Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın "üçüncü yol" mesajını değerlendiren Cemil Bayık, "Bu mesajda esas ortaya konulan Türkiye'de siyasetin nasıl yapılması, nasıl olması gerektiğine dair değerlendirmelerdir. (...) Sadece HDP’nin konumunun tarihsel olarak bu iktidar kanatları blokları karşısında üçüncü bir yol, tarafsız bir yol ve kendi yolu olduğunu söylemek istemiştir" dedi.
Öcalan'ın konumunu her zaman demokratik çözüme yardımcı olma yönünde değerlendirdiğini ifade eden Bayık, “Biz de her zaman barışın ve müzakerenin esas muhatabının Önder Apo olduğunu vurguladık. Önder Apo muhatap alınmadan ve demokratik müzakere yapılmadan Kürt sorununun çözülemeyeceğini hatırlattık" ifadelerini kullandı.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Fırat Haber Ajansı'na verdiği röportajda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın HDP'ye yönelik "üçüncü yol" mesajı konusunda değerlendirmelerde bulundu. Öcalan'ın mesajının HDP'nin iktidar blokları karşısında üçüncü bir yola işaret ettiğini vurgulayan Bayık, "seçim öncesine denk geldiği için bunu farklı yorumlamak ve farklı ele almak isteyenler olmuştur. İktidar da bunu kullanmıştır. MİT ve özel savaşçılar bunu kullanmak için büyük çaba göstermişlerdir. Öyle ki İmralı’ya hiç kimse gidemezken AKP iktidarının ve devletin Ali Kemal Özcan diye birisini götürmesi durumu olmuştur. Niye seçimden iki gün önce bu insan oraya götürülüyor? Niye avukatlar ya da başkasının haberi olmuyor? Gerçekten de bu durum herkes açısından kuşku uyandırıcıdır" dedi.
Kürt sorunun demokratik çözümü konusunda da değerlendirmelerde bulunan Bayık'ın röportajından öne çıkan bölümleri yayınlıyoruz:
Önder Apo 8 yıldan sonra 2 Mayıs’ta avukatlarıyla görüştürüldü. Daha sonra da aileleriyle görüştürüldü. Önder Apo bu görüşmelerde çeşitli düşünce ve yaklaşımlarını ortaya koymuştur. Zaten ilk iki görüşme esas olarak ölüm oruçlarının bırakılması çerçevesinde olmuştur. Bu çerçevede Mahatma Gandi’nin sivil itaatsizlik eylemleri çerçevesinde demokratik mücadelelerin de demokrasi mücadelesinde önemli bir yer tutacağını vurgulamıştır. Geniş kesimlerin katılacağı demokratik mücadelelerden söz etmiştir. İlk görüşmede demokratik uzlaşı ve demokratik müzakereyi içeren 7 maddelik Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün temel parametrelerini ortaya koyan bir mesajı kamuoyuna sunmuştur. Daha sonraki üçüncü görüşmede de demokratik siyaset, toplumsal uzlaşmadan söz ettiği 7 maddelik bu deklarasyonu daha da açımlamıştır. Bütün diğer görüşmeler de bu 7 maddelik mesajın açılımı veya tartışılması çerçevesinde olmuştur. Hiçbir biçimde de seçimlerden söz edilmemiştir. Bazı görüşmelerin olduğunu, ama bunların bir çözüm süreci, bir müzakere olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle bu konuda avukatları uyarmıştır. Avukatlar da zaten her görüşmeden sonra Önder Apo’nun yaklaşımlarını ortaya koymuşlardır. Yine kardeşi Mehmet Öcalan gittikten sonra Önder Apo’nun yaklaşımlarını kamuoyuna yansıtmıştır.
6 Mayıs'ta verilen mesaj geciktirildi
2 Mayıs’taki avukat görüşmesinden sonra da bazı spekülasyonlar yapılmıştı. İstanbul seçimlerinin iptal edilmesiyle Önder Apo’nun avukatlarının açıklama yapmasının aynı güne denk getirilmesi; sanki Önder Apo’nun açıklamalarının ve yaklaşımının seçimlerle bağı varmış gibi ele alınması durumunu ortaya çıkarmıştı. Halbuki böyle bir durum yoktu. Önder Apo da avukatlar da daha sonra bunun savcılık tarafından ya da 7 maddelik mesajı dışarıya çıkaran ve avukatlara verilmesini isteyenler tarafından o güne denk getirildiği biçiminde ele alınmıştır. Çünkü 7 maddelik mesajın 3-4 gün önce avukatlara verilmesi gerekirdi. Ama savcılık geciktirmiş, bu durumda da avukatlar 6 Mayıs’ta açıklamak zorunda kalmışlardır. Avukatlar kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda bu görüşmelerin seçimlerle alakası olmadığını, açlık grevleriyle ilgili olduğunu, Önder Apo’nun bu görüşmelerde de demokratik siyaset, demokratik müzakere, toplumsal uzlaşmadan söz ettiği belirtmiştir. Yine Kuzey Suriye'de Suriye'nin sınırları içinde demokratik çözümden söz etmiştir. Ama seçimlerle ilgili herhangi bir şey dile getirilmemiştir.
Mesajda seçimlere yönelik bir değerlendirme söz konusu değil
Öte yandan Önder Apo görüşmede HDP’yi değerlendirirken HDP’nin demokratik müzakere partisi olduğundan söz etmiş. Türkiye'de bir Türk İslam sentezine dayalı siyasal AKP-MHP ittifakı olduğunu, bir de CHP gibi klasik iktidar bloklarının olduğunu, HDP’nin de bunlar dışında Türkiye'nin demokratikleşmesini hedefleyen üçüncü yol oluğunu belirtmiştir. Bunları HDP’nin misyonu çerçevesinde ortaya koymuştur. Avukatların kamuoyuyla paylaşmalarından bunları anladık. Ancak İstanbul seçiminden 3-4 gün önce avukatlar İmralı’ya götürülmüş, Önder Apo avukatlara kamuoyuna sunacakları mesaj vermiştir. Burada da yine 7 maddelik mesajında belirttiği çerçevede düşüncelerini belirtmiştir. Yine HDP’nin konumunun Türkiye'deki klasik iktidar bloklarından ayrı üçüncü yol olduğunu belirtmiştir. HDP’nin bu pozisyonunun ve üçüncü yol konumunun seçimler nedeniyle farklı olmaması gerektiğin belirtmiştir. Ama seçimlerde HDP’nin nasıl tutum alacağını, nasıl tutum alması gerektiğini de HDP’nin belirleyeceğini, kendisinin bir şey belirtmeyeceğini söylemiştir. Hatta kendi düşüncelerini kendileri belirlerler, sonradan Apo böyle dedi biçiminde herhangi bir yaklaşım olmasın, diyerek HDP’nin tutumunu kendisinin belirleyeceğini özellikle vurgulamıştır. Bu tutum HDP zaten kendi tutumunu belirlemiş, o zaman benim bir şey diyeceğim olmaz anlamına gelmektedir.
Bu mesajda da esas ortaya konulan Türkiye'de siyasetin nasıl yapılması, nasıl olması gerektiğine dair değerlendirmeleridir. Yoksa güncel siyaset çerçevesinde İstanbul seçimlerinde şöyle oy verin, şöyle oy vermeyin biçiminde herhangi bir tutum ortaya koymamıştır. Sadece HDP’nin konumunun tarihsel olarak bu iktidar kanatları blokları karşısında üçüncü bir yol, tarafsız bir yol ve kendi yolu olduğunu söylemek istemiştir. Ama seçim öncesine denk geldiği için bunu farklı yorumlamak ve farklı ele almak isteyenler olmuştur. İktidar da bunu kullanmıştır. MİT ve özel savaşçılar bunu kullanmak için büyük çaba göstermişlerdir. Öyle ki İmralı’ya hiç kimse gidemezken AKP iktidarının ve devletin Ali Kemal Özcan diye birisini götürmesi durumu olmuştur. Niye seçimden iki gün önce bu insan oraya götürülüyor? Niye avukatlar ya da başkasının haberi olmuyor? Gerçekten de bu durum herkes açısından kuşku uyandırıcıdır. AKP iktidarının bu görüşmeleri bir seçim oyunu ve aleti haline getirmek istediğini herkes anlamıştır. Öyle ben akademisyenim, ben başvurdum, bunun için beni götürdüler demesinin herhangi bir inandırıcılığı olamaz. Kesinlikle devlet, AKP iktidarı Ali Kemal Özcan’ı göndermiştir. Artık Ali Kemal Özcan’ı kim önermiştir, kim onun üzerinden Önderlikten mesajlar getirilmesini istemiştir bunu bilemeyiz. Ancak birilerinin önerdiği, AKP iktidarının da kabul ettiği açıktır. Yoksa kamuoyuna yansıtıldığı gibi bir akademisyen başvurmuş, Önderlik de kabul etmiş, öyle gitmiş değildir. Kuşkusuz Önderlik de kendi yanına giden her insanla görüşür, kendi düşüncelerini belirtir. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Avukatlar gönderildiğinde Önderlik görüşmemezlik yapar mıydı, ya da aileler gönderildiğinde görüşmem demezdi. Hangi niyetle gönderilirse gönderilsin Önderlik tabi ki bu görüşmeleri gerçekleştirecektir ve gerçekleştirmiştir. Önder Apo öyle seçim öncesi avukatları çağırın ya da bu insanı çağırın konuşayım, mesaj vereyim dememiştir. Aksine AKP iktidarı göndererek seçim öncesi bazı algılar yaratmaya çalışmıştır. Ancak bunu herkes anlayabilecek durumdadır.
Önder Apo demokratik çözüm için rolünü oynuyor
HDP bir siyasi partidir, Önder Apo her zaman HDP’nin kendi kararını kendisinin almasını bizzat istemiştir. Dışarda olanların günde kırk defa karar vermek zorunda kalabileceğini, bu yönüyle zindan koşullarında, İmralı koşullarında somut konularda kendisinin karar vermeyeceğini, vermesinin söz konusu olmayacağını belirtmiştir. Ancak kendi pozisyonunu da genel olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü sağlamada rol oynamak olduğunu her zaman vurgulamıştır. Bu çerçevede Önder Apo İmralı’da ne savaş hakkında değerlendirme yapabilir ne de savaş yürütülsün ya da yürütülmesin diye bir karar verir. Önder Apo’nun içerde bir mücadeleye, savaşa Önderlik ve öncülük yapacak, bu konuda şöyle böyle olsun diyecek durumu yoktur. Ama Önderlik konumu, halk önderi konumu, Kürt halkı üzerindeki, Özgürlük Hareketi üzerindeki etkisi nedeniyle Kürt sorununun demokratik müzakereyle çözümü konusunda katkı sunabilir. Zaten Önder Apo konumunu her zaman kendisi açısından demokratik çözüme yardımcı olma, demokratik müzakere yapma, barışı ve demokrasiyi sağlama yönünde rolünü oynama biçiminde değerlendirmiştir. Önder Apo’nun rolünü herkesin böyle görmesi gerekiyor. Önder Apo’nun İmralı’daki rolü barış ve demokratik çözümü sağlamadır. Demokratik müzakere duruşudur. Kürt sorunun çözümünde bir demokratik uzlaşı ve konsensüs sağlama konumudur. Önder Apo her zaman bu konumu çerçevesinde değerlendirmeler yapar. Bu konumu çerçevesinde sorunlara yaklaşımını ortaya koyar. Biz de her zaman barışın ve müzakerenin esas muhatabının Önder Apo olduğunu vurguladık. Önder Apo muhatap alınmadan ve demokratik müzakere yapılmadan Kürt sorununun çözülemeyeceğini hatırlattık.
Önder Apo herkesin çözüme katkı sunmasını istiyor
Önder Apo Türkiye’ye demokratikleşme nasıl gelir, demokratikleşme çerçevesinde Kürt sorunu nasıl çözülür konularında tabi ki düşüncelerini ortaya koyacaktır. Kürt halkının özgürlük mücadelesine on yıllarca hizmet etmiş bir kişi olarak sıradan bir mahkum olmadığına göre siyasal düşüncelerini belirtecektir. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Bu yönüyle Önder Apo’nun demokratik müzakere, demokratik uzlaşı demesi kadar anlaşılır bir durum olamaz. Önder Apo ister ki demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda bütün partiler katkısını sunsun. CHP de AKP de MHP de İyi Parti de Saadet Partisi de bütün partiler de sunsun. (...) Bu bakımdan Önder Apo sürekli demokratik anayasa çözümünden, demokratik müzakereden, toplumsal uzlaşmadan söz etmektedir. Çünkü kutuplaşmanın, çatışmaların olduğu yerde çözüm yaratmak zordur. Bu yönüyle İmralı’daki pozisyonu nedeniyle sorunların uzlaşma ve demokratik uzlaşı temelinde, demokratik anayasa çerçevesinde çözülmesini istemektedir. Bu konuda da herkesin, bütün siyasal partilerin rolünü oynamasını istemektedir. Önder Apo’nun konumunu böyle değerlendirmek ve yaptığı tespitleri, analizleri de bu çerçevede ele almak gerekmektedir.
ANF/BEHDİNAN
HDP nasıl bir yol izlemeli?
HDP’nin kısa, orta ve uzun vadede nasıl bir yol izleyeceğini biz bilemeyiz. Ancak şunu söyleyebiliriz; HDP kendisini Türkiye halklarının demokratik ittifak partisi, demokratik devrim partisi, Türkiye halklarının demokrasi mücadelesi ve kardeşliği temelinde Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin tüm diğer sorunlarını çözme partisi olarak ortaya koydu. Tarih sahnesine çıkışı Türkiye'nin demokrasi birikimiyle Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yarattığı demokratik birikimini birleştirme ve bu temelde de Türkiye’de demokratikleşme mücadelesinin motoru olma, Türkiye halklarına mevcut siyasal partiler dışında bir demokratik siyasal alternatif sunma partisi olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye'de halkların demokratik birikimini birleştirmeden, bir demokratik ittifak partisi haline gelmeden Türkiye'nin sorunlarını çözemeyeceği anlaşılmıştır.
Demokratik birikim birleştirilmediği için sonuç alınamıyor
Türkiye'de bir demokratik birikim vardır. Hem Türkiye halklarının hem Kürt halkının birikimi vardır. Ancak bunlar birleştirilemediği için sonuç alınamıyor. Kürt halkıyla Türkiye'nin demokrasi güçleri birleşemeyince Türk devleti Kürt halkını yalnızlaştırıp özgürlük istemini ezme politikası izliyor. Türkiye’nin demokrasi güçlerini yalnızlaştırıp, güçsüzleştirip ezme politikası izliyor. İşte HDP Türk devletinin bu politikalarına karşı halkların demokratik gücünü birleştirip Türkiye’nin mevcut sınırları içinde demokratikleşme temelinde Türkiye’nin tüm sorunlarını çözme hedefini önüne koymuştur. Bu açıdan kısa, orta ve uzun vadedeki hedefleri de Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesi ve Türkiye'yi demokratikleşme ekseninde ele alınabilir.
İç demokratik ittifak genişletilmeli
HDP’nin temel misyonu Türkiye'yi demokratikleştirme mücadelesidir. Bu demokratikleşme mücadelesi gerçek anlamda bir demokrasidir. Hem tabanda örgütlü topluma dayalı demokrasi mücadelesidir, hem de emekçilere, kadınlara, gençlere, Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Türkiye'nin eşit ve özgür olmayan etnik ve dinsel topluluklarına dayalı bir demokrasi mücadelesidir. Genel bir demokrasi kavramından söz edip Türkiye'nin temel sorunlarına dokunamayan demagojik bir demokrasi yaklaşımı yoktur HDP’nin. Bu açıdan da Türkiye’nin demokratikleşmesi derken halkın örgütlü demokratik toplum haline gelip tüm bu sorunları çözmesine talip olan bir demokratik partidir. Tabi ki bu seçim başarısından sonra ilk yapılması gereken şeyler vardır. Kuşkusuz bunların birincisi bu seçimlerde ortaya çıkan demokrasi ittifakını daha somut platform haline getirmek ve daha geniş toplumsal kesimleri kapsamasını sağlamaktır. Bu seçim sonuçlarından sonra yapılması gereken ilk iş budur.
HDP’nin Türkiye'nin demokratikleşmesinde çok önemli rol oynayacağı anlaşılmıştır. HDP ile diğer toplumsal kesimlerin, demokrasi kesimlerinin birliği ortak mücadelesinin önemli sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Bu açıdan HDP’yi daha geniş kesimlerin demokratik ittifakı haline getirmek çok çok önemlidir. Öte yandan daha geniş demokratik ittifak haline gelen HDP ile bunun dışında kalan demokratik güçlerin birliğini, ortak mücadelesini sağlayan bir demokratik ittifak da yaratmak gerekmektedir. Hem demokratik ittifak güçlerini genişletmek hem de dıştaki demokratik güçlerle ittifak yapmak gerekmektedir. Bu seçim sonuçlarından sonra HDP’nin birinci görevinin bu olduğu anlaşılmaktadır.
Çözüm için demokratik anayasa şart
Orta vadede bugünden başlayarak yapılması gereken çalışmalar vardır. Bunların başında da bugünden başlayarak demokratik anayasa yapma çalışması gelmektedir. Bunun hemen bir günde olması mümkün değildir ama çok zamana da yaymamak lazım. Bugünden başlayarak çok uzun olmayan zamanda, buna orta vade de denilebilir. Orta vadede Türkiye'yi bir demokratik anayasaya kavuşturma çalışması olmalıdır.
Türkiye’nin bütün siyasal aktörlerine yönelik demokratik anayasa çözüm çağrısı yapılabilir. Bunun için HDP içindeki ve dışardaki demokratik ittifaklarla birlikte kendi anayasal çözümlerini, taslaklarını ortaya koyup geliştirebilirler. Nasıl bir anayasa istediklerini ortaya koyabilirler. Bunu herkese, Türkiye'deki bütün siyasal partilere götürürler. Bizim anayasa çözümümüz budur derler. Böylelikle farklı anayasal çözümler arasında tartışma ve müzakere zemini ortaya çıkarılabilir.
Yeni demokratik anayasa yapımı sadece siyasal partiler arasındaki ilişkilerle olmamalıdır. Toplumsal tabana, yerele, mahallelere, kadınlara, gençlere ve emekçilere dayalı, yine Kürtler, Aleviler başta olmak üzere tüm etnik ve dinsel toplulukların yeni anayasa konusunda düşüncelerini almaya dayalı demokratik anayasa yapım süreci, oluşum sürecinin gerçekleştirilmesi gerekir. Zaten bunu HDP ortaya koymuştur. Çünkü Türkiye'nin temel sorunlarını demokratik bir anayasaya kavuşturmadan çözmek mümkün değildir. Kuşkusuz kısa vadede hedeflenen bazı konuları kısa vadede yapmak gerekiyor. Örneğin dış ittifaklar konusu bugün gerçekleşmedi, hemen tümüyle gerçekleşmedi diye yarıda bırakmamak lazım. Ne kadar gerçekleşiyorsa bunu gerçekleştirmek, bununla da yetinmemek ve sürekli daha geniş kesimleri iç ve dış ittifak içine çeken bir çalışma yürütülmesi gerekmektedir.
Orta vadede Türkiye'deki Kürt halkına karşı yürütülen savaşı, Suriye'ye, Başurê Kürdistan'a yönelik savaşı durduracak ve soruların savaşla değil demokratik müzakere ve siyasetle çözülmesini sağlayan bir kampanya yürütülmesine ihtiyaç vardır. Bugünden savaş politikasının bırakılması çağrısı yapılmalıdır. Savaş politikasıyla sorunların çözülemeyeceği söylenmelidir, ama AKP iktidarı bunu kısa vadede bırakır mı, bugünkü politikalardan vazgeçer mi bu kolay görünmüyor. Bu bilinemeyeceğinden bugünden başlayarak orta vadede kesinlikle Türk devletinin bu savaş politikalarını önleyen bir kampanyanın bütün demokrasi güçlerini ve savaş karşıtı güçleri içine çeken bir mücadelenin yürütülmesi gerekiyor. Biz Türkiye gerçeğine baktığımızda bunların yapılması gereken görevler olduğunu düşünüyoruz, bunlar bizim düşüncelerimizdir. Kuşkusuz bunların hepsinin de yaratıcı biçimde pratikleşmesi gerekir. Sadece söylemek yetemez, bir de bu söylemlerin, politikaların yaratıcı biçimde ustaca pratikleşmesi gerekiyor.