Bazı acılar vardır, gerçekten de tarifi imkansızdır, anlatılamaz ve anlaşılamaz. Bazıları da vardır ki, onu algılamaya, gerçek olduğunu kabullenmeye bünyemiz yetmez. Bir Ana’nın kendisinden bir parça olan çocuğuna ‘Hain’ ismini koyması gibi.

Güney Kürdistan’ın Duhok kenti merkezinde Êzîdî Kürtlere yuva olan beş katlı bitmemiş bir inşaat. Yuva dediğimiz sadece iskeleti bitmiş bir beton yığını. Battaniye, çadır ve tahtalardan yapılan duvarlar ve bu duvarlarla ayrılan odalar. Bina çocuk sesleri ile yankılanıyor. Korunaksız, korkuluksuz merdivenler ve duvarsız kenarlar. Havanın soğukluğuna aldırmayan bir ana, üçüncü katın kenarında bir leğende çocuğunu yıkıyor. 

...

Birleşmiş Milletlerden iki personel binada yaşayan iki kadın için yeniden kimlik çıkartmak ve çocuklarının kayıt işlemlerini yapmak için ordalar. Yirmi beşli yaşlarda olan kadının kucağında bir yaşlarında bir erkek çocuk var. BM personeli kendilerini ve orda olma amaçlarını anlattıktan sonra, çocuk ile ilgili bilgileri sormaya başlıyor. İlk olarak çocuğun ismini soruyor BM görevlisi; Oğlumun adı ‘Mixabin’ diye cevap veriyor anne. Emin olmak için tekrarlasa da sorusunu aynı cevabı alıyor görevli. Mixabin, Kürtçede maalesef anlamında kullanılır, umutsuzluğu ve pişmanlığı anlatır. Görevlinin çok içine sinmese de işine devam eder. 

...

Sıra akrabası olan aynı yaşlardaki diğer genç Ana’dadır. Biraz önce leğende yıkadığı oğlu diğer kadın akrabasınınki ile aynı yaştadır. Görevli aynı şekilde çocuğun ismini sorarak başlar. Görevli biraz önce aldığı cevabın şokundan daha büyük bir şok yaşar. 

- Oğlumun ismi Xayîn (Hain)

Görevli bir süre şaşkın ifadelerle, kadının gülmeyi unutmuş, acı ve isyan dışında hiç bir şey okunmayan yüzüne baktıktan sonra, doğru duyup duymadığını teyit etmek için yanındaki iş arkadaşına bakar. Genç ana sorunun tekrarlanmasını beklemeden; ‘Oğlumun ismi Xayîn!’ diye, kızgın bir ses tonuyla tekrarlar. 

Doğum tarihi: 2015 yazı!

Doğum yeri: Rakka-Suriye!

Baba adı: ………!

Dini: .............! 

Görevliler her iki kadına da, çocuklarına verdikleri isimler konusunda, tekrar düşünmelerini, verdikleri isimlerin ileride çocukları için büyük bir sorun teşkil edeceklerini ifade edip isim değişikliği konusunda ikna etmeye çalışırlar. Xayîn’in Anasının ağzından tek bir cümle çıkar; ‘Dünya bize ihanet etti!’

...

Ve çocuklar nüfusa resmi olarak ‘Mixabin ve Xayin’ olarak kaydedildiler. Kimliklerindeki isim hanelerinin önünde Xayin ve Mixabin yazıyor artık. Arkadaşları Xayin diye çağıracak! 

...

Bu iki genç kadın daha birkaç aylık evliyken, 3 Ağustos 2014’te Şengal yakınındaki köylerinde, derin uykudayken, sabaha karşı gelen kara sakallı yaratıklar ile hayatları cehennemi aratacak yeni bir mecraya girdi. Önce Musul’a, bir süre sonra da Rakka’ya götürülürler. Bu süreçte yaşadıklarını ne kendileri tarif edebiliyor, ne de karşılarındaki anlayabileceği beklentisi var. Her saniyesi büyük işkence, tecavüz, barbarlık...! 

Ve bu barbarlığın, vahşetin ortasında doğan iki çocuk... Mixabin’in Anası, o cehennem koşullarında onu ayakta tutan tek şeyin o çocuk olduğu söylese de bu ismin yaşadıkları acının bir sembolü olacağını düşünüyor. Mixabin ile Xayin’in anneleri onlara her baktıklarında, yaşadıkları acıları saniye saniye tekrar tekrar yaşayacak! Ya o günahsız çocuklar...

...

Her iki kadın da Haziran 2016’da DAİŞ’in elinden kurtulup Güney Kürdistan’a ulaştılar. Kocalarına, babalarına, kardeşlerine ne olduğunu, yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorlar halen. 

...

Êzîdî Kürtlerin, Ağustos 2014’te yaşadığı soykırım, yaşadıkları diğer katliamlara, fermanlara fazla benzemiyordu. Çoluk, çocuk, yaşlı süngülerden geçirildiler defalarca, ama bu felakette olduğu gibi kadınları, kızları köle pazarlarında satılmadı, çocukları canlı bomba yetiştirme kamplarına götürülmedi! Bu seferki felakette ölülerinin çetelerini bile tutamadılar, kaçırılan kızlarının ve kadınlarının sayısını bile öğrenemediler! 

...

Felaketin üzerinden iki buçuk yıl geçti, acıları bir gram eksilmedi, halen göçebeler, halen yarı toklar, halen parklarda, kamplarda, bitmeyen inşaatlarda, Avrupa yollarında sefil bir hayatın tam ortasındalar... Halen resmi rakamlara göre 3500 civarında kadın ve çocuk kara sakallı barbar DAİŞ’in elinde esirler. Şimdiye kadar kurtulan, kurtarılan 1000’in üzerinde kadın var. Bunların büyük bir çoğunluğu bir program kapsamında Almanya’da kapanması mümkün olmayan yaraları, unutulması mümkün olmayan acıları tedavi ediliyor. Yukarıdaki örnekteki iki genç ana gibi yüzlercesi de halen Güney Kürdistan’ın bitmeyen inşaatlarında ve kamplarında sessizce hayata tutunmaya çalışıyorlar.

...

Hal böyleyken, KDP’li yetkililerin bu acılara bulduğu tek çare; ‘PKK Şengal’den çıksın!’ 

...

Hal böyleyken, DAİŞ tarafından kaçırılan Êzîdî kadınların sembol ismi haline gelen ve Nobel Barış Ödülü alan Nadia Murad’ın destekçisi olan Yazda adlı sivil toplum örgütünün Güney Kürdistan’daki ofisleri dün KDP asayişi tarafından gerekçe belirtilmeden kapıları mühürleniyor. 

‘Mixabin…’