
Yunanistan’ın 15 Şubat Komplosu’ndaki rolüne ilişkin Atina’da açılan davayı takip eden Öcalan’ın avukatları, çok sayıda hukukçu ile bir araya gelerek kampanyayı başlattı.
Hukukçular tarafından imzaya açılan metnin başlangıcında İmralı’daki cezaevi ve şimdiye kadarki tecrit geniş bir şekilde özetlendi. Öcalan ile görüşmelerin uzun süre “Koster bozuk” “Hava muhalefeti’ gibi gerekçelerle engellendiği belirtilen metinde, 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana ise Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine izin verilmeği hatırlatıldı.
Açıklamada “Sayın Öcalan’ın 27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren avukatları ile, 6 Ekim 2014’ten beri aile bireyleri ile 5 Nisan 2015’ten bu yana ise adaya giden siyasi heyetle görüşmesi engellenmiştir. İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), İmralı’daki tecridi “mahpusun 16 Şubat 1999’dan bu yana tabi tutulduğu tartışma götürmez tecrit durumu” olarak nitelemiştir. AİHM İkinci Daire 18 Mart 2014 tarihli kararında bu hususu (6 Şubat 1999- 17 Kasım 2009 tarihleri arasındaki durumu esas alarak) Sözleşmenin 3. maddesinde düzenlenen işkence ve kötü muamele olarak kabul etmiştir” ifadesine yer verildi.
Tecrit barışı tehdit ediyor
Metnin sonunda ise tecridin Türkiye’nin iç barışını ciddi anlamda tehdit ettiğine vurgu yapıldı. Metin şu ifadeyle sona erdi: “Tecrit, sorunların müzakere ve barışçıl bir yolla çözülebilme olasılığına ciddi darbe vurmaktadır. Tecritin bugünlerde olduğu gibi derinleştirildiği her dönem aynı zamanda halka karşı şiddetin yükseldiği dönemlerdir. İlk günden bu yana bu denklem geçerliliğini korumuştur. Öcalan’a ulaşım imkanı olduğu, kendini ifade edebildiği her dönem barışa bir imkanın yaratıldığı zamanlar olmaktadır. Tecride karşı çıkmak, savaşa karşı çıkmaktır. Barışı sahiplenmektir. Geniş bir coğrafyada, farklı dil, kültür, etnisite ve düşüncelerde 10 milyon 328 bin insanın özgürlüğünü istediği Abdullah Öcalan’a uygulanan bu ağır zulme karşı çıkmak, tüm bu farkılıkların bir arada yaşamasına da taraf olmaktır.”
HABER MERKEZİ