Öcalan’ın içinden bulunduğu durumu daha da çıkılmaz hale getirdiğini her seferinde belirtiyor ve onları sorumluluklarını yerine getirme noktasında hareket etmelerini bekliyoruz. Maalesef sorumlulukları gereğince hareket etmiyorlar.

Keşke dememek için...

En büyük üzüntülerimden bir tanesi de Öcalan’ın içerde tutulması. İçerde tutulması yetmiyormuş gibi birde yıllardır dünya ile ilişkilerinin kesilmesi. Hatta insanlarla hiçbir temas sağlamaması için geliştirilen insanlık dışı tecrit. Bu tecrit bilinçli bir şekilde geliştiriliyor. Oysa Öcalan’ın barış için alacağı rolü herkesin görmesi gerekiyor. Allah korusun diyorum “Öcalan’a bir şey olursa” herhangi bir hastalıktan dolayı barış görüşmelerine katılamazsa gerçek değeri anlaşılacaktır. İşte o zaman insanlar yaptıkları hatanın farkına varacaklar, keşke böyle yapmasaydık diyecekler. Bu noktaya gelinmeden bir an önce gerekli adımların atılması gerektiği düşüncesindeyim.

Onun için herkese sesleniyorum. Keşkelere mahal vermemek için Öcalan için ne yapılacaksa şimdi yapılmalıdır. Hem aktivistler açısından hem de muhatap güçler için söylüyorum. Bu konuda çok büyük görev düşüyor.

İngiltere IRA’ya nasıl yaklaştıysa, Türkiye de PKK’ye öyle yaklaşıyor

Öcalan tutsak durumda. Tutsak birinden ne bekleyebilirsiniz ki? Öcalan tutsak olmasına rağmen barış konusunda büyük çaba harcıyor. Kendisinden beklentilerin çok çok üstünde bir çaba sarf ediyor. Devleti masaya çekti. Masada görüşmeler gerçekleştirdi. Hala barış çabası var. Öcalan’ın barış konusunda umudunu koruyup buna göre hareket etmesi bile başlı başına takdir edilecek bir şey. Tabi ki Öcalan’a uygulanan tecrit belli bir amaç uğruna uygulanıyor. Burada  kötü bir niyetten bahsedebiliriz. Oysa daha önce PKK ile Türk devleti tarafında gerçekleştirilen görüşmeler olumlu bir yönde gidiyordu. Barışa evrilme noktasında büyük bir inanç ortaya çıkmıştı.

Eğer Erdoğan, kendi deyimi ile masayı devirmemiş olsaydı, belki de bugün barışı görecektik. Erdoğan ve adamlarına şunu söylemek gerekiyor. ‘PKK terör örgütü’ ise niye terör örgütü ile masaya oturdun. Abdullah Öcalan ‘Terör örgütü lideri’ ise niye  Öcalan ile aynı masaya oturdun. Demek ki sen her şeyi biliyor ve görüyorsun. Buna rağmen savaşta ısrar ediyorsun. Bu da Türkiye’nin Kürt sorununu çözmeme niyetlerini deşifre ediyor. İrlanda örneğinde de öyle olmuştu. İngiltere hükümeti IRA’yı terörist örgüt etiketi ile damgalamaya çalıştı. Daha sonra gerçekleştirilen birkaç ön görüşmede bu blokaj aşıldı, çözüm masası kuruldu. Türkiye aynı İngiltere gibi PKK’yi terör örgütü olarak lanse etmese, barışın yolunu açmış olacak.

Kürtlerin devletinin olmaması büyük şanssızlık

Kürtlerin kendilerine ait bir ülkelerinin olmaması büyük bir şansızlıktır. Devletin olmadığı devlet kurumlarının olmadığı bir yerde zaman zaman bazı küçük kampanyaları bile mobilize etmekten sıkıntılar yaşanabiliyor. Çünkü devletin yok ve devlet kurumların yok. Dolayısı ile de bir kampanyayı başlatmak o kampanyayı büyütmek başlı başına bir problem. Benim yıllardır Kürt hareketine yaptığım yardımların gerekçesi de sesi kısılanların sesi olma amacıyladır. Onların dile getirdiklerini dile getirmektir. Biliyorum ki benim gibi düşünen binlerce Kürt dostu da var. Bunların harekete geçerek, çevresini örgütleyerek sesi kesilen Kürtlere ses olması gerekiyor. İnanıyorum ki bundan sonra bu dayanışma büyüyerek devam edecektir.

Bobby Sands’ın dediği gibi...

Buradan İrlandalı Bobby Sands’ı anmadan söylediklerini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Onun da dediği gibi “Bu demokrasi çağında, demokrasinin bu kadar gelişmiş olduğu bu çağlarda, herhangi bir çıkış yolu bulunamadığı için önemli bir soruna dikkat çekmek amacıyla insanın bedenini açlığa yatırması, en büyük acıyı yaşayarak açlık grevine girmesi elbette çok acı”. Durduk yerde kimse bedenini açlığa yatırmaz. Var olan soruna bir çözüm bulamadığı için bu yolu seçer. Çünkü sorunları çözme noktasında tüm yolların kapatıldığını görüyoruz. Ne yazık ki, insanlara bedenini açlığa yatırmasından başka bir çıkış yolu bırakılmamıştır. Bu da çok acı bir durum tabi. Dilerim açlık grevleri kötü bir noktaya varmadan bir çözüm bulunur.”