Ortadoğu’nun haline bakanlar, “Ortadoğu’nun bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak baht-ı kara maderini” demekten kendini alamıyor.

Vaktiyle Namık Kemal’in bu “manzumesinin” iki dizesine atfen Mustafa Kemal, “vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini” demişti.

Şimdi ulusalcı ve yurtsever Türk kardeşlerimize diyelim ki; bugün artık Mustafa Kemal yok. Sanırım sizler de çoktan beri Kılıçdaroğlu’ndan “baht-ı kara maderini kurtaracak” bir liderlik beklemez oldunuz.

Ordunuz mahvoldu. Ordunun “sözde” Genelkurmayı, MİT müsteşarıyla birlikte, laikliğin de cumhuriyetin de düşmanı bir “İslamistin” “hüsranla sonuçlanmış aşk maceralarını” dinlemek üzere, zamanlarını harcıyor.

Yargı’yı da elinizden aldılar. Bizzat Kılıçdaroğlu dedi ki, “En yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi, artık bir mahkeme olma vasfını yitirdi”.

Ne darbe yapabilirsiniz; ne de yargıyla iktidarı köşeye sıkıştırabilirsiniz.

Oylarınızı arttırma şansınız var mı?

İçinizden “güldürmeyin bizi” dediğinizi duyar gibiyim.

O zaman soralım size: Ne olacak bu memleketin ve o memleketin içinde yer aldığı Ortadoğu’nun hali? “Bulunabilecek mi kurtaracak baht-ı kara maderini”?

Benzetmek gibi olmasın ama, 1999 yılında uluslararası bir komployla “esir edilen” PKK Önderi, vaktiyle Kemal Atatürk’ün dediği gibi, içinde bulunduğu koşullara aldırmaksınız, size, “bulunur kurtacak baht-ı kara maderini” diye seslenmekten vaz geçmiyor.

Bu kadar “giriş” yeter.

Şu anda Türkiye’nin Suriye batağına saplanmış olmasından dehşete kapılan “ulusalcıların” itirazları her geçen gün daha yüksek perdeden dile geliyor. “En Ulusalcı” Orhan Bursalı’nın dünkü yazısını okuduğum zaman, içine düşülen dehşetin büyüklüğünü daha iyi anlıyorum. Anlıyorum da, bu ulusalcının “dehşete” düşmesine neden olan “bataklıktan” çıkış reçetesinden hiç bir şey anlamıyorum. Diyor ki, “ABD ya da Rusya ile ittifak yerine, sınır güvenliğimiz için Suriye rejimiyle anlaşalım.” Sanki, Suriye’de borusu öten Esad rejimiymiş gibi.

Bursalı’nın “dehşetten” kurtulma adresi yanlış. Rejim ne ABD’nin amaçlarına, ne de Rusya’nın gücüne karşı bağımsız bir yolda yürüyemez. Bursalı rejimle anlaşıyorum sanırken, ya İran’la, ya Rusya’yla ya da ABD, Suudi Arabistan ve Katar’la “ittifak” tuzağından yakasını kurtaramaz.

Doğru adres İmralı’dır.

Şu anda İmralı kapısı açılsa... PKK önderi özgürlüğe kavuşsa... O kapıdan ayağını karaya basıp, İstanbul’da en az bir milyon Kürt ve demokratla birlikte, Ankara’ya, oradan da Amed’e yürüse... Amed’den Rojava’ya, oradan Güney Kürdistan’a geçse... Kandil’i aşıp İran’da Kürdistan Eyaletinde Mahabad kurucularını selamlasa... Dört parçanın 40 milyonluk nüfusu başına geçse...

Ne olur?

O gün Suriye savaşı sona erer. Şu anda Ortadoğu’da, Yemen’de, Irak’ta, Suriye’de süren “mezhepler arası” savaş da... Sınırlar değişmeksizin, dört parçadaki Kürtlerin ulusal demokratik birliği öylesine muazzam bir “devrimcileştirici” güç yaratır ki, hiç bir rejim kendini demokrasi temelinde yeniden kurmadan edemez.

Edemeyince ne olur: “baht-ı kara maderi” böylece kurtulmuş olur.

Ulusalcı bu perspektifi bir görebilse, 15 Şubat komplosuyla hem Türkiye’nin, hem de Ortadoğu’nun geleceğine karşı nasıl bir cinayet işlendiğini anında anlar.

Türkiye’nin de Ortadoğu’nun da geleceği, Türkiye’nin ne ABD’yle, ne Rusya’yla, ne Katar’la, ne İran’la ve ne de Suriye rejimiyle “ittifakına” değil, Türk-Kürt yeniden dostluk ve işbirliğine bağlıdır.

Şu anda Cumhuriyet tehlikededir. Saray’daki şahıs, “krallık, padişahlık” lafları etmeye başladı bile.

Hatırlayın: Türkiye tehlikeye düştüğü gün, bütün ulusalcıların başı olan Mustafa Kemal, sırtını Kürdistan dağlarına vermişti. Türkiye’nin dört bir tarafında Padişah yanlısı isyanlarla boğuşurken, ona bu dağlardan tek bir kurşun bile atılmamıştı. Cumhuriyet bu Türk-Kürt ittifakıyla var olmuştu.

Ve bugün bu ittifak Ortadoğu’da yenilmez bir güç doğurur. Hem Türkiye “beka” sorununu çözer, hem de Ortadoğu halkları demokrasiye ve refaha kavuşur.

15 Şubat günü, siz de Öcalan’a özgürlük, Erdoğan’a ‘hayır’ deyiniz...