Nedir bu yürürlükten kaldırılacak olan “inkılap kanunları”?
Dendiğine göre şunlar:
“25 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanun;
30 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun
26 Teşrinisâni 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;
3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.”
İşte size “inkılap kanunlarını ilga eden”, “sessiz devrimin” programı…
İnsanın içi bir hoş oluyor. Neredeyse tuhaflaşıyor. Herkesi bir heyecan sarıyor.
Çünkü, bu paketle birlikte başlayacak olan “sessiz”, yani “çaktırmadan” devrimle birlikte çok şükür, “fötr şapka giyme mecburiyetinden” kurtulacağız. Yani serapa, özgürce, “yalınayak, başı kabak” her yerde dolanabileceğiz. Türkiye’nin son “fötr şapkalı” siyasetçisi Demirel’di. Millet gır gır olsun diye, onu gördüğü her yerde “fötörünü” kapmaya çalışırdı. Gazeteci falanca, Güniz Sokağına bir koşu gitmiş. “Sayın Demirel, demiş, Hükümet ‘25 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanun’u kaldırıyor.” Demirel düşünmüş; “bu aynı zamanda beni de ilga etmektir” demiş ve “şapkasını” alıp, Güniz Sokağı terk etmiş.
Konya’da her yıl devlet erkanının da ziyaret ettiği Mevlana Tekkesi’nin “türbedarı”, iki elini Hüda’ya açıp, dua etmekte; “Şükürler olsun, bugünü de gördük, tekkeleri, zaviyeleri yasaklayan ‘30 Teşrinisâni 1341 tarihli inkılap kanunu’ndan kurtulduk, açık olan tekkemiz, artık açık olabilecek, hamdolsun, kanunu ilga edenler, her iki dünyada berhudar olsun…” Birisi de Cem Evi’ne koşturmuş; “müjde demiş, dergahlar da açılacakmış…” Alevi Dedesi sakalını sıvazlamış, “şu anda dergahta bulunuyorsun” demiş…
Silivri hapisanesinin gardiyanı, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un hücresine koşturmuş: “Paşam, müjdeler olsun, ‘26 Teşrinisâni 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun’ Başbakanımız tarafından yürürlükten kaldırıldı”… Başbuğ başlamış ağlamaya; “ben biliyordum bunun böyle olacağını, ‘general rütbemizi sökecekler, ama paşalığımızı tanıyacaklar…Bugünleri de gördüm, ölsem de gam yemem…”
Cüppeli Ahmet Hoca’nın müridleri, ellerinde bilmem ne gazetesi, kimisi şalvarını savura savura, kimisi eteklerini havalandıra havalandıra, kimisi sarığını hoplata hoplata huzura varmışlar: “Elhamdililah, Allahın dediği oldu, hükümetimiz ‘3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunu’ yürürlükten kaldırmış…” Hep birlikte “şükür bizi ‘3 Kanunuevvel zulmünden kurtaran pakete” diye dua etmeye başlamışlar…
Eh işte, “sessiz devrim” dediğin de böyle oluyor demek ki…
Sessiz, sessiz, çaktırmadan…
PKK önderi Öcalan, BDP heyetiyle yaptığı son görüşmede “süreci”, sirklerdeki “rodeo atına” benzetmişti. “Hareket eden, fakat yürümeyen” bir ata…
İşte bu “sessiz devrim” denilen şey de tam öyle. Sirkteki rodeo atı. Sağa sola savruluyor, öne arkaya zıplıyor, üzerindekini düşürmek için her türlü hareketi yapıyor, ama yerinden bir milim kımıldamıyor. Paketten “beklentisi” olup da, bu “rodeo atının” sırtında bir milim öteye gidemeyen nice “paketsever” patır patır “attan” düşüyor.
Diyelim ki, bu paket, 25 Teşrinisani “zulmünü” gerçekten “kaldırıyor”. 30 Teşrinisani “zulmüne” de son veriyor. 26 Teşrinisani “zulmünden” de, 3 Kanunuevvel zulmünden de hepimizi “kurtarıyor”…
Kurtarıyor da, çoktan yürürlükten kalkmış bu “zulüm” mevzuatını kaldırarak, “paket” şeklindeki “rodeo atı“ çözüme doğru tek bir adım ileriye gitmiyor…
Hülasa ve birinci olarak, “din işleri yurttaşlara bırakılmadıkça, Diyanet İşleri Müdürlüğü lağvedilmedikçe…Alevilerin ve her türlü inanışın ibadethanesi ve ibadeti özgür olmadıkça…”
Ve “Anadilde eğitim hakkı, eşit vatandaşlık hakkı, kendi kimliği, diliyle örgütlenme, toplumsal, politik, ekonomik ve kültürel yaşama özgürce katılma hakkı, kendi kendini yönetme hakkı açıkça tanınmadıkça…”
Bu paket “rodeo atı” olmaktan kurtulamaz. “Kurtulamazsa ne yapalım?” diye Apê Musa’ya sorsaydık, tahmin ediyorum bize şöyle derdi: “Çekin kuyruğunu gitsin!”
Öcalan’ın ‘at’ benzetmesi ve Hükümet’in ‘paket’i
Medyaya bakılırsa, hükümetin içinden “kuş çıkacak”, “sürpriz olacak” diyerek her hafta açıklanacağı tarihi erteleye erteleye “açmak üzere” olduğu paketin içinde, meğer “inkılap kanunları”nın “ilgası“, yani “yürürlükten” kaldırılması varmış…