‘’75 yaşındayım, bir çocuğumu Gabar Dağı’nda şehit verdim. Bir çocuğumu Kobanê’de şehit verdim. Bir çocuğum ise dağda. Hüseyin ise şu an cezaevinde açlık grevinde, ben dışarıda mücadele ediyorum. Bir kere bile ağlamadım. Ben dik duracağım, o da benimle birlikte dik duracak.’’

İmralı tecridine karşı açlık grevinde olan binlerce kişiden biri de Şakran Cezaevi’nde 28 yıldır tutuklu olan Hüseyin Çığ. 1 Mart’tan bu yana açlık grevine başlayan Çığ, Şırnak doğumlu.

Hüseyin Çığ’ın ailesi 90’lı yılların başında Türk devletinin baskıları sonucu Adana’nın Seyhan ilçesinde büyüdü. Anne Fatma Çığ, “Oğlum şu an açlık grevinde, ben de dışarıda mücadele ediyorum. Oğlum onurlu bir talep uğruna bu eylemde” diye konuştu. Anne Çığ oğlu Hüseyin’in daha 7-8 yaşlarındayken Heval Agit’i gördüğünü söyledi ve ekledi: ‘’Heval Agit ile biraz sohbet etmişlerdi. O sohbette Heval Agit’e söz vermişti. O gün bugündür o sözünün arkadasında. Heval Agit oğluma, ‘git babanlara selamımı söyle. Ve ne olursa olsun sakın devletin silahını alıp koruculuğu kabul etmesinler. Halklarına karşı durmasınlar. Sen de büyü, mücadeleni sakın bırakma’ demiş, heval Agit. O günden sonra çok bağlı bir şekilde mücadele içinde oldu. Çocukken de sorgulayan biriydi.”

Kardeşleri şehit oldu

Anne Çığ, 2006 yılında oğlu gibi kendisinin de siyasi çalışmalar nedeniyle 4 sene cezaevinde kaldığını belirterek, “Oğlum bugün ne sebeple içerdeyse beni de o sebeple tuttular. 75 yaşındayım, bir çocuğumu Gabar Dağı’nda şehit verdim. Bir çocuğumu Kobanê’de şehit verdim. Bir çocuğum şu an dağda yaşıyor. Biri de şu an cezaevinde açlık grevinde, ben dışarıda mücadele ediyorum. Ben milyon kez bu tecridi lanetliyorum. Buna sebep olanlara da bela okuyorum. Tecrit kalkmadığı sürece bu ülkede huzur yok” diye konuştu.

Bir kere bile ağlamadım

Oğlu ile birkaç gün önce telefon görüşmesi yapan Anne Çığ şöyle dedi: “Oğlum, anne Başkan üzerindeki tecrit kaldırılmadan biz bu eylemi bırakmıyoruz. Sen korkma, bizim için üzülme. Sadece mücadeleye devam et, dedi. 7000 kişi bu eylem için bedenin açlığa yatırdı. Benim oğlum da onlardan biri, ben onları diğerlerinden ayırmıyorum. Cezaevindeki her genç, herkes benim kardeşim ve oğlum, çocuğum. Bir kere bile ağlamadım. Yani ben bu çocuğun annesiyim, bana ağlamak yakışmaz. Ben dik duracağım, o da benimle birlikte dik duracak. İçeriden birkaç kez telefonda söyledim, ‘hayırlı olsun eyleminiz’ diye. Bana düşen tek şey onu desteklemek ve onun moralini daha da yüksek tutmaktır.”

 

ANF/ADANA