Dr. Thomas Jeffrey Miley: “İngiltere’deki sendikalar Türk devletini baskı, zulüm ve savaş makinesi olarak görüyor. Öte yandan da neo-liberal tiranlığa karşı verilen mücadeleden anlıyorlar ki, Öcalan’ın mücadelesi aynı zamanda onların da mücadelesidir. Bunun nedeni de Öcalan’ın Demokratik Konfederal modelin öncülüğünü yapmasıdır.”
LUQMAN GULDIVÊ
Cambridge Üniversitesi Sosyoloji bölümünde eğitmen olan Dr. Thomas Jeffrey Miley Uluslararası İmralı Heyeti içinde yer alan isimlerden. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve onun özgürlüğü için verilen mücadelenin yanı sıra Ortadoğu’daki gelişmeleri Dr. Miley gazetemize değerlendirdi. Kenya’nın başkenti Nairobi seyahatinde toplumsal adalet misyonu ile kurulmuş bir sivil toplum örgütünün Öcalan’ın fikirlerine aşina olduğunu öğrenir. İngiltere’deki sendikaların artık, ‘Öcalan’ın davası benim davamdır’ sonucuna vardıklarını ve Öcalan’a Özgürlük kampanyası başlattıklarını belirtti ve mücadeleye ilişkin olarak Dr. Miley, Öcalan’ın eşitlik ve özgürlüğü sembolize etmesi nedeniyle sendikalara umut olduğunu sözlerine ekliyor. Bu umudu taşıyanların da Öcalan’ın özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu anladıklarına dikkat çeken Dr. Miley İngiltere’deki sendikal hareketler ve İşçi Partisi’nin önemli bir kısmının Öcalan’a Özgürlük Kampanyasına destek vermesinin sevindirici olduğunu söyledi.
Öcalan artık bir sembol
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün Kürt Özgürlük Mücadelesini de aşan boyutuna dikkat çeken Dr. Miley şunları söylüyor: “Mesele sadece Öcalan’ın kişi olarak konumu değil, önemli olan ilham kaynağı olduğu siyasi program ve siyasi mücadeledir. Rojava Devrimi ve Kuzey Kürdistan’daki mücadelenin karekterini biliyorsunuz. Şiddet, savaş ve kaosun kalıcı bir döngüye dönüştüğü Ortadoğu’da bence tek umut Öcalan’dır. Öcalan konumu itibariyle Ortadoğu’daki saldırıların hedefinin merkezinde bir siyasi figür olarak bulunuyor. Eğer sembol düzeyini izah edecek olursam, Nelson Mandela’nın rolüne benziyor. Öyle bir figür ki, esareti de insanlık için bir sembolü ifade ediyor. Çok ağır koşullarda da mücadeleyi sürdürdü. Özellikle de öz yönetim ve kendi kaderini tayin hakının demokratik bir temelde teorisini ortaya koyma biçimi çok önemlidir.”
Öcalan kilit konumunda
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için İngiltere’de sürdürülen çok yönlü mücadeleye ilişkin olarak da Dr. Thomas Jeffrey Miley şu görüşleri paylaştı:
“İngiltere’de sendikal hareketin Öcalan’ın özgürlüğü için sorumluluk alıp mücadele etmesi düşünmeye değer önemli bir adım bence. Çünkü hukuki süreçler baskıya imkan veriyor. Yine ‘Terörle mücadele’ adı altında çıkarılan yasalar Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin takip ve soruşturmalara maruz kalmasının önünü açıyor ve ’terörist bir örgüt’ olarak muamele gösterilmesine fırsat veriyor. PKK bayrakları taşıdı diye çocukları bile yargılıyorlar. İngiltere’deki sendikalar Türk devletini baskı, zulüm ve savaş makinesi olarak görüyor. Öte yandan da neo-liberal tiranlığa karşı verilen mücadeleden anlıyorlar ki, Öcalan’ın mücadelesi aynı zamanda onların da mücadelesidir. Sendikaların bu süreçlere dahil olması bence çok önemli. Bu yeni nesillerin örgütlenmesi ve kollektif eylemlilik içine dahil olmaları zemin ve fırsatını ortaya çıkarabilir. Aynı zamanda uluslararası dayanışmanın ortaya çıkarılması ve yeniden örgütlenmesini beraberinde getirebilir. Özellikle de bunun için bu mücadele kilit görevi görüyor, ve Öcalan’ın elinde kilit var bu da geliştirdiği Demokratik Konfederal modeldir.
Bu model de insanlık için son umuttur, özellikle de savaşlar sonucu viraneye dönüşen Ortadoğu için hayatidir. Yine ekolojik yaklaşım sergilenmediği için ortaya çıkan doğal felaketler ve ekolojinin tahribatı bize ‘Kapitalist Moderniteye’ nasıl yaklaşmamız ve mücadele etmemiz gerektiğini gösteriyor. Yine öz güç ile demokratik yollarla devlete karşı nasıl mücadele verilmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Bu nedenle de Öcalan’ın tarihsel bir figür olduğunu düşünüyorum ve gerçek olan şu ki, gittikçe Kürt Özgürlük Mücadelesini de aşan uluslararası bir seferberliği ortaya çıkaran sembol isim haline geliyor. Bu da umut olduğunu gösteriyor.”
Birleşik Kralık fazla baskı yapamıyor
İngiltere hükümetinin ve yönetiminin kamuoyunun bilgilenmesi ve aydınlanması konusunda engel olup olmadığı sorusuna da Dr. Thomas Jeffrey Miley şunları ifade ediyor: “Birleşik Krallık çok baskıcı yaklaşıyor. Sözde terörle mücadele yasaları ve PKK’nin ‘terörist örgütler’ listesinde yer almasını referans alarak baskı, soruşturma ve takibatlara başvuruyor. Sembol ve eylemlere karşı kamuoyunun bir sempatisi vardı. Ancak Brexit süreci olarak ifade edilen İngiltere’nin AB’den ayrılması sürecinde İngiltere Başbakanı Theresa May ve Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yakınlaşıyorlar. Bu yakınlaşma da sokakta, meydanda baskı olarak yansıyor. Ancak İşçi Partisi’nin çoğunluğu ile sendikal hareketin önemli organizasyonlarının desteği Kürtlere yönelik baskı ve saldırıları sınırlıyor. İngiltere kamuoyu artık Türk devletinin siyasi ajandasının Avrupa Birliği ve NATO eliyle uygulandığını biliyor. Özelikle de solcu kesim olarak kendini tanımlayanlar Öcalan’ın mücadelesinin kendi mücadeleleri olduğunun farkına varıyorlar.”
21. Yüzyılın Demokrasi Stratejileri
Uluslararası dayanışmanın yeniden nasıl örüldüğü ve bu dayanışmanın örgütlenmesinde, özellikle sendikal hareketler Kürt Özgürlük Hareketi’nden nasıl feyz aldıklarına ilişkin sorumuza da Dr. Miley Demokratik Konfederalizm Modeli’nin Birleşik Krallık toplumunda nasıl bir etki yaptığını şu şekilde izah ediyor: “Unite the Union Sendikası’ndan uluslararası dayanışmadan sorumlu olan Simon Dubbins ile diyaloğumuz var. Özellikle devleti de aşan demokratik temelde kader tayin hakkı üzerine kafa yoruyor. Doğrudan demokrasi düşüncesini savunuyorlar.
Globalleşen dünyada kapitalist modernite hem savaş ajandalarını hem de dünyanın talanını ön plana çıkarıyor. İşçi hareketinin üzerine yoğunlaştığı noktanın da bu olduğuna inanıyorum. Sadece seçimlerde kazanmak, başarılı olmak için verilen mücadelenin yetmeyeceğini görmeliler. Sevindirici olan da Simon Dubbins gibi sendikal hareketin önemli isimlerin demokratik özerklik , öz yönetim ve 21. yüzyılın demokrasi ve siyasal gücün kollektifleştirilmesi stratejilerinin neler olabileceği üzerine kafa yormalarıdır.”