“Kitlesel eylemler İmralı direnişine denk düşmüyor, karşılamıyor. Sokağa çıkmada bir büzülme var. Öcalan halkımızın kırmızı çizgisidir. Esarete alışmayacağız, bizi buna alıştırmaya, direnişten vazgeçirmek istiyorlar.”

 

Komplonun 20. yılında İmralı Sistemi 11.BÖLÜM

HAZIRLAYAN:PERVİN YERLİKAYA BABİR

 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit 20. yılına girdi. Kürt siyasetçi İmam Canpolat, Öcalan’ın 20 yıldır İmralı’da tarihi bir direniş sergilediğini belirterek, izalasyonu aşmak için eylemlerin büyütülmesi gerektiğini ifade etti. Öcalan’ın Kürt halkının kırmızı çizgisi olduğunu söyleyen Canpolat sorularımızı yanıtladı.

Öcalan’a ağırlaştırılmış bir tecrit uygulanıyor. Şimdi disiplin cezası ile bu tecrit başka bir boyut kazandı. Bu kadar ağır bir tecrit uygulamasının amacı nedir?    

Bu süreci anlamlandırabilmek için biraz daha geriye gitmek istiyorum. Rêber Apo’nun uluslararası bir komplo ile esaret ediliş sürecini ve Rêber Apo’nun misyonunu hatırlamak gerekiyor. Neden esir olarak Türkiye’ye verildi? Neden böyle bir süreç başlatıldı bunları iyi anlamak lazım. Önder Apo’nun esaretinden 10 yıl önce reel sosyalizm dağılmıştı. Reel sosyalizmin yıkılması ile kapitalist modernite kendi zaferini ilan etmişti. Kapitalist modernitenin jandarması ABD dünyayı yeniden dizayn etmek istedi. ABD başkanı Busch; ‘’Bundan sonra dünya nizamı bizden sorulur, kim bir sorun yaşarsa bize başvursun’’ demişti.

Dünyadaki komünist partiler, devrimci hareketlerin çoğu dağılmıştı. Böyle bir ortamda ilericilik, devrimcilik adına mücadele eden sınıflar, özgürlük savaşı veren halklar örgütsüz ve öncüsüz kalmıştı.

Kapitaslist modernist rüzgar bu yönde esiyordu, dünyaya “hâkim” olmuştu. Bu dönemde sosyalist etiketi taşıyan bir dolu ekonomi profesörü kapitalist modernitenin emrine girmişti. İşte Rêber Apo; Demokratik Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Toplum adıyla çağın paradigmasını dünyanın içinde geçtiği bu siyasal dalgalanma ortamında geliştirdi. Demokratik Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Toplum paradigması etrafında kurtuluş mücadelesi veren Kürt halkı diğer halkların ilgisini çekmeye başladı. 

Kapitalist modernite güçleri Rêber Apo’nun bu çıkışını kendi sistemlerine alternatif olarak gördüler. Dünyaya getirecekleri yeni nizamın inşası önünde Rêber Apo’nun ideolojisini engel olarak gördüler. Kürtlerin özgürlük savaşını tasfiye etmeyi hedefleyerek işe başladılar. Kapitalist modernite güçleri Rêber Apo’ya bu ideolojinden vazgeçme dayatmasında bulundular.

Hafız Esad üzerinde büyük bir baskı kurdular. Esad bu baskı karşısında fazla dayanamadı ve kapitalist modernistlere teslim oldu. Bazı sahte dostların verdiği sözler üzerine Rêber Apo Suriye’den ayrılarak Avrupa’ya çıktı. Avrupa’ya barış arayışı ve siyasi çözüm yolunu tercih ettiği için çıkmıştı. Savaşı tercih etmiş olsaydı Kürdistan dağlarını ve gerillayı tercih ederdi. O günden bugüne tam 20 yıl geçti. Kapitalist modernite dünyaya yeni nizam getirecekti ama olmadı ve yapısal bir krize girdi. ABD kapitalist modernitenin yaşadığı sorunlara çözüm olamıyor. Krizden farklı yararlar sağlamaya çalışan AB, Rusya, Türkiye, İran gibi devletler krizi derinleştiren yeni sorunlar yaratmaktadır.

Kapitalist modernitenin bu yapısal krizine karşı istikrarlı ve dünya çapında alternatif bir mücadele çizgisi ve ideolojisi olan hareket Rêber Apo’nun hareketidir. Bu çizgi dışında alternatif bir ideoloji ve bu ideolojinin yön verdiği bir mücadele çizgisi yoktur. İmralı’da Rêber Apo’ya uygulanan tecrit doğrudan bununla alakalıdır.

Bu kadar ağır bir tecrit sürecine karşın Öcalan’ın İmralı’daki direnişi 20 yılına giriyor. Bu direnişe denk bir tutum içinde olunabildi mi? Yapılan eylemlerdeki yetersizlikler nasıl aşılabilir? 

Kapitalist modernist güçler Önderliğin yaptığı çıkışın bütün dünya sistemlerini etkileyeceğini düşündükleri için İmralı sistemini oluşturmuş ve başına da Türk devletini getirmiştir.  İmralı sistemiyle Rêber Apo şahsında halkların devrimci çıkışını engellemek, çökertmek, teslim almak istemektedirler.

Rêber Apo ilk günden itibaren kesintisiz bir direniş çizgisi geliştirmiştir. Bu direniş çizgisini ilk etapta bazı çevreler anlamadı. Kürt halkı ilk günden itibaren Önderliğin etrafında kenetlendi, ölümüne direnişe geçti. Kürt gençliği ateş topuna bürünüp düşmanın üzerine yürüdü. Apocu militan ruhuyla büyüyen, yetişen PKK savaşçıları savaşı daha da geliştirdi. Kürt halkının senelere yayılan serhildanları özgürlük hareketinin döneme uygun geliştirdiği mücadele ve yürüttüğü siyaset Türk devletini etkisizleştirdi. Başta idam cezası olmak üzere bazı yasalarını değiştirmek zorunda kaldı.

Rêber Apo çok büyük direndi, direniş büyüdüğü ve devam ettiği için tecrit ağırlaştırılmıştır. Kitlesel eylemler İmralı direnişine denk düşmüyor, karşılamıyor. Bu konu üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır. Devrim süreçlerinde kitlesel eylemlerde geri çekilme büzülme dönemleri gelişebiliyor. Başka ülke devrimlerinde de benzer süreçler yaşanmıştır. Son dönemlerdeki eylem ve etkinliklere katılım yetersizdir. Bu, devrimci mücadeleye destek vermede bir geri çekilme anlamına gelmez. Bu geçici bir durumdur ve bazı çevreler bunu Kürt halkının Özgürlük Hareketine destek vermediği şeklinde yorumluyor. Bunlar doğru değildir. Kürt halkı, Özgürlük Hareketine destek vermeden vazgeçmedi, sadece sokağa çıkmada bir büzülme var. Türk faşizmi ve onların istemleri doğrultusunda hareket eden kapitalist modernist güçler kendi koydukları savaş kurallarına dahi aykırı olan bütün psikolojik ve özel savaşına karşı devrim kitlesi geri adım atmamış, saf değiştirmemiştir.

Apocu direniş geleneği devam ediyor. En zor dönemlerde en büyük mücadeleleri geliştiren bir harekettir. Sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı bugün de Kürt gençliği ayaktadır, direniyor. Gerektiğinde bir ateş topu gibi düşmanın üzerine yürümüştür. Rêber Apo’nun da tasvip etmediği bir eylem tarzı olsa da Ümit Acar’ın yaptığı eylem ders çıkarılacak mesajlarla doludur. Ümit Acar eylemin amacını bıraktığı mesajda çok net ifade etmiştir.

  • Birincisi; Kürt halkı soykırım kıskacındadır. Alman devleti Türk devletine askeri, ekonomik ve siyasi destek vererek soykırım suçuna ortak oluyor. Alman-Türk ortaklığına karşı çıkıyor, protesto ediyor.
  • İkincisi; Rêber Apo üzerinde ağırlaştırılan tecridi protesto ediyor.
  • Üçüncüsü; Kürt halkınadır, gençliğine ve kadınınadır. Öndeliğin esaretini kabul etmemek, herkesi Önderlik etrafında kenetlenmeye ve serhıldana geçmeye çağırmaktadır. Bu çağrıya cevap olmak her yurtseverin, her devrimcinin temel görevidir.

Siz barış gruplarında yer alan isimlerden birisiniz. Öcalan’ın halkların özgürlüğü ve barışı için yaptıklarını tarihsel bağlamda nasıl değerlendirebiliriz?

Bu sorunuzun yanıtını, Rêber Apo’nun paradigma ve ideolojisinin halklar için ne ifade ettiğini hatırlatarak vermek istiyorum. Demokratik Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Toplum Paradigması sadece Kürt halkına kurtuluş yolunu göstermiyor, dünyadaki bütün ezilen halklar için yol gösterici ideolojik ve politik içerikli bir paradigmadır.

1993 Mart ayında ilk ateşkesi ilan etmiştir. Rêber Apo aslında 1993 yılından itibaren eşitlik ve özgürlük temelinde barıştan yana ve bunun yoğun bir uğraşısı içinde olduğunu görüyoruz. Rêber Apo eşitlik ve özgürlükler temeli üzerinde inşa edilecek bir barışı sadece Kürt halkı için istemiyordu. Bütün Ortadoğu halklarının yaşadığı sorunlar için şiddet dışı siyasal çözüm yolu öneriyordu.

Dünya devrim tarihine baktığımızda bazı devrimler ülke sınırlarını aşmış ve ezilen halklar için esin kaynağı olmuştur. 1848, 1871, 1917 ve 1968 devrimleri ezilen halklara ilham vermişti. Rêber Apo’nun geliştirdiği ve demokratik modernite çizgisinde sistemleşen ideolojisi günümüzün/çağımızın büyük dünya devrimine yol göstermektedir. Rojava devrimi bunun en açık örneğidir. Rojava devrimi bir kadın devrimi olmakla beraber, Kürtlerin yanı sıra Arap, Türkmen, Asuri-Süryani, Ermeni halklarla birlikte gerçekleştirilen bir devrimdir.

Kürt Özgürlük Hareketi 19. ve 20. yüzyılda Marks ve Lenin’in önderlik ettiği enternasyonalist dayanışma gibi çekim merkezi olmuştur. Rojava devrimi sıradan bir devrim olarak görülemez. 3. Dünya savaşı ortamında gelişen halkların ortak devrimidir. Bu devrim, dünya halklarına kapitalist modernitenin zafer ilan ettiği alternatifsiz olduğunu ilan ettiği bir dönemde, yeni umudun ve değerlerin sunulması anlamına gelir. Bu değerler Apocu hareketin değerleridir.

Bütün kapitalist modernistler ve Türk devleti İmralı zindanına atılan Rêber Apo’yu unutturmak gündemden düşürmek istiyorlar. Bizi buna alıştırmaya, direnişten vazgeçirmeye ve esareti kabullenmemizi istiyorlar. Kürt iradesini kırmak ve Kürt direnişini ezmek için Rêber Apo esir edilmiş ve tecrit altına almış ve işkenceye tabi tutulmuştur.

Rêber Apo, yarattığı tarihsel çıkış ve geliştirdiği Önderlik çizgisiyle başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının kırmızı çizgisidir. Her toplumun ulusal önderi, ulusal değerleri, kahramanları ve ulusal sembolleri vardır. Rêber Apo bu değerlerin bileşkesidir. Rêber Apo’yu unutturmak, köleliği dayatmakla eş anlamlıdır. Unutmak ise insanlıktan çıkmak ve köleliği kabul etmektir. 

9 Ekim komplosu 20.yılına girerken, uluslararası komplo bugün ne şekilde devam ediyor?

Kapitalist modernist ve yerel sömürgeci güçler bugün Rêber Apo’ya karşı daha çok öfkeliler. Uluslararası komployu sonuçlandırmak ve Kürt soykırımını tamamlamak istemektedirler. Birçok çevre komplonun nasıl devam ettiğinin farkında değildir. 20 yıl önce Rêber Apo’yu beyaz Türk faşizmine teslim ettiklerinde şöyle bir plan yaptılar. Sömürgeci faşist Türk devleti ya doğrudan idam ya da kaza, intihar süsü vererek Rêber Apo’yu ortadan kaldıracaklarını düşünüyorlardı. Bu durumda Kürt-Türk savaşı durdurulamayacak boyuta taşınırdı. Böylece Türkiye’yi Yugoslavya gibi parçalayacak ortamı yaratacaklarını düşünüyorlardı. Rêber Apo kapitalist modernitenin bu sinsi planını gördü ve esaretinin ilk gününde attığı adımla bu hesabı boşa çıkardı.

Bugün daha yoğun tecrit ve izolasyon altındadır. Çünkü Önderlik gelişen yeni dünya koşullarına göre paradigma ve ideoloji geliştirdi. Bu ideoloji kadın devrimi, Rojava devrimi gibi büyük birçok devrimci dalgaya dönüştü.   

Bugün kapitalist modernistler komployu farklı bir boyutta devam etmek istiyorlar. Uluslararası komplonun ikinci aşaması diye tanımlayacağımız komplo; 30 Ekim 2014 MGK kararıyla çökertme planıyla devreye sokuldu. Çökertme planında Sri Lanka modeli devreye konulmak istendi. Sri Lanka modeli ile Kürt Özgürlük Hareketi savaşçıları ve taraftarlarını imha etmek istiyorlardı. 15-20 bin kişi arasında bir gücü gruplar halinde veya tek tek kurşuna dizme, idam etmeyi planlamışlardı. Bu planın gerçekleşmesi direniş gücünün kırılması anlamına geliyordu ve bu durumda Önderliğimizi İmralı sisteminde daha kolay imha edeceklerini düşünmüşlerdi. Önderlik ve Kürt Özgürlük hareketi bu planı erken fark ederek boşa çıkardı.

Uluslararası güçler, komplodan vazgeçmediler, devam ediyorlar. Şimdi de Kürdistan’ı Türk devletine işgal ettirmek istiyorlar. Burada esas amaçları Türk devleti ile Kürtleri savaştırarak her iki kesimi zayıf düşürerek denetimlerine almaktır. Efrîn’den başlayarak bütün Kürdistan’ı işgal ederek gerillanın direniş gücünü kırmak ve savaşamaz pozisyona itmektir. Bunu başarmaları durumunda Rêber Apo’yu tasfiye etmenin önünün açılacağını ve Türkiye’yi de Yugoslavya gibi dağıtacaklarını düşünüyorlar. Türk devletinin faşist yöneticileri Kürtleri “ezeriz” diye sevinmektedirler. Bu nedenle Efrîn’den sonra Minbiç, Rojava’nın diğer kantonlarına savaş açmıştır. Bradost ve Medya Savunma Alanlarına çok yoğun hava saldırıları düzenliyorlar ve karadan girmeye çalışıyor. Bir yıla yakındır bu alanlarda çok şiddetli bir savaş yaşanmaktadır. Bradost alanlarına yerleşip oradan Medya Savunma alanlarına, dolayısıyla direnişin ana merkezini tasfiye etmeyi hedeflemektedirler. Mevcut durumda saldırı durdurulmuş ve ilerleyemez duruma getirilmiştir.

Güney Kürdistan’ın hava sahası Amerika’nın denetimindedir. Amerika hava sahasını açmazsa Türkiye’nin hiçbir uçağı Kandili, Bradostu, Şengali bombalayamaz. Yoldaş Mam Zeki’nin şehadeti de Amerika’nın hava sahasını Türkiye’ye açması sonucu gerçekleşmiştir. Komplonun bu aşamasında bütün kapitalist modernistler tüm kurumları ile birlikte Türkiye’ye destek veriyor. Ne yazık ki KDP bu planın bir parçası olmuştur.

CPT, hazırladığı İmralı raporunun bazı bölümlerini üç yıl sonra açıklaması, tam anlamıyla ahlaki yoksunluk ve ciddiyetsizliğin bir göstergesidir. AİHM de son kararında; “İmralı’da Öcalan’a işkence ve kötü muamele yapılmamıştır” demiştir. AİHM, bu kararla CPT gibi Türk devletine istediğini yapabilirsin mesajını vermektedir. Bazı hukukçular AİHM’in bu kararı karşısında şaşırdıklarını, Türk devletinin mahkûm edilmesi gerektiğini söylemektedirler. Tepki gösteren bu hukukçular haklıdır, ama şunu unutmasınlar ki AİHM ve CPT Türkiye’yi suçlu bulan bir karar verirse kendilerini de suçlu pozisyonuna düşürmüş olurlardı. Çünkü İmralı sistemi bütün dünyanın ortaklaştığı bir sistemdir.

Yapılan / yapılacak eylemler ve etkinlikler için görüşleriniz nedir?

Dünyada biz Kürtlerin yaşadığı trajediyi belki de hiçbir toplum yaşamamıştır. Dünyanın her tarafına göçertilmiş bir halk olan Kürtlerin 45-50 milyon kadar olduğu söylenmektedir. Bugün BM örgütüne üye olan devlerin sayısı iki yüzün üzerindedir. Bu devletlerin ezici çoğunluğu Kürdistan’ın bir şehri kadar toprağı ve nüfusu yoktur. Ama o devletçikler bizim gibi halkların kaderi üzerinde söz sahibidirler. Bizim nasıl yaşayacağımıza ya da yaşamayacağımıza karar veriyorlar. Bu büyük bir ahlaksızlık ve adaletsizliktir. Bugün Ortadoğu üzerinde Üçüncü Dünya Savaşı yaşanıyor. Bu savaşın merkezinde Kürdistan ve Kürtler yer alıyor. Bölgenin en dinamik halkıdır Kürtler. 20. yüzyılın başında olduğu gibi yine yok sayılmak, statüsüz bırakılmak isteniyor. Bu nedenle Önder Öcalan esir alınmıştır.

Önderi uluslararası komplo ile esir edilen başka bir halk var mıdır? Yoktur! Önderi düşman elinde esir olan bir halk veya bir birey özgür olabilir mi? Olamaz! Bir insan için kimlik, kültür, dil, şehitler her türlü maddi zenginlikten daha değerlidir. Önder Apo bu değerlerin simgesidir, çünkü Kürt halkını ayağa kaldıran, diğer ezilenlere umut olan odur. O zaman Rêber Apo’ya sahip çıkmak, yürümek, ayağa kalkmak, serhildana geçmek, özgürlüğüne, geleceğine, vatanına, namusuna sahip çıkmaktır.

20 yıldır İmralı ada zindanında tutulan Rêber Apo’nun misyonunu anlamayan ve doğru kavramayanlar Önderlik eksenli yapılan eylemlere de anlam veremezler. Dolayısıyla kapitalist modernist güçlere ve onun bekçiliğini yapan yeşil-beyaz Türk faşizmine karşı başarılı bir devrimci direniş geliştiremezler.

Rêber Apo üzerindeki tecride karşı mücadele etmek uluslararası komploya karşı mücadele etmektir. Rêber Apo’ya uygulanan tecrit bütün ezilenlere, yoksullara, inkâr edilen ve yok sayılan kültürlere, kimliklere, dillere ve inançlara uygulanmaktadır. Bu anlamda onun özgürlüğünü istemek kendi kimliğini, dilini ve dinini savunmak olduğunu bilmelidir. Gün eylemleri renklendirme çeşitlendirme ve büyütme günüdür. 13 Ekim’de de Stuttgart ve Almanya’nın başka kentleri ile diğer Avrupa ülkelerinde 9 Ekim komplosunu protesto yürüyüşleri yapılacaktır.

Bütün duyarlı dost, devrimci güçleri ve yurtsever halkımızı bu eylemlere güçlü katılmaya, esareti ve tecridi kabul etmediğimizi slogan ve zılgıtlarımızla haykırmaya çağırıyorum.