Öcalan 18 yıla yakındır faşizmin en tecrit zindanında tutuluyor. Faşist sömürgecilik Öcalan’ı yalnızca esir olarak tutmadı. Baş müzakereci olarak tanımayla, ölüm tehditi altında rehine olarak tutma arasında gidip geldi. 

Faşist sömürgeciliği, zıt iki uç arasında zikzak çizmeye zorunlu kılan, elbette, Öcalan’ın Kürt Özgürlük Hareketi’nin önderi olması, Kürt halkımızın O’nu lideri olarak benimsemesidir. 

Vurgulayalım, faşist sömürgecilik, geçmiş Kürt liderlerine yaptığını Öcalan’a yapamadıysa, bunun nedeni kendisi değil, Kürt Özgürlük Hareketi’nin 30 yıllık mücadele içinde oluşturduğu direnişçi gelenek ve örgütlü Kürt halkının gücüdür. 

Görüşme masasını deviren ve Dolmabahçe mutabakatını tanımaktan vazgeçen Erdoğan, hemen sonra İmralı’yı katı tecrit altına aldı. Ardından 7 Haziran seçim sonucunu da tanımayarak soykırımcı tasfiyeci savaşı başlattı. 

Amed-Suruç-10 Ekim Ankara katliamlarını bu süreçte gerçekleştirdi Erdoğan. Cizre-Sur-Nusaybin’i yakıp yıktı, Kürt çocuklarımızı, analarımızı, gençlerimizi, bodrum vahşetleri yaşatarak toplu katliama uğrattı. 

Diktatör Erdoğan, yaklaşık bir buçuk yıldır Öcalan’ı en katı tecrit altında tutuyor. 15 Temmuz askeri darbesine karşı, kendi iktidarı ve çevresinin güvenliği için, her türden yaptırımı uyguladığı ve tedbiri aldığı halde, Öcalan’ın can güvenliğine ilişkin-görüşme yoluyla teyid edilecek biçimde- açıklamada bile bulunmuyor, hiçbir güvence vermiyor. Üstelik askeri darbecilerin İmralı’ya saldırı girişimde bulundukları açığa çıkmasına rağmen. 

Faşist sömürgecilik savaş kurallarına uymamayı Öcalan’a ilişkin tavrında da gösteriyor. Oysa savaşta tutsakların can güvenliği tarafların sorumluluğunda, tutsak hakları uluslararası sözleşmelerle, cezaevleri AİHS’yle bağlıdır. Erdoğan, devletin imzaladığı uluslararası demokratik sözleşmeleri reddederek faşist keyfilikle Öcalan’la görüşmeyi yasaklıyor. 

Öcalan’la görüşme sağlanması için Amed’de başlatılan ve zindanlarda tutsakların katılarak genişlettiği süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, şimdiye değin Öcalan’la görüşülmesi için Avrupa, Kürdistan ve Türkiye kentlerinde devam eden mücadeleyi daha da büyütecektir, büyütmelidir. 

Öcalan yalnızca Kürt halkı için değil, Türkiye ve bölge halklarının demokratik ve devrimci mücadelesi için de simgedir.

Öcalan’la görüş-tecrit ve tehdit zikzaklarının zamanlarına baktığımızda, mücadele koşulları ve yeni güçlerin mücadeleye katılımı açısından farklı olduğunu çarpıcı tarzda görebiliriz.

Öcalan’la görüşme masasının kurulduğu 2013 Newroz’undan, soykırımcı saldırının başlangıcına kadarki sürede Türk ezilenlerinin antifaşist mücadelesi çok daha hızlı gelişti. Gezi ayaklanması bu süreçte gerçekleşti. Kobanê’yle dayanışma ve 6-8 Ekim serhildanı da bu zaman diliminde gerçekleşti. Öcalan seslenme ve görüş açıklama imkanı bulduğu koşullarda, bölge halkların kaderi haline getirilen boğazlaşma, savaş ve yıkıma karşı demokratik ve özgür bir geleceğin mücadelesi daha büyüdü ve halklara umut verdi. 

Görüşme ve Öcalan’a ilişkin tavır, Türkiye’de ve Ortadoğu’da halklarımızın ırkçılık, boğazlaşma, vahşet ve faşist rejim(ler) mi, halkların özgür ve eşit bir geleceği için mi seçiminin ve saflaşmasının tavrıdır. 

Diktatör ve sömürgeci şef Erdoğan etrafında bütün burjuva ve devlet güçleri birleşti, Kürt halkımıza soykırımcı ve halklarımıza faşist saldırganlık uygulanıyor. Rojava Devrimi’ne ordu ve çetelerce yeniden savaş dayatılıyor. Büyük devlet şovenizminin zehirli iksiriyle Türk halkı kendinden ve demokratik bir gelecekten vazgeçirilmeye çalışılıyor. Türkiye kentlerinde faşist cadı avı ve Kürdü linç, OHAL normal olan haline geliyor. 

Faşizme karşı direnişte örgütlü Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi’inin mücadelesi en tayin edici rolü oynuyor. Büyük bedeller ödeyerek direnen Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin liderine ilişkin tavır faşizm mi umut mu saflaşmasıdır. Türk halkının demokratik, savaş karşıtı, devrimci ve komünist güçleri, faşizme karşı umudun saflarını büyütmeli, Öcalan’a ilişkin mücadeleye güç vermelidir. 

Bu, Kürt halkımızdan daha çok Türk halkımız ve bölge halklarının demokratik halkçı hareketinin faşizme ve işgalciliğe karşı büyütülmesi için zorunludur. Kürt emekçisine kardeşlik güveni de ancak bu yolla verilebilir. Yoksa işçi Kürdü yakarak katleden ırkçı linççilik Türk halkının andaki egemen karekteri ve geleceği olur. Kürt halkımıza da geleceğini kendi başına inşa etmekten başka yol bırakılmamış olur.