10 Ekim mitingini düzenleyen kurumlar adına anmada konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Katliamın tüm sorumluları yargılanana kadar öfkemizi diri tutacağız. Geri çekilmeyeceğiz, affetmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.
10 Ekim-Der Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun, “Üç yıl sonra hayatını kaybedenlerin düştüğü yerdeyiz. Zor olanı başaracağız; buradayız demekten vazgeçmeyeceğiz. Biz sokaklara çıkmadan, sesimizi duyurmadan hiçbir amacı gerçekleştiremeyeceğiz. Sözümüzü söylemeye, mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Ankara 10 Ekim 2015 Gar Katliamı’nda şehit düşenler, katliamın olduğu yerde anıldı. Gar meydanına giden tüm yollar polis tarafından ablukaya alınırken, giriş çıkışlar trafiğe kapatıldı. Sabahın erken saatlerinden itibaren onlarca TOMA ve yüzlerce polis tarafından kapatılan alana, başta katliamın gerçekleştiği yere yalnızca ellerinde olan listelerde adları olan yaralı ve hayatını kaybedenlerin yakınlarının alınacağı söylendi. Avukatların girişimi ve ailelerin tepkisi üzerine ilk arama noktasında girişlere izin verildi. Anmanın yapılacağı alana çakmak, şarj aleti ve kalem gibi eşyalarla girilmesine izin verilmedi. Çevredekiler bu duruma “Katliam günü neredeydiniz?” diye tepki gösterdi.
Polis biber gazı sıktı
Gara gidilen yollarda yurttaşlar ile polis arasında kısa süreli gerginlik yaşanırken, polis biber gazı sıktı. Biber gazından etkilenenlere arkadaşları yardımcı olurken, araya HDP’li ve CHP’li vekillerin girmesiyle gerginlik sona erdi. Daha sonra herkes alana alınmaya başladı.
Barikatlar yıkıldı
Anmaya gelenler bu eşyalarını arama noktalarında bırakıp geçmek zorunda kalırken, sarı basın kartı olmayan gazetecilere engel çıkarıldı. Yapılan görüşmeler ardından gazetecilerde alana alındı. İlk arama noktası ardından aileler, emek ve demokrasi örgütü üyeleri ellerindeki pankartlar ve yaşamını yitirenlerin fotoğraflarıyla yürüyüşe geçti. Katliam alanına gelene kadar kitle sık sık “Katil IŞİD işbirlikçi AKP”, “Katil devlet hesap verecek” sloganlarıyla yürüdü. Kadınlar, üçüncü arama noktasında polis barikatını yıkarak alana yürüdü.
Adalet mücadelesi sürecek
Tüm engellemelere rağmen saat 10.04’te başlayan anmaya HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli ile HDP’li milletvekilleri, CHP Milletvekilleri, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB Genel Başkanları ile çok sayıda sivil toplum örgütü katıldı. Saygı duruşu ardından ilk olarak 10 Ekim mitingini düzenleyen kurumlar adına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu konuşma yaptı. Katliam sonrası anket yapıp oylarının ne kadar arttığını hesaplayanların halka hesap vermediği sürece öfkelerinin ve acılarının dinmeyeceğini kaydeden Çerkezoğlu, “Katillere koridor açan, saldırı olacağını gizleyen, gaz sıkma emrini veren ve güvenlik tedbirleri almayanlar yargılanmadıkça adalet mücadelemiz sürecektir. Katliamın tüm sorumluları yargılanana kadar öfkemizi diri tutacağız. Arkadaşlarımızın hesabını mutlaka soracağız” diye konuştu.
Geri çekilmeyeceğiz
“Kokteyl örgüt, diyerek davayı sulandıranlar katliamın IŞİD tarafından gerçekleştirildiğini söyleyen mahkeme kararı sonrası hala koltuklarında oturmaya devam ediyorlarsa dava dosyasının daha başındayız” diyen Çerkezoğlu, “Gerçek katiller ortaya çıkarılıncaya ve gerçek adalet yerini buluncaya kadar ant olsun ki durup, dinlenmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Affetmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız” şeklinde konuştu.
Onların düştüğü yerdeyiz
Kapatılan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun ise şunları söyledi: “Katliamdan sonra ilk defa yıl dönümünde, 10.04’te Ankara Garı önünde olduk. 36’ncı ayında bu ülkede bir mücadelenin ancak dayanışmayla ve sabırla takip edilmesiyle mümkün olduğunu gördük. Evlerine ateş düşen insanlar olarak bir şey söylemeye geldik. Üçüncü yılda yarım kalan barış mitingini, barış şiarını haykıralım. 3 yıl sonra biz bugün burada onların barış talebini dillendirmeye, barış demeye devam edeceğiz. Özgürlük diyenin tutsak olduğu, barış diyenin hayatıyla ödediği bu konjonktürde acıların yüklediği onuru görüyorum. Biz barış demekten vazgeçmeyelim. Bizim büyük acılarımız var ama bizim onurlu bir görevimiz de vardı. O gün burada bir mahşer yeri vardı, havadaki o kokuyu biliyorum ki hepiniz hissediyorsunuz. 3 yıl sonra hayatını kaybedenlerin düştüğü yerdeyiz. Zor olanı başaracağız ve adalet mücadelesinden nasıl vazgeçmediysek, sistem bizi katlettikçe biz buradayız demekten de vazgeçmeyeceğiz. Biz sokaklara çıkmadan, sesimizi duyurmadan hiçbir amacı gerçekleştiremeyeceğiz. Sözümüzü söylemeye, mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Karanfillerin anıta bırakılmasıyla anma sona erdi.
MA/ANKARA
Zaman durmuştu sanki
10 Ekim günü alanda olan gazeteci Gökçer Tahincioğlu, tanıklığını Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.
10 Ekim için “Bütün meslek hayatımdan farklı bir yanı var” diyen Tahincioğlu, “Barışı dillendirmek ve bir arada olmak için 10 Ekim Meydanı’ndaydık. Eskiden beri Türkiye’de demokratikleşme için mücadele eden basında, sivil toplum örgütlerinde çalışan, sendikacı olan birçok insan aynı taleplerle alandaydı” dedi.
Patlama sesinin alana doğru yürürken duyduğunu söyleyen Tahincioğlu, devamını şöyle anlattı: “Bir gazeteci refleksiyle önce alana doğru koştum. Gördüğüm manzarayla daha önce birçok kez karşılaşmama rağmen hiçbirine benzemiyordu. Defalarca geçtiğimiz meydanda tanıdığımız, tanımadığımız onlarca insanlar kanlar içinde yerdeydi ve kimse ne yapacağını bilmiyordu. Herkes en yakınındakini kurtarmaya çalışıyor. Bazıları çocuklarına, bazılar ölmüş eşine sarılıp, yerden kaldırmaya çalışıyordu. Orada o an zaman durmuştu sanki. Orada hem alanda mitingi takip etmek için gelen ya da patlama sonrasında hızlıca gelen birçok meslektaşım vardı ve onları hüngür hüngür ağlayarak çalıştığına şahit oldum. Hem işlerini yapmaya hem de yaralılara yardım etmeye çalışıyorlardı. Alanda bulunan herkes bir şey yapmaya, bir ucundan tutmaya çalışıyordu. Maalesef görsel olarak da hafızalarımızda silinemeyecek bir görüntüyle karşı karşıyaydık. Oradaki ana baktığımızda yaşadığımız travmanın izlerinin silinemeyeceği bir ortamdı.”
Yargının borcu var
Türkiye’de ardı ardından katliamların yaşandığını söyleyen Tahincioğlu, “Yargılamaların sınırlı ve sorunlu olduğunu düşünüyorum. Yargının topluma, bunları aydınlatma borcu var” dedi. Tahincioğlu, Türkiye’nin katliamla yüzleşmediğini belirterek, o dönemde yapılan “kokteyl örgüt, kokteyl terör” söylemleriyle üstü perdeli bir süreç yürütüldüğünü vurguladı. Soruşturmanın genişletilmediği, 10 Ekim davası avukatlarının taleplerinin reddedildiği bir 3 yılı geride bıraktıklarını anımsatan Tahincioğlu, Türkiye toplumunun Gar Katliamı patlamasının hikâyesinin tam bilinmediğini ve yargının da ölmüş saldırganlar üzerinden dosyayı kapatarak, yüzleşmeyi engellediğini söyledi.
Yüzleşme sağlanmalı
Katliam sonrasında ailelerle görüştüğünü ifade eden Tahincioğlu, tüm ailelerin ortak talebinin acılarını bir anıtla ölümsüzleştirmek ve hikâyelerinin bilinmesini istemek olduğunu belirtti. “Ama maalesef bunların hiçbirini yaşamadık ve göremedik” diyen Tahincioğlu, şöyle konuştu: “Saldırının meydana geldiği alanda kartondan meydana gelmiş, anıt yerine konmuş bir şey var. Orada tozun, toprağın, taksilerin arasında kalmış anıt etrafında her ay yakınlarını anmaya çalışan ailelerin adalet talebidir. İnsanların yaslarını tutmaları için tüm bu süreçlerin bitmesi gerekir. Benim de görüştüğüm ailelerin tek talebi adaletti. Bu adalet talebi yerine gelmeden, sevdiklerini özlemeye, onlar için gözyaşı dökmeye de vakit bulunmuyor. Ayrıca herkes kendini suçlu hissediyor. Bir an önce adalet sürecinin tamamlanarak, gerçek anlamda bir yüzleşme sağlanmalı ve yas tutmalarına izin verilmesi gerekiyor.”
Devlet yetkilileri yargılanmalı
BERİVAN ALTAN / MA / ANKARA
Ankara Gar Katliamı davasında kamu sorumluluğunun ortaya çıkmasıyla mahkeme heyetinin hızlıca davayı karara bağlamaya çalıştığını dile getiren 10 Ekim Davası Avukat Komisyonu Üyesi İlke Işık, “Devlet yetkililerinin yargılanması, firarilerin yakalanması için çabamız devam edecek” dedi.
Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya barış talebiyle gelen on binlere yönelik DAİŞ tarafından 10 Ekim 2015’te gerçekleştirilen canlı bomba saldırısı üzerinden 3 yıl geçti. 103 kişinin yaşamını yitirdiği, onlarca insanın yaralandığı katliam hakkında açılan davanın 2 Ağustos’ta görülen duruşmasında 19’u tutuklu 36 sanık hakkında karar çıktı. Ailelerin haykırdığı “adalet” mahkeme salonunda, “mülkün temelidir” yazısı olarak kaldı. Ankara Gar Katliamı davasını, 10 Ekim Davası Avukat Komisyonu Üyesi İlke Işık değerlendirdi.
Korkunç tablo ve gizlilik kararı
Katliamın yaşanmasının ardından avukatlar olarak ilk andan itibaren savcılarla iletişim kurmaya çalıştıklarını ifade eden Işık, “Korkunç bir tabloydu. On binlerce insanın geldiği bir alanda canlı bombalar patlamış ve 100’ü aşkın kişi yaşamını yitirmişti. Olay yeri incelemenin düzgün yapılması, delillerin toplanması, adaletin yerine getirileceği bir soruşturma olması için elimizden gelen çabayı göstermeye çalıştık. Ama ilk karşılaştığımız yine o dönemde yürütülen pek çok politik soruşturmaya getirilen gizlilik kararı oldu” dedi.
Savcının soruşturmaması
Katliam sonrası 8 ay boyunca hiçbir şekilde dosyaya müdahale etmek ve bakma şanslarının olmadığını dile getiren Işık, dosyaya katkı sunma taleplerinin de reddedildiğini belirtti. Katliam sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 savcının görevlendirildiğini anımsatan Işık, soruşturma boyunca görüştükleri savcılardan, “Biz hallediyoruz, araştırıyoruz. Çok çaba harcıyoruz” sözlerini duyduklarını söyledi. Müştekiden gizlenen bir soruşturma yürütüldüğünü ifade eden Işık, kısıtlılık kararıyla aslında savcının soruşturmaması anlamını taşıdığını iddianamenin çıkmasıyla birlikte gördüklerini dile getirdi.
Rezalet iddianameyle yargılama
“İddianame rezalet bir şekilde hazırlandı” diyen Işık, şöyle devam etti: “Katliam plancısı olduğu iddia edilen Yunus Durmaz’ın Antep’te, üzerinden elde ettikleri dijital materyallerden oluşan, 36 sanıklı ama bu sanıkların dahi kendi aralarında bağlarının doğru düzgün araştırılmadığı bir iddianameyle karşı karşıya kaldık. Katliamın, nasıl gerçekleştiği, nasıl Antep’ten karayolu üzerinden canlı bombaların geldiğinin dahi araştırılmadığı bir yetersiz iddianame, yargılama sürecine de sirayet etti.”
Sorulara yanıt verilmedi
Tüm ısrarlarına rağmen iddianamenin Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildiğini ve 7 Kasım 2016’da davanın görülmeye başlandığını hatırlatan Işık, yargılamanın 2 yılını ise şöyle özetledi: “İlk gün iddianamenin iade edilmesini talep ettik ama yapılmadı. Mahkeme heyeti, iddianameye bağlı olduğunu beyan etti ve yargılamayı yaptı. Oysa mahkemenin bağlı olduğu tek şey, maddi gerçektir ama bu yapılmadı. İddianamede hücre evlerinde çekilmiş ve yüzleri net olarak görüntülerde yer alan X, Y, Z diye adlandırılan onlarca insan vardı. Buna dair bir şey çözülmeden açılmış bir iddianame. Bunun neden tespit edilmediğine ise savcılığın bir cevabı yoktu. Biz iki yıllık yargılama boyunca mahkemeye ‘şunu da araştırman gerekir. X, Y’leri bulman, katliamların sorumluları kimler bunların bulunması gerekir’ taleplerinde bulunduk. Araçlar, Antep’ten nasıl yola çıktı? Antep hücresi; Suruç, Adana, Mersin, Diyarbakır, Ankara katliamlarını nasıl gerçekleştirdi? Kimler buna göz yumdu, kimlerden yardım aldılar? Mahkeme boyunca bu soruları sorduk, talep ettik. Savcılık, var olan sanıkların başka dosyaları olup olmadığını, Durmaz’ın kim olduğunu dahi araştırmamıştı. Dava boyunca dosyaya gelen istihbarat belgeleri, sanıkların tape kayıtları ve diğer belgelerden; Antep, Adıyaman ve sınırların IŞİD kontrolünde olduğunu gördük.”
Devlet hepsini biliyor, tanıyor
Gelen dinleme kararları, soruşturmalar ve davalarında IŞİD’in hiçbir engele takılmadan örgütlendiğiyle karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Işık, şöyle devam etti: “Yunus Durmaz ve İlhami Balı, Deniz Büyükçelebi ve Nusret Yılmaz gibi isimlerin El Kaide döneminden, yani 2012 döneminden bu yana haklarında soruşturma olduğuyla karşılaştık. Bu isimlerin telefonları dinlenmiş, örgütlendikleri dernekler izlenmiş, fiziki takipleri yapılmış; ama işlem yapılmamış. İzledikleri ve bildikleri sanıkların yaptığı katliamın sonuçlarını konuşuyoruz. An an takip ettikleri ama engellemedikleri katliamdan bahsediyoruz. Balı, sınırda askerleri tehdit ediyor, istediği şekilde girip çıkıyor, basılan hücre evleri cephanelik gibi çıkıyor, sınırdan canlı bombalar geçiyor.”
Devlet sorumludur
Tüm bunlara rağmen katliamın göz göre göre geldiğini her defasında mahkeme salonunda dillendirdiklerini kaydeden Işık, “Evet bu sanıklar katiller. Bu katliamın bir yerinde yer almışlar. Ama sadece bunlar sorumlu değil. Antep Valiliği’nin, Emniyet Müdürlüğü’nün, sınırları koruyan sınır görevlilerinin, tüm bunları değerlendirmeyen istihbaratın, Ankara Emniyeti’nin sorumluluğu çok açıkken mahkeme kovuşturmayı genişletmeyi yapması gerekiyordu ama yapmadı. Çünkü gelen belgeler, katliamda devlet sorumluluğunu işaret ediyordu; ancak mahkeme hızlıca karara çıkarmaya çalıştı” diye konuştu.
Dava bitmiş değil
“Ceza hukuku ve ceza usulünün de yerle bir edildiği bir yargılamadan bahsediyoruz” diyen Işık, şöyle devam etti: “Delili topluyorsunuz ama delili tartışmıyorsunuz. Yeni delil, farklı bir boyut ortaya çıkarıyor ama siz, ‘Hayır ben bir şey yapmayacağım’ diyorsunuz. Dosyayı derinleştirmesi gereken savcı, Haziran duruşmasında tüm taleplerimizi reddederek mütalaayı açıkladı ve Ağustos duruşmasında karar verildi. İddianame kapsamında bir ceza verildi. Dava bitmiş değil. Çünkü dosya yakalanmayanlar yönünden ayrıldı.”
Dosyanın mahkeme tarafından tefrik edildiğinin ve 8 Kasım’a duruşma günü verildiğinin altını çizen Işık, karara ilişkin itirazlarını yaptıklarını ve süreci takip ettiklerini belirtti. Işık, “Kimdi bu katliamın gerçekten sorumlusu, bilerek önlem almayan asıl sorumlularının yani devlet yetkililerinin yargılanması, firarilerin yakalanması için çabamız devam edecek. Firari sanıklar serbest gezdiği sürece dünyadaki hiç kimse güvende değil” dedi.
Hukuki mücadeleye devam
Barışa, insanlığa karşı bir katliam yapıldığını belirten Işık, “IŞİD eylemlerinin insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi yönünden mücadelemiz devam edecek. Bu sanıkların anayasal düzenle problemleri olduğunu, bu devletin, siyasal iktidarın düzeniyle problemi olduğunu düşünmüyoruz. Siyasal iktidarın 7 Haziran ve 1 Kasım arasında en çok ihtiyacı olan kaosu yarattılar. O yüzden, bu katliamı yaptılar. IŞİD’lileri ‘Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüsten’ adlandıramayız. Sevk maddesi ve suçun tanımlanması noktasında eksik olduğunu düşünüyoruz. İnsanlığa karşı suç kapsamına alınması için mücadele edeceğiz. Gerçekten adalete ihtiyacımız var. Büyük bir katliamı böyle kapatamazlar. Mahkeme de gerçek sanıkları biliyordu ama sonuca gitmedi. Herkes biliyor, kamuoyu da bunu biliyor. Kaç yıl sürerse sürsün nereye giderse gitsin hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.
Katliam ve davası
Ankara’da çözüm sürecinin bitmesiyle birlikte yeniden başlayan çatışmalı sürecin sonlanması için Türk Tabipler Birliği (TTB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Mimar ve Mühendis Odalar Birliği (TMMOB) tarafından 10 Ekim 2015’te Ankara Gar Meydanı’nda barış talebiyle miting geçekleştirilmek istendi. 81 ilden Ankara’ya barış talebiyle gelen on binlerce insanın katılacağı mitingde, IŞİD tarafından canlı bomba eylemi gerçekleştirildi. Katliamda, 103 kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce insan yaralandı ve onlarca insan da gazi oldu. 7 Kasım 2016’da 19’u tutuklu 36 sanık hakkında açılan dava, yargılama 2 yıl devam etti. 2 Ağustos 2018’de mahkeme heyetinin verdiği kararla 9 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Van’da anmaya saldırı
Van’da 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren 103 kişiyi anmak için KESK’in yapmak istediği açıklamaya saldıran eden polis, HDP İl Eşbaşkanı Ümit Dede ve 10 KESK üyesini gözaltına aldı.
Van’da KESK’in 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren 103 kişiyi anmak için Feqiyê Teyran Parkı‘nda yapmak istediği basın açıklamasına izin verilmedi. KESK binasının etrafını kapatan polis, açıklamanın dışarıda yapılmasına izin vermeyeceklerini belirtti. KESK’liler ise açıklamayı Feqiyê Teyran Parkı’nda yapacaklarını söyleyerek, parka yürümek isteyince polisin saldırısıyla karşılaştı. HDP İl Eşbaşkanı Ümit Dede, KESK’e bağlı sendika yöneticileri Bedri Yamaç, Mesude Demir, Gürsel Yamaç, Şerif Ateş, Sehar Ataş, Emin Yılmaz, Murat Atabay, İbrahim Özkan, Seyfettin İtah ve Hamit Aker gözaltına alındı.