Bugün Amed’de, PKK Önderi Öcalan yalnız Türkiye’nin yıkılmasını ve bu yıkım sürecinin görülmemiş çapta bir bölgesel savaşa döşünmesini önlemek için çağrı yapmayacak; yıkılması önlenen Türkiye’nin ve savaşla kana bulanması önlenen Ortadoğu ve Kafkasya’nın barışçı, demokratik, müreffeh geleceği için bir çağrı yapacak…

Bu bölge dünyanın bütün menfaatlerinin düğüm noktası. Savaşların, katliamların, jenositlerin rahmi.
Eğer İmralı da Hükümet gibi sığ sularda yüzseydi, gerillanın çekilmesini bir “savaş sürecinin” teknik bir “parçası” gibi dile getirseydi, iki düşman devlet arasında yapılan “barış” görüşmelerine özgü bir “silah bırakışma” anlaşmasının soğuk, kindar, ilk fırsatta yeniden bozulacak kirli çerçevesine sıkıştırsaydı, Amed’de milyonlar bayram yapmayacaktı. Böylesi “barış süreçlerinde” görülen duygularla evlerine kapanacaktı; kimileri “evet, çekiliyoruz, ama hiç değilse evladım ölmeyecek” diye bir buruk sevinç duyacak, kimileri “zaferden önce” “çekilenleri” hüzünlü bir yüz ve yaşlı gözlerle pencerelerinden yolcu edecekti… Çekilen başı önde ayağını sürüyecekti.
Ama bu halkta ne “buruk bir sevinç” var, ne “gözü yaşlı bir hüzün”… “Çekilecek” olan “mekaplarını” parlatıyor. Halk bayram yapıyor. “Silahsızlandırma ve bitirme süreci”, “Newrozlaşma sürecine” dönüşmüş. Newroz alanlarından yükselen halkın bayram haykırışı, obüs toplarının, savaş uçaklarının sesini bastırmış. Keleşlerin namlusunda üç renkli çiçek...
Şimdi herkesin “bu nasıl oldu?” diye düşünmesi gerekli… Tüm medya, savaş yanlısı da, barış yanlısı da içinde, bütün gücüyle Kürt halkında “yenilgi psikolojisi” yaratmak için elden gelen her şeyi yaptı. Olmadı… Neden?
Çünkü Kürt halkı yalnız savaşan bir halk değil artık. Kürdistan’da savaş “eski bir öykü”. Yeni olan örgütlü, bilinçli bir halka, tarihin çok özel bir “misyon” yüklemiş olması… Bu misyon, “kendisini kurtarırken, bölgenin bütün halklarını“ kurtarma misyonu. Abdullah Öcalan bu tarihi misyonun teori ve pratiğini hazırladı. Böyle bir misyon, ne ilkel milliyetçilikle, ne erkek egemen şiddet totemciliği ile, ne de doğayı sadece bir savaş alanı gibi gören militarist-modernizmle bağdaşır. Bu misyonda silah, o misyonun önünü kesenlerin silahının yalnızca alternatiflerinden birisidir.
Öyle olduğu içindir ki, kendi misyonunun bilincine varmış, yani “kendiliğinden devrimci güç” olmaktan çıkıp, “kendisi için devrimci güç” olma sürecine girmiş olan Kürt halkı, önderinin “merdivendi, çekilmeydi, silah bırakışmasıydı, şuydu, buydu, taktikti, manevraydı” sığ sularında yüzmeyeceğini adı gibi bildiği için en küçük bir kaygı duymadan Newroz alanlarını bayram yerine çevirdi.
Gelecek hayali ve bu hayalin gerçekleşme umudu olmayan bir halk bayram yapmaz. “Çekilmenin” bayramı olmaz. O halde bu halk neden “bayram” yapıyor?
Halk İmralı’da Öcalan’ın rüyasını biliyor. Vaktiyle Avrupa savaşların merkeziydi. Savaş öğretti. Halklar “sınırlar”dan “düşmanlığın” kolayca girdiğini, ama o sınırların “dostluğa” izin vermediğini gördü. Avrupa halkları emek özgürce birleşsin diye, devletler ise sermaye özgür dolaşsın diye ve herkes bir daha savaş olmasın diye AB içinde “sınırları anlamsız” hale getirdi. Sömürüye ve sınıf kavgasına devam; ama hiç kimse artık yeni bir Avrupa emperyalist savaşından söz etmiyor.
Ortadoğu ve Kafkasya ise yıkım eşiğinde. Mezopotamya uygarlığında kriz var. Devletler, bırakın bilinen savaşları, nükleer savaşa hazırlanıyor. Bölge halkları için ölüm-kalım durumu var…
İşte böyle bir coğrafyada İmralı’da bir insan, hiç kimsenin görmediği bir rüya görüyor. O rüyayı BDP Eşbaşkanı S.Demirtaş, İmralı dönüşünde gazetemize şöyle açıkladı:
“PKK önderi, bütün farklı kimlikler, farklı inançlar bir Ortadoğu konfederal sistemi içerisinde bir arada yaşayabilirler diyor. Öyle sınırların değiştiği resmi sınırların farklı şekilde çizildiği bir modeli kastetmiyor. Örneğin AB’yi örnek verirken, kömür ve çelik birliğiyle başladı bu diyor ve bugünlere kadar geldi. Avrupa için kömür-çelik ne idiyse o dönem, bizim coğrafyamızda da, Dicle-Fırat’ın suyu böyledir diyor. Dolayısıyla bu su etrafında bir birlik, bir dayanışma başlar ve giderek bu Ortadoğu’yu da kapsayan bir demokratik Ortadoğu konfederasyonuna dönüşebilir.”
İşte böyle: Öcalan’ın büyük hayali var ve şu anda Amed’de yaşanan “Newrozlaşma süreci” bu hayali hayata geçirecek büyük gücün doğumuna şahitlik ediyor… Yani “sınırdan çekilenler”, o sınırları anlamsız kılmak için çekiliyor…
Ve “reformist” Avrupa’da “demir çelik birliği” başkadır, “devrimci” Ortadoğu da Fırat-Dicle birliği başka…