İmralı tecridine karşı üç kez açlık grevine giren tutuklu Özkan Yaşar’ın annesi Hazal Yaşar, oğlunun parmak uçlarının morardığını söyleyerek, “Oğluma bir şey olursa Cezaevi Savcısı, Adalet Bakanı ve Cumhurbaşkanı sorumludur” dedi.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 156. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 118, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 117, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 108. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 101, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 98. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 87. gününe girdi. 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. 1 Mart’tan itibaren ise tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ (3 Mart), Tayip Temel ve Murat Sarısaç (8 Mart) da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız, 143; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 93; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 47 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Şakran 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Özkan Yaşar da 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde. Yaşar, 6 yıllık yargılama sonrası 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 41 yıl 2 ay hapis cezası almış. Yaşar, Kürt sorununun çözümüne ilişkin Öcalan ile diyalogun kurulması, Kürtçenin resmi kurumlarda kullanılması, mahkemelerde Kürtçe savunmanın yapılması amacıyla 12 Eylül 2012’deki ve 2017’deki tecridin kaldırılmasına karşı yapılan açlık grevi eylemlerinde yer aldı.
Baskılar had safhada
Annesi Hazal Yaşar, 1 Nisan’da açık görüşe gittiği oğlu ve arkadaşlarının maruz kaldığı hak ihlallerini anlattı. Oğlu ile yaptığı açık görüşten sonra gardiyanların 50’ye yakın tutuklu ailesini keyfi bir şekilde görüşme odasına kilitlediğini; buna ilişkin İHD İzmir Şubesi’ne başvuruda bulunduğunu dile getiren anne Yaşar, cezaevlerinde baskıların had safhada olduğunu kaydetti.
Parmak uçları morarmıştı
Anne Yaşar, oğlunun parmak uçlarının morardığını; ellerinin buz gibi olduğunu belirterek, “Ben ayaklarımdan engelliyim, zar zor oğlumun görüşlerine gidiyorum. Oğlum, ‘Haksızlığa maruz kalıyoruz. Her gün böyle baskı ve zulüm altında öleceğimize bir kere ölürüz daha iyidir. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kalkması demek Türkiye’nin rahatlığı ve güzel günleri demektir’ dedi” diye konuştu.
Artık cezaevlerinde ölümlerin yaşanmasını istemediklerini dile getiren Yaşar, tecridin bir an önce kaldırılması gerektiğini söyledi. Yaşar, şunları ifade etti: “Oğlum daha önce girdiği açlık grevlerinden dolayı sağlık sorunları yaşıyordu. Türk Cumhurbaşkanı açlık grevlerine ve ölümlere sessiz kalıyor. Yarın öbür gün oğluma bir şey olursa Cezaevi Savcısı, Adalet Bakanı ve Cumhurbaşkanı sorumludur. Hepsinden davacı olacağım. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir mahkum tecrit altında bırakılmıyor. Bu zulüm bir tek Türkiye’de var.”
Açlık grevine de beraber girdiler
Eylemin sürdüğü cezaevlerinden biri olan Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 3’ü kadın toplam 20 tutsak açlık grevinde. Söz konusu 20 kişi arasında Hakan Kutluk ve Salih Kutluk adlı amca çocukları da bulunuyor. 16 Ocak’ta eyleme dahil olan 23 yaşındaki Hakan Kutluk, Silopi’de sokağa çıkma yasakları sırasında tutuklandı. “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılanan Kutluk, 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık 3 yıldır tutuklu bulunan Kutluk’un dava dosyası şuan temyizde. 31 Ocak’tan bu yana açlık grevinde olan Salih Kutluk da kentte ilan edilen yasaklar sırasında tutuklandı. “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan Kutluk’un yargılaması ise devam ediyor.
Gözlerimin önünde eriyor
Geçen hafta oğlu Hakan’ın açık görüşüne giden anne Fatma Kutluk, çocuğunun çok zayıfladığını, ancak moralinin yüksek olduğunu aktardı. “Nazlı büyüttüğüm çocuğum gözlerimin önünde eriyor” diyen anne Kutluk, “Her gidip geldiğimde, onların o halini görünce hastalanıyorum” dedi. Tutsakların seslerinin duyulmasını isteyen anne Kutluk, “Anneler ayağa kalksın ve bu ölümleri durdursun. Cezaevlerinde çocuklarımız kurudu. Bu Avrupa devletlerinin hepsi kör ve sağır mı? Neden bu derde karşı sessizler” diye sordu.
En son 4 Nisan’da torunu Salih’i ziyaret ettiğini aktaran Bahar Keskin ise “Çocuklarımızın elleri buz gibi, kemikleri sayılıyor. Bir gün oruç tuttuğumuzda halimiz kalmıyor. Çocuklarımız aylardır bir şey yemiyor. Tüm devletler Kürt halkına yapılan zulme sessiz . Yetmez mi artık? Yıllardır bu zulmü çekiyoruz” dedi.
AMED
Açlık grevindeki iki tutsak DAİŞ’lilerle aynı koğuşa atıldı
Elazığ Cezaevi’nde, İmralı tecridine karşı eylem yaparak şehit olan Mahsum Pamay ile aynı odada kalan açlık grevindeki iki tutsak, DAİŞ üyelerinin bulunduğu koğuşa konuldu. Aileler, yakınlarının can güvenliği olmaması nedeniyle İHD’ye başvurdu.
Elazığ 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 22 yaşındaki Mahsum Pamay, Öcalan’ın üzerindeki tecridi protesto etmek için 5 Nisan’da eylem yaparak şehit düşmüştü. Ardından onunla aynı odada kalan Talip Kalın ve ismi öğrenilemeyen bir tutsağın, cezaevi idaresi tarafından DAİŞ elemanlarının bulunduğu başka bir koğuşa konuldukları öğrenildi.
Pazartesi günü telefonla eşini arayan Talip Kalın, cezaevi yönetiminin kendisi ve diğer arkadaşını DAİŞ’lilerin kaldığı koğuşa yerleştirdiğini aktardı. Koğuşa alınmaları sonrası DAİŞ üyelerinin sözlü hakaret ve tehditlerine maruz kaldıklarını söyleyen Kalın, can güvenliklerinin olmadığını belirtti.
Bunun üzerine Talip Kalın’ın kardeşi Kıyas Kalın, hemen İHD Genel Merkezi’ne başvurdu. Ağabeyinin 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde olduğunu ve Cumartesi günü tüm ailenin Elazığ’a geleceği bilgisini veren Kıyas Kalın, ağabeyinin ve arkadaşının can güvenliğinden endişe duyduklarını söyledi. Kalın, “Ülkede adaletin kırıntısının kalmadığını biliyoruz. Ancak bu kadar hukuksuzluk olmaz. Bunu asla kabul etmiyoruz. Aile olarak uyuyamıyoruz. Ağabeyim ve oda arkadaşı derhal bu canilerin arasından çıkarılmalı” dedi.
Daha iyi bir yaşam içindir
Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nden 2 Nisan’da tahliye edilmesinin ardından süresiz-dönüşümsüz açlık grevini evinde sürdüren Sevican Yaşar, “Ölmeye meraklı değiliz, çabamız daha iyi bir yaşamdır” dedi.
Açlık grevcilerine destek olmak amacıyla 3 Mart’ta HDP Amed İl Binası’nda açlık grevine giren HDP üyesi Sevican Yaşar, aynı günün akşamında polisin il binasına yaptığı baskınla gözaltına alındı. Gözaltında iken açlık grevini sürdüren Yaşar, 4 günlük gözaltının ardından serbest bırakıldı. Tekrar il binasında açlık grevini sürdürürken 8 Mart’ta polisin yaptığı ikinci baskında 7 HDP’liyle birlikte gözaltına alınan Yaşar, 4 günlük gözaltının ardından çıkarıldığı mahkemece “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanarak Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Cezaevinde de açlık grevini sürdüren Yaşar, tahliye olduğu 2 Nisan’dan itibaren de eylemini evinde sürdürüyor. Yaşar, açlık grevine ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.
Türkiye’de hukukun en ufak emaresinden bahsedilemeyeceğinin altının çizen Yaşar, kaos, şiddet ve korkudan beslenen bir iktidar ile karşı karşıya kalındığını ifade etti. Yaratılan korku duvarının aşılması gerektiğini belirten Yaşar, “İnsanların net olması lazım. Ben bir insanlık savaşı yürütüyorum; bu bir suç değil, bunu hiçbir devlet ve hükümet suç sayamaz ve bu bir insanlık arayışıdır. Bunun en yalın halini Kürt halkı bugün zindanlarda gösteriyor” dedi.
Ölmeye meraklı değiliz
Kürt halkının seçilmişlerine ve parti yöneticilerine, kurumlarına her türlü saldırı ve sıradan yaklaşımın sergilendiğini dile getiren Yaşar, konuşmasına şöyle devam etti: “Biz sıradan insanlar değiliz, bunu artık fark etsinler. Yani biz ne yaptığımızı ne istediğimizi çok iyi bilen insanlarız. Bunu onlar da çok iyi biliyor. Savcılar, savcı değil emir alan birer memur pozisyonunda. Bunu kendileri de açıkça belirtiyor. ‘Biz talimat aldık bunu gerçekleştirmek zorundayız’ diyor. Korkmamak gerekir, eğer insanlık ve toplumsallığın ne olduğunu biliyorsan korkacak bir şeyimizin olmadığını da bilmen gerekir. Hiçbirimiz de ölmeye meraklı insanlar değiliz, tam tersi tüm çabamız çocuklar, gençler ve özelde kadınların daha özgür ve güvenli yaşamasını istemek, bu nasıl suç sayılabilir?”
Karar ve talebimizde kararlıyız
Tecridin kırılmasının ölümlerin durdurulması anlamına geleceğini belirten Yaşar, “Bu mücadele bütün toplumu ilgilendiren bir durumdur. Tecrit, hafızayı silmeye dönüktür. Hiçbir şekilde bunun kabul edilebilir bir yanı yok. Daha kötü şeyler de yaşayabiliriz, canımızla farklı canlara can olabiliriz. Bunun farkındayız ve herkes de bilsin. Biz kararlıyız” şeklinde konuştu.
Sadece mekan değişti
Cezaevinden tahliye edildikten sonra açlık grevi eylemini evinde sürdürenlerden biri de Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 1 Mart’tan itibaren süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine dahil olan ve 28 Mart’ta tahliye edilen Naime Çelik. Çelik, 2 yıl 6 ay tutsak bulunduğu cezaevinden tahliye edildikten sonra Bağlar ilçesinde bulunan Muradiye Mahallesi’ndeki evinde ailesi ile birlikte eylemine devam ediyor.
İçeriği tamamen boş bir dosyadan üç yıla yakın cezaevinde kaldığını, açlık grevine girdiği ay tahliye edildiğini belirten Çelik, “Buradan açık olarak okunan şey, tahliye ile eylemin kırılmak istenmesidir. Devletin bu düşüncesine karşı ben, tahliyemin ardından evimde sürdürdüğüm eylemimle ‘Eylemimim mekanı değişse de, arkadaşlarımın talebi talebim olmaya devam edecektir. En doğal hakkım olan eylem hakkımı benden alamayacaksın’ diyorum. Eylemimizi bırakmayacağız” dedi.
Herkesten yapması gereken neyse onu yapmasını beklediklerini kaydeden Çelik, şunları söyledi: “Kimin elinden ne geliyorsa onu yapsın istiyoruz. Kiminin elinden dua etmek, kiminin bir bardak su taşımak geliyordur. Kimisinin ise sesimize ses katması için bağırması gerekiyordur. Halkımızın elinden ne geliyorsa onu beklemekten öte bir şey istemiyoruz. Bizler halkımızdaki yerimizi, sevgimizi, değerimizi biliyoruz. Bizlere sahip çıkacaklarından da kuşkumuz yok. Halkımızdan tek istediğimiz cenazelerimize sahip çıkmalarıdır. Devletin amacı halkımızı korkutup, cenazelerimizin verilmesini engellemektir. Halkımıza sesleniyorum; Çıkın meydanlara ve haykırın. ‘Sizden korkmuyoruz. Biz cenazelerimizi size vermeyeceğiz, onlar bizim’ deyin. Tek isteğimiz bu. Biz inanıyoruz ki, kazanacağız.”
‘Yaşama Ses Ver’nöbeti
İHD’nin tüm şubelerinde açlık grevlerine dikkat çekmek için eş zamanlı gerçekleştirdiği “Yaşama Ses ver” nöbeti başladı.
İHD, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek için birçok şubesinde “Yaşama ses ver” sloganıyla eş zamanlı bir gün süreli nöbet eylemine başladı. İHD İzmir Şube Sekreteri Ahmet Çiçek, amaçlarının açlık grevinin Leyla Güven ve cezaevinde açlık grevinde olan tutsakların taleplerinin karşılanması olduğunu belirterek, tecridin bir an önce kaldırılması gerektiğini dile getirdi. Açlık grevindeki binlerce tutsağın kritik aşamada olduğunu ve ölümlerin yaşanmasını istemediklerini söyleyen Ahmet Çiçek, yetkilileri görevlerini yerine getirmeye ve hukuka uymaya çağırdı.