Tecride karşı açlık grevi direnişi zaferle sonuçlanırken, özellikle 161 gün boyunca Strasbourg ve Avrupa kentlerindeki süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri ile halk eylemleri, Öcalan’ın kaçınılmaz rolünü Avrupa kamuoyunda bir kez daha vurguladı.

BEDRAN DENİZ / ANF/STRASBURG

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecride karşı Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve cezaevleriyle birlikte binlerce kişinin katıldığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi ve ölüm orucu direnişleri, 26 Mayıs Pazar günü yapılan bir basın açıklamasıyla sonlandırılmıştı. Binlerce kişinin büyük bir kararlılık ve sabırla yürüttüğü direnişin tecridi kırması bir yana, bu direnişin ortaya çıkardığı sonuçlar da uzun süre tartışılacak.

Kürdistan, Türkiye ve dünyanın dört bir yanına yayılan tecride karşı direnişin en önemli ayaklarından biri, İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve Avrupa Konseyi (AK) gibi sorumlu ve yetkili kurumların olduğu Strasbourg’da yürütüldü. Bugüne kadar görülmemiş bir biçimde Avrupa kamuoyunun desteğini alan direniş eylemi, aynı zamanda Öcalan ile Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bugüne kadar siyaset ve medya üzerinden yayılan dışlayıcı, negatif ve kriminalize eden anlayışın da ortadan kalktığını göstermesi açısından önemliydi.

Avrupa’daki Kürtlerin aylarca eylemlilikleriyle sahiplendiği direniş, Avrupa’daki birçok siyasetçi, seçilmiş ve kurumun da desteğiyle CPT gibi kurumlar üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Tecride karşı kazanılan bu zafer, Türk devletinin sertlik politikasında en uç noktada bulunduğu, mülteciler üzerinden şantajla Avrupa’yı politikalarına yedeklediği bir dönemde Kürt halkının sabırlı bir biçimde yürüttüğü kararlı direnişle faşist yönetime diz çöktürülebileceğini gösterdi.

Kısa sürede tüm Avrupa’ya yayıldı

Strasbourg eylemiyle aynı gün Galler’de İmam Şiş’in başlattığı açlık grevlerine daha sonra Almanya, İtalya, Hollanda, Kanada ve Avusturya gibi ülkelerdeki çok sayıda Kürdistanlı katılım göstermişti.

Eylemin ilanından itibaren Avrupa’nın dört bir yanında yaşayan Kürdistanlılar, yürüyüş, miting, stant, bilgilendirme çadırları ve kurum ziyaretleri gibi farklı eylemleriyle direnişçilerin taleplerini daha fazla duyurmaya çalıştılar. Bir yandan Avrupa sokaklarında tecridin kaldırılmasını isteyen Kürtler diğer yandan da Strasbourg’daki direnişçilere ziyaretleriyle moral olmaya çalıştılar.

161 günlük süreçte Türkiyeli ve Avrupalı birçok sivil toplum kuruluşu, dernek, siyasi parti ve hareketin yönetici ve üyeleri de eylemcileri yalnız bırakmadı. Türkiyeli sol hareket veya derneklerden DİDF, Partizan, ATİK; Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve ülkeler bazındaki bileşenleri, Asuri-Süryani halkı ve daha birçok farklı kesim, tecridin kırılmasının ‘Türkiyeli halkların faşizmi yenmesinin’ önemli bir aşaması olduğuna dikkat çekiyordu.

Gençler direnişin her anında yer aldı

Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecride karşı direnişte belki de en önemli rollerden birini de Kürt gençleri oynadı. Strasbourg’daki direnişin başından bu yana eylemcileri yalnız bırakmayan gençler, açlık grevcilerinin taleplerinin karşılanmasına ilişkin eylemlere de öncülük ettiler. Tevgera Ciwanên Şoreşger (TCŞ) üyesi gençler Strasbourg başta olmak üzere Avrupa’nın birçok şehrinde gerçekleştirdikleri spontane eylemlerle, direnişçilerin sesinin daha geniş bir kamuoyuna ulaşmasını sağlamaya çalıştılar.

Avrupalılar sahiplendi

Eylemin ilk günlerinden itibaren Fransa, Almanya, İsveç gibi birçok ülkenin Avrupa Parlamentosu (AP) ile ulusal meclislerindeki temsilcileri, Öcalan’ın ve Kürtlerin Ortadoğu barışının sağlanmasındaki rolüne dikkat çekerek, direnişi sahiplenmişlerdi. Eylemi ziyaret eden onlarca Avrupalı milletvekili ve senatörün ortak görüşü, Avrupa’nın Öcalan’ın fikirleri etrafında örgütlenen ve DAİŞ barbarlığına karşı mücadele eden Kürtlere ‘çok şey borçlu olduğu’ şeklinde özetleniyordu.

Avrupa medyasında da konu özellikle Öcalan’ın ve Kürtlerin bölgedeki rolünün önemi üzerinden tartışıldı. Kürtlere ve Öcalan’a yönelik negatif algı yaratma ve kriminalize etme politikalarını destekleyen Avrupa medyasında yer alan birçok haber veya yorumda bu yıl çok daha farklı bir dil kullanıldığı görüldü.

Polat: Öcalan’ın belirleyici rolü anlaşıldı

Bunu teyit eden Fransa Demokratik Kürt Konseyi (CDK-F) dış ilişkiler sözcülerinden Agit Polat, Strasbourg ve tüm alanlardaki direnişe bakışı şu sözlerle ifade ediyor: “1999 esaret sürecinden bu yana Önderliğimizin Ortadoğu’da barış, demokrasi ve eşit haklara dayanan bir sistemin oluşturulması noktasında üstlendiği rol ilk kez bu denli açık bir şekilde kabul gördü.  Avrupa basınında ilk kez bu düzeyde Önder Öcalan’ın Kürt sorununun çözümü noktasında vazgeçilmez bir lider olduğu vurgulandı.” Tecride karşı Strasbourg’daki direniş eyleminin ilk haftadan itibaren Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Parlamentosu’nda (AP) yapılan çalışmalar ve bu kurumlara üye parlamenterlerin sahiplenmesiyle önemli bir başarı elde etmişti. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)’de başta Birleşik Avrupa Solu (GUE) ile AP’de Avrupa Birleşik Solu-Kuzey Yeşil Solu (GUE/NGL) gibi gruplar öncülüğünde onlarca parlamenter, doğrudan açlık grevlerini sahiplenmişti. Oturumlarda çok sayıda parlamenter Leyla Güven resimleri ve tecride son verilmesini isteyen dövizlerle eylem düzenlemişti.

Yine AP’de yer alan çok sayıda parlamenter de tecride karşı direnişte Kürt halkını yalnız bırakmayarak, açık tutum sergiledi. Tecride son verilmesini isteyen birçok parlamenter hem konuyu oturumlarda gündeme getirdi hem de CPT ile bizzat görüşerek, harekete geçilmesi için baskı yaptı.

CDK-F Sözcüsü Agit Polat, CPT gibi kurumların harekete geçme nedenine ilişkin olarak şunları dile getirdi: “Hükümetlerden olsun, farklı kurumlardan olsun gelen açıklamalar kamuoyunun bu kurumsal yapılar üzerinde uygulamış olduğu baskıdan da kaynaklıydı. Bir eylem süreci gelişti, Kürt ve Avrupalılar tarafından bir sahiplenme gelişti ve bu, beraberinde yetkili kurumların harekete geçmeleri gibi somut bir adıma dönüştü.”

‘Her an direniş içinde olacağız’

   

Tevgera Ciwanên Şoreşger üyesi Xelil Çewlik ise, tecride karşı verilen direnişin sadece açlık grevi süreciyle sınırlı olmadığını ve bunun tarihi bir direnişin parçası olduğuna vurgu yaptı. Çewlik, “Sonuçta Önderliğimizin fiziki özgürlüğü henüz sağlanmış değil ve bizler de bu gerçekleşene kadar her saniye direniş içerisinde olacağız” dedi. Çewlik, gençler olarak da açlık grevi direnişinin başlangıcından itibaren ciddi bir mücadele yürüttüklerini belirtti.  Açlık grevi direnişiyle tecridin kırılmasının önemli bir kazanım olduğunu söyleyen Xelil Çewlik, gençliğin bundan sonraki temel hedefinin Kürt Halk Önder’inin özgürlüğü olduğunu vurguladı.

 
 

Benim için bir okul gibi oldu

   

Strasbourg’daki açlık grevi boyunca en çok merak edilen konulardan biri de eylemcilerin sağlık durumlarıydı. Bu süreçte birçok kez hastaneye kaldırılan eylemciler, son ana kadar direndiler ve tedaviyi sadece eylemlerinin sonlandığı 26 Mayıs günü kabul ettiler. 5,5 ay boyunca yaşananları Dr. Fahrettin Gülşen şöyle anlattı: “17 Aralık 2018 tarihinde başlayan açlık grevine doktor olarak katılmam talep edildiği zaman bir hayli kaygılı, endişeliydim. 14 kişinin hayatı size teslim ediliyor ve bu eylemciler hiçbir şey yemiyor, aç kalıyorlar. Açlığın vücutta yarattığı tahribatları bilen biri olarak daha fazla endişeleniyordum. Tabii bu kaygı ve endişe gün geçtikçe biraz hafifledi, eylemcileri tanır olduk. Vücutlarının reaksiyonlarını tanıdık. İlk baştaki kaygıya oranla biraz rahatladık.

Ancak günler uzadıkça ve insanlar kilo atınca, eriyince, bu sefer de hayatlarını kaybetmeleri kaygısını taşıyorsun. Tabii bu daha değişik bir duygu; hekim olarak burada bulunuyorsun ve bu insanlar senin yanında hayatını kaybetme riskini taşıyorlar. Bir hekim için bu dayanılmaz bir durumdur. Bazı arkadaşların sınıra geldiğini hissettim.

Gün oldu sabahlara kadar yatmadım, gün oldu insanların başından hiç eksik olmadım, sabahlara kadar uyurken onları kontrol ediyordum. Bir hekim olarak bunlar zor süreçlerdir, anlardır ve bunu yaşadım.

Eylemcilerin yüksek motivasyonu, kararlılığı bize de yansıyordu. Ve arkadaşlardan aldığımız bu moral, bir nebze de olsa korkularımızı azaltıyordu. Eylemciler 161’inci gününde eylemlerini sonlandırdılar. Bundan hem büyük sevinç duydum hem de gurur duydum. Böylesi kararlı, inançlı insanlara doktorluk yaptığım için.

Benim için bir okul gibi oldu. İyi dersler vardı ve çok şey öğrendim. Bundan sonra burada öğrendiklerim bana yol gösterici olacak. Benim için de tıbbi anlamda önemli bir tecrübe oldu. Daha önce de 3 açlık grevinde bulundum ama onlar birisi 39, biri 52 ve sonuncusu 21 günlüktü.”