Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için kesintisiz bir şekilde çalıştıklarını belirten HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, “Kendilerinin teşhir olmasından korkuyorlar. Oradan gelecek bir sesin bu iktidar için ne kadar sorun olacağından kaygılanıyorlar” dedi.
İktidarın tecrit koşullarını ağırlaştırdığını, çünkü varlığını savaşla sürdürdüğünü kaydeden HDP Eşbaşkanı Temelli, savaşın sonlanmasını istemedikleri için İmralı’dan gelecek sese de karşı olduklarını söyledi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) EşBaşkanı Sezai Temelli, ANF’nin sorularını yanıtladı. Söyleşiden bazı bölümler özetle şöyle:
Topyekun itirazı örgütlemek
Mahalle mahalle, sokak sokak, iş yeri iş yeri, tüm il ve ilçe örgütlerimiz, içinde bulunduğumuz bu faşist rejime ve ekonomik çöküşe karşı mücadeleyi demokratik bir şekilde planlıyorlar. Topyekün itirazımızı hep birlikte örgütlüyoruz.
Meclis açılıyor. Sokakta örgütlediğimiz bu mücadeleyi Meclis kürsüsüne de taşıyacağız. Siyaseti toplumsallaştıracağız, toplumu da siyasallaştıracağız. Siyaseti Meclis’e sıkıştırmadığımız gibi Meclis kürsüsünü de toplumun, hakikatin, Kürt halkının ve emekçilerin kürsüsüne dönüştüreceğiz.
Kayyum zihniyetinden kurtulacağız
Yerel seçimlere hazırlanıyoruz. Öncelikle bu kayyumlardan hep birlikte kurtulacağız. Bu kayyumları süpürüp atacağız. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Kürt halkı, kendi iradesine bir kez daha sahip çıkacak. Kendini de kentini de bizzat siyasi iradesini açığa çıkararak kendisi yönetecek.
Seçim hilesi, yeni belediyecilik nasıl olacak, bu iktidar yerel yönetimlere ne kadar izin verecek gibi sorunlar var ama bunlara karşı mücadeleye de var. Dolayısıyla kayyumlara karşı mücadele etmek aslında faşizme karşı mücadele etmek demektir. Bu kayyum zihniyetinden kurtulmanın yolu da önümüzdeki süreçte mücadeleyi büyütmekten ve yerel seçimleri de bu mücadelenin içine çekmekten geçiyor.
İktidarın iki ayağı var
Bu iktidar, iki ayağı olan bir iktidar. Birisi savaş politikaları, diğeri ise yolsuzluk politikalarıdır. Savaş politikaları içeride ve dışarıda Kürt halkına karşı düşmanlık üzerinden, yolsuzluk politikaları ise emek sömürüsü ve doğanın talanı üzerinden şekilleniyor. Bu iki ayak birbirleriyle bağdaşık. Bir yandan S-400’ler, F-35lere yatırımlar yaparak yolsuzluğa kaynak aktarıp kendi iktidarını beslerken, savaş harcamalarıyla da düşmanlığı pekiştiriyor.
Cezaevlerinde işkence var
Türk cezaevlerinde binin üzerinde hasta tutsak vardır, bunların 450’si şu anda ölüm sınırında. Bu insanlar acilen tahliye edilip, tedavileri sağlanmalıdır. Bir ülkenin en önemli aynası cezaevleridir. Bugün Türkiye cezaevlerinde tutsaklara uygulanan muamele, Türkiye rejiminin en açık göstergesidir. Cezaevlerinde işkence ve zulüm var. Bakanlığa, ilgili kurumlara ve yurtdışında bu anlamda girişimlerimizi gerçekleştiriyoruz.
Cenazesi olanın yanında olacağız
Kürtlerin cenazelerine saldırı, bir yok sayma, imha, düşmanlaştırma, değersizleştirme politikalarının sonucudur. Bir cenaze törenine bile izin vermeme kabul edilebilir bir şey değil. Sivil olsun olmasın, cenazenin kimliği üzerinden konuşmak bile bir zulümdür. Tabi ki cenazesi olan dostlarımızın, yoldaşlarımızın yanında olacağız ve cenazeyi birlikte kaldıracağız.
Tecride karşı kesintisiz mücadele
Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için kesintisiz bir şekilde çalışmalarımız var. Fakat tüm bu çalışmalarımıza karşı bir duyarsızlık duvarı var. Avukatlarının başvurusu 783’üncü kez savcılık tarafından reddedildi. Eskiden koster bozuluyordu, şimdi de yenilenmiş OHAL’e dayanarak kararlar veriyorlar.
Avukatların gitmesine engel ne? Bugün dünyanın her yerinde tüm tutsaklar istedikleri zaman avukatlarıyla görüşebilirler. Bu onların en doğal hakkıdır.
Ailenin gitmesine engel ne? Bütün siyasi bir kenara koysak bile, insani ve vicdani olarak yaklaşım açısından avukat ve aile görüşmesinin engellenmesinin arkasındaki mantığı anlamakta herkes güçlük çekiyor. Biz neden böyle bir yasak getirdiklerini soruyoruz, verebilecekleri hiçbir cevap yok. Demek ki kendilerinin teşhir olmasından o kadar korkuyor ve çekiniyorlar ki aileden veya avukatlardan birisinin gidip görüşmesi sonucu oradan gelecek bir sesin bu iktidar için ne kadar sorun olacağından kaygılanıyorlar. Çünkü İmralı‘dan gelecek bir ses, biz çok iyi biliyoruz ki barış mücadelesine katkı verecek bir sestir.
İktidar savaştan besleniyor
2013-2015 yılları arasında tüm Türkiye bunu yaşadı. Peki savaştan beslenen bir iktidar bunu ister mi? İstemez. İşte ağır tecrit koşullarının nedeni budur. Barış sürecinin başlaması, tecridin sonlandırılmasıyla birebir alakalı bir mevzudur. İktidar bu nedenle tecrit koşullarını ağırlaştırmaktadır. Çünkü bu iktidar, varlığını savaşla sürdüren bir iktidardır. Savaşın sonlanması gibi her şeye karşı oldukları gibi İmralı’dan gelecek sese de karşılar. Sayın Öcalan’a tamamen bu yüzden ağırlaştırılmış tecrit koşulları uygulanıyor. O yüzden de bu tecrit sonlanmalı. Barışa tecrit vurulamaz.
Savaş ekonomisiyle çarçur etti
Bu iktidar emeğe, doğaya ve insana karşı bir iktisadi model gerçekleştirdi. Toplumun kaynaklarını sadece beton ve yolsuzluk ekonomisiyle değil, savaş ekonomisiyle de çarçur etti. Bütçeden ‘güvenlikçi politikalara’ ayrılan paya, bütçe dışı fonlara, borçlanmaya ve uzun vadeli kredilere bakın. Devasa bir savaş bütçesi yürütülüyor. İşte en son ayranı yok içmeye hikayesiyle S-400’ler ortada. Neden S-400 veya F-35’ler alınıyor. Diyor ki ‘900 milyon dolar verdik, uçağımızı versinler yoksa biz yaparız’. Nasıl yapacağını da bilmiyoruz. Bu bir kara mizah. Peki bu savaş yatırımları kime karşı yapılıyor? Kürtlere karşı. Kürtlerle barışıp bu fonları bunlara harcamasanız ülkenin en temel yapısal sorunlarını çözseniz, emekten ve doğadan yana adımlar atsanız daha iyi değil mi? Tabi ki daha iyi ama işte bu bir siyasi tercihtir. Birisi HDP’nin, diğeri Erdoğan’ın siyasi tercihidir. Bu tercihlerden birini seçmek zorundayız. Ya bu ülkeyi savaşa ve felakete sürükleyeceğiz ya da savaşa karşı çıkarak kendimize ait olan kaynaklarla bu ülkede eşitlikçi bir düzeni hep birlikte var edeceğiz.
HABER MERKEZİ