’Bak kayıplar yok, infazlar yok, artık cenazeler gelmiyor, kan akmıyor, yasaklar kalktı, OHAL kalktı, 90'lı yılları unutmayın vb.’ diyorlardı.

Şimdi, tüm zamanların zindan, zulüm, katliam, cinayet ve yasak rekorlarını kırıyorlar. Hepimiz bir kan denizine doğru sürükleniyoruz. Bu denizin anaforları hepimizi yutar.

Geçen sene bu sıralar Dolmabahçe mutabakatı açıklanmış ve umutlu bir bekleyiş dönemi başlamıştı. Yaklaşan seçimlerde HDP'nin barajı aşıp meclise girmesi herkesin beklentisiydi. Hatta bazı şom ağızlılar, HDP'nin AKP ile anlaştığını, Erdoğan'ı başkan yapıp ortak hükümet kuracaklarını bile iddia ediyordu. Bu gerekçelerle HDP'yi suçlayan ve kılıç sallayan nice cengaver gördük. Bugün onların çoğu Perinçek gibi Erdoğan'ın etrafında, halklarımıza karşı birleşti ve saldırıya geçti.

Bu kısa geçmişi herkes unutmuş gibi görünüyor. Ama hatırlatmak gerek:

Niçin Erdoğan masayı devirip kanlı bir imha sürecini başlattı?

Niye dolaylı da olsa yıllardır sürekli diyalog halinde oldukları Öcalan'a tecrit uygulamasına başladılar? Niye Öcalan ile bırakın avukatlarını, ailesi bile hala görüşemiyor?

Öcalan'dan bu kadar korkmaları neden?

Geçmişe bakılırsa ilk günden beri Öcalan'a yönelik saldırıların aralıksız olarak sürdürüldüğünü görürüz. Belli başlı bütün gazeteler, o zamanlar tek kanal olan TRT bütün yayınları ve özel programlarıyla Öcalan ve PKK'ye saldırırdı. Aklınıza gelen ya da gelmeyen her türlü suçlama, hakaret ve tehditler havada uçuşurdu. Devlet güçleri PKK'lileri batözlerde ya da helikopterlerden atarak parçalıyordu. Diyarbakır zindanlarındaki zulmü ve orada direnerek can verenleri şimdi herkes biliyor. Ama o zamanlar kimse bilmez, duymazdı.

Bütün bu zalimlikler gerçekleri değiştiremedi. Özgürlük mücadelesi gelişerek sürdü.

90'lı yıllara gelirken savaş iyice şiddetlendi. Artık gerçekler saklanamaz hale geldi. Özal döneminde devlet Öcalan ve PKK ile dolaylı ilişkiler geliştirdi. Öcalan ilk defa Türkiye kamuoyuna seslenme olanağı buldu. O seslenmenin sonucu ilk defa ilan edilen ateşkes oldu. O günlerden beri şu gerçek net olarak ortaya çıktı:

Öcalan konuşursa akan kan durur, siyaset konuşur, çözüm tartışılır.

Öcalan susturulursa, tecride alınırsa ırkçı kirli savaş çeteleri egemen olmuş demektir. Savaş şiddetlenecek ve kan akacak demektir. Aradan geçen 23 senede ilan edilen 9 ateşkes ve sonrasında bu gerçek net olarak ortaya çıkmıştır.

Bugün yaşananlar bu gerçeğin bir defa daha ispat edilmesidir.

Açık ki, AKP çetesi diyalog ve siyasi çözümü değil, Kürtleri, Alevileri ve her türlü muhalefeti imha etmek üzere kanlı bir savaşı tercih etmiştir. Statükocu-vesayetçi devletin bütün kolları da Erdoğan etrafında domuz topu gibi birleşip her alanda saldırıya geçmiştir. Erdoğan'ın "Beni desteklemeyen herkes kadın da olsa, çocuk da olsa, tutuklu yakını-gazeteci-sendikacı-akademisyen-milletvekili de olsa teröristtir" diyerek parmağıyla hedef göstermesinin, aylardır canlı yayınlarda naklen gösterilen şehirlerin yakılıp yıkılmasının, sonu gelmeyen kanlı katliamların başka bir anlamı var mı?

"PKK teröristtir, PKK'yi terörist görmeyen de teröristtir" diyenler gitti, "Benden olmayan herkes teröristtir" diyen DAİŞ işbirlikçisi AKP çetesi geldi. Yeniden eski yöntemlere sarıldılar. Newroz yasakları, vekilleri TBMM'den zindana göndermek, katliamlar, herkesi susturmak gibi şeyleri çare zannediyorlar.

Ham hayallere yer yok:

Ya ateşkes, diyalog ve siyasi çözüm yeniden gündeme gelecek ya da 90'lı yılları da aratan bir şiddette ve hepimizi de yakan bir savaş gelişecektir. Bunun ortası mümkün değildir.

Ezilen halklar da bu imha konseptine karşı direniyor, direnecek. Bütün ezilenlerin her alanda birliği ve mücadelesinden başka bir yol yok. Direnenlere, savaşanlara selam olsun!