Dicle Üniversitesi’nde Hizbullah yanlılarının yurtsever, demokrat ve devrimci öğrencilere yönelik polis gözetiminde yaptığı saldırıya tanıklık eden öğretim görevlisi Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, Dicle Üniversitesi’nde 25 yıldır yapılan bütün etkinlik ve eylemlerin Kürt siyasal hareketine yakın öğrenciler tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Dicle Üniversitesi’ndeki olayların öğrencilerin bir “provokasyona gelme olayı” olduğunu düşünmediğini söyleyen Yıldırım, öğrencilerin asli unsuru oldukları üniversitelerini sahiplendiklerini vurguladı.
“Çözüm sürecinin” konuşulduğu bir süreçte 8 Nisan’da Dicle Üniversitesi’nde polis gözetiminde yurtsever, demokrat ve devrimci öğrencilere yönelik Hizbullah ile yakınlığı olduğu belirtilen bir grubun saldırısıyla başlayan olaylar, Türkiye’nin birçok üniversitesine yayıldı. Birçok çevreden yoğun tepki gösterilen olayların ortasında olan ve 25 yılını hem öğrencilik hem de öğretim görevlisi olarak Dicle Üniversitesi’nde geçiren Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, Dicle Üniversitesi’nde yaşananları ve üniversitenin yapısını değerlendirdi.

‘Polis gözyumup saldırganlara eşlik etti’

Doç. Dr. Yıldırım, 8 Nisan’da Dicle Üniversitesi’nde başlayan ve birkaç gün devam eden olaylar esnasında söz konusu olayın cereyan ettiği Eğitim Fakültesi’nde derste olduğunu söyledi. Yıldırım, dersteyken zaten belli bir uğultuyla birlikte öğrencilerin dışarı doğru bakışı sonrasında kendisinin de cama yönelerek 2 kilometre uzaktan yürünmeye başlanmış ve her iki tarafında polis çemberi olan önü ve arkasında TOMA araçları, polis araçları olan 30-35 kişilik bir kitlenin yürüyüşüne şahitlik ettiğini ifade ederek, “Bunların bu fakülteye gelmemesi, bu fakültede de birikmiş olan sol görüşlü öğrencilerle karşılaşmaması için çok rahat tedbir geliştirecek olan polis, Mimarlık Fakültesi’nden Eğitim Fakültesi’ne yaklaşık 2 kilometrelik yürüyüşüne hem göz yummuş hem de eşlik etmiştir. Burada eşlik etmiştir derken, polisin de kendisi eyleme doğru gidiyor değil, eyleme gidenleri engellemeden onlara eşlik etmiştir. Bu önemli bir husustu. Bunu bizzat gördüm, izledim ve Eğitim Fakültesi’nin önüne geldiğinde ise bunlar ‘Kahrolsun PKK’ sloganları atmaya başladığında, bunların elinde kürek olan bir iki kişi fakülte içerisinde birikmiş olan öğrencilere doğru yöneldiği anda karşılıklı bir çatışma başladı.
Burada dikkat edilmesi gereken husus bırakın öğrencilerin fakülteye saldırısını engellemeyi, fakülteye yaklaşmasını bile engelleme olanağı olan polisin onları buraya kadar yürütmüş olması, olaylar başladıktan sonra olayları başlatan daha sonra Hizbullahçı olduklarını öğrendiğimiz tahrik eden grubun üzerine çok göstermelik bir su sıkma dışında hiçbir engelleyici tedbir almadı polis. Ama o fakültenin içerisine o anda derste bulunan biri olarak, dersten çıkıp koridordaki haliyle görmüş, üst katları da görmüş biri olarak söylüyorum. Sadece olayları başlatanlara göstermelik su sıkan polis, eğitim fakültesinin gaz fişeği girmemiş hiçbir koridorunu bırakmamıştı. Her koridoruna gaz sıkmıştı bu da yetmiyormuş gibi, gidip öğretim üyelerine öğrenciler dahil herkesin binayı tahliye etmesini talep ediyordu. Açıkçası burada fakültenin idari ve akademik personeli ile polisler arasında da bir gerginliğin oluştuğuna tanıklık ettim. Ondan sonrada 3 gün boyunca devam eden olaylar, kent dinamiklerinin siyasi partilerinin de olayların aklıselimle sonlanması için müdahil olduğu süreç başladı” diye konuştu.

‘Dicle’de 25 yıldır etkinlikleri Kürtler yapıyor’

Öğrencilik hayatıyla birlikte yaklaşık 25 yıldır Dicle Üniversitesi’nde olduğunu aktaran Yıldırım, üniversitede geçmiş bütün eylem ve etkinlikleri bilen biri olduğunu ifade etti. Yıldırım, 1990’lı yılların özellikle çatışmalı ortamında yüksek olması nedeniyle öğrenci eylem ve etkinlikleri çok daha üst nicel ve nitel dozajda seyrettiği yıllar olduğunu hatırlatarak, şunları ifade etti:
“Son yıllarda öğrenci eylem ve etkinliklerinde azalma olmakla birlikte, 25 yıl boyunca Dicle Üniversitesi’ndeki bütün eylem ve etkinlikler daha çok Kürt siyasal hareketine yakın öğrenci tabanı tarafından gerçekleştiriliyorken, geçen hafta cereyan eden olaylara karşıtlaşma üzerinden yaşanan bir olay görülmemişti. İşte gruplar arası çatışma olarak adlandırılacak olan bir eylem ve etkinlik Dicle Üniversitesi’nde görülmemişti. Bir de burada Eğitim Fakültesi’ne doğru yürüyüş yaparak, eylemlerin başlamasına neden olan öğrenci grubun Hizbullahçı olduğunu daha sonra öğrendik. Açıkçası şaşırdık. Farklı dini cemaat ve gruplarının öğrenci örgütlülüklerinin olduğunu tahmin edebiliyoruz Dicle Üniversitesi’nde, ama bunlar arasında 1990’lı yılların başında bir dönem eli silahlı Hizbullahçıların olduğunu biliyorduk, ama siyasal örgütlenme içerisinde Hizbullah’a yakın bir öğrenci grubunun olduğunu bilmiyorduk.
Ben bugün bile onların kitle örgütlenmesini temsil ettiğine inanmıyorum. Yani sayılarını bilemem ama sanıyorum ki, Dicle Üniversitesi’nde Hizbullahçı öğrenci sayısı veya Hizbullah’a yakın öğrenci sayısının iki elin parmak sayısını geçmeyecek kadar sınırlı olduğunu; ama buna rağmen ikinci ve üçüncü günde kitlesel namaz kılma olayları, namaz kılma görüntülerinde o sarıklıların, sakallıların yaşı çok ilerli olmuş olması daha ilk günden itibaren eylem ve etkinliği Hizbullah’a yakın olanların, katıların büyük bir çoğunluğunun dışarıdan desteklendiğini yani üniversite dışından desteklenilerek örgütlendiğini tahmin edebilmek çok zor olmasa gerek. Bu bile başlı başına bunun dışarıdan örgütlendiği ve güçlendirdiği kaygısını uyandırdı.”

‘Refleksler Kürt karşıtlığı üzerinden gelişiyor’

Dicle Üniversitesi’nde 5 yıla yakın bir süredir bulunan rektörlük yönetiminin herkese eşit mesafede olduğu konusundaki iddiasının bir safsata olduğunu belirten Yıldırım, “Bunu bizzat yaşamış, bunun ötekileştirilme süreci içerisinde bulunmuş kişilerden biri olarak söylüyorum. Çünkü kendileri gibi düşünmeyen kendi kadrolaşma kapsamları dışında kalan herkesi ötekileştirdikleri, özlük hakları üzerinden mağdur ettikleri, öğrenciler üzerinde belli bir baskı geliştirdikleri ve kendi yandaş örgütlenmelerine hem öğrenciler hem idari hem de akademik personel içinde mesafe almış bir üniversite rektörü ile karşı karşıyayız. Burada şunu belirtmem lazım. Üniversite yönetiminin, üniversiteyi yönetirken geliştirdiği bütün refleksler Kürt siyasal hareketi karşıtlığı üzerinden gelişiyor. Ben bu üniversite yönetiminin işte Hizbullahçılarla organik bağı olduğu anlamında söylemiyorum; ama eğer Kürt siyasal hareketi üzerinden gelişen bir eylem ve etkinlik varsa üniversite bunlarla ilişki kurma, bunlara destek verme veya destek vermiyorsa bile bunların eylem ve etkinliklerinin sessiz kalarak, önlemeyerek bir objektif destek verme sürecini yaşattığını biliyoruz. Üniversitenin sadece geçen haftaki olaylara değil, üniversite dinamikleri içerisindeki idari ve akademik personel süreçlerinin hiçbirine tarafsız kalmadığını bu üniversitenin bütün bileşenleri bilir” diye konuştu.

‘Hiç bu kadar ideolojik yaklaşan rektör görmedik’

“Adı Bilge Gençlik Kulübü olarak geçen bu eylem içerisinde yer almış ve Hizbullah’a yakın olan öğrencilerin kulüplerinin bizzat üniversite tarafından kurdurulduğu veya kurduğu gerçekliğini biliyoruz” diyen Yıldırım, 5 yıldır üniversitenin bir kamplaşma sürecine, bir ötekileştirilme sürecine tabi tutulduğunu, bugünlerin de alt yapısının o günlerden son 5 yılda örgütlenerek bugünlere getirildiğini, Diyarbakır karşıtlığı ve yabancılaşması üzerinden bir rektörlük yönetimi ile karşı karşıya olduklarını söyledi. Yıldırım, bölgenin sosyal, siyasal ve kültürel atmosferinin neredeyse reddi üzerinden bir üniversite yönetimi ile karşı karşıya olduklarını, 20 yıldır bu üniversitede akademik personel olarak çalışan biri olarak bildiğini dile getirdi. “Geçmiş dönemlerde de, farklı rektörlerin yönetimini gördük ama bu kadar ideolojik referanslarla üniversitenin yönetildiğini Dicle Üniversitesi’nde hiçbir zaman şahit olmadık” diyen Yıldırım, şunları dile getirdi:

“Özellikle bu cümlemi vurguluyorum. Ben öğrenciliğimle birlikte 25 yıldır Dicle Üniversitesi’nin bir bileşeniyim. Ama Dicle Üniversitesi’nin bu kadar ideolojik referanslarla yönetildiği hiçbir dönemi görmedik. Kadrolaşmanın bu kadar dar grupçu bir dönemi hiç görmedik. Mesela Bilge Gençlik Kulübü’nün Kutlu Doğum Haftası etkinliğine üniversitenin kongre merkezi tahsis edilmiştir. Bunda behis yok. Üniversitede herkes örgütlenme özgürlüğüne sahiptir. Her öğrenci istediği kulübü kurabilmeli. Her akademik ve idari personel kendi STÖ’leri, emek örgütleri, sendikaları üzerine örgütlenme yoluna gidebilmeli. Bu evrensel hak ve hürriyettir. Bu anlamda Bilge Gençlik Kulübü örgütleniyorsa örgütlensin. Ama kalkıp bu kadar kritik bir dönemde Kutlu Doğum Haftası gibi dini bir konunun yani Hz. Peygamberin getirilip siyasal bir angajman içerisinde etkinlik konusu yapılarak Dicle Üniversitesi’nin Kongre Merkezi’nin verilmesi bile rektörlüğün tarafsız olmadığını gösteriyor. 500’e yakın üyesi olan sendikanın 2 yıl önce genel başkanı, MYK üyeleri ve akademisyenleri rektörlüğü ziyaret ederek, bizzat rektör ve rektör yardımcılarıyla görüştü. Elimizde belgeler var, resmi başvurularda bulunduk. Üniversite içerisinde bilimsel etkinlikler gerçekleştirmek istedik. Hiçbir zaman üniversitenin toplantı mekanı, 500 üyesi olan ve bu iş kolunda bir sendikaya tahsis edilmedi. Bu ne biçim tarafsızlık.”


‘Rektörlük Emniyetle ortaklaşıyor’
Dicle Üniversitesi’nin Türkiye’nin 81 ilinde sayısı 70’i geçmiş olan üniversitelerden daha farklı ve özel bir yöntemle yönetildiğini dile getiren Yıldırım, belli cemaat kadrolarının rektörlük yönetiminde ortaklaşarak yönettiklerini iyi bildiklerini kaydetti. Yıldırım, rektörlük yönetiminin üniversiteyi yönetirken bilimsel kriterlerden, evrensel referanslardan ziyade Diyarbakır’da yerel güvenlik birimleriyle ortaklaştığını belirterek, “Valilikle ortaklaşarak yönetir, Emniyetle ortaklaşarak yönetir. Yoksa bir noktadan sonra Valilik ve Emniyetle kurmuş olduğu ortaklığı YÖK ile bile kurmamaktadır. Biz olaylardan bir hafta önce YÖK başkanını ziyaret etmiştik. Üniversitemizin faklı problemlerini bizzat YÖK Başkanı ile konuşmuştuk. Biz böyle bir olayın kısa bir süre sonra gerçekleşebileceğini öngörmeden üniversitenin çok gergin olduğunu, kamplaştırıldığını, ötekileştirilmiş olan bir kesimin bulunduğunu, bunun da üniversitede her zaman bir sıkıntıya neden olabileceğini kaygısını bizzat YÖK Başkanı ile paylaştım” dedi.

‘Herkes dikkatli ve duyarlı olmalı’

Doç.Dr. Yıldırım, üniversitedeki olayların öğrencilerin bir “provokasyona gelme olayı” olduğunu düşünmediğine vurgu yaparak, “Burada öğrencilerin provokasyona gelmesinden ziyade öğrencilerini asli unsuru oldukları üniversitelerini sahiplenme olarak görüyorum. Düşünsenize üniversitenin öğrencisi olmayan personeli olmayan kişilerin gelip üniversitede dini bir olayı siyasallaştırmak suretiyle pankart asması üzerine o öğrencileri germesi üzerine başlamıştır bu olay. Bu olayın başlaması özellikle devam etmesi büyümesi, Emniyetin, Valiliğin ve rektörlüğün işin içerisinde katkısı göz önünde bulundurulursa bir provokasyona gelme değil, üniversitede azınlıkta bulunan bir siyasal anlayışın dominant hale getirilmesine karşı öğrencilerin kendilerine üniversitelerini sahiplenmesi olarak görmekteyim” diye belirtti.
“Türkiye Cumhuriyet tarihinin 90 yıllık probleminin çözülmeye başlandığı bir süreçte bu konuda siyasi iradenin karşılıklı olarak açığa çıktığı bir dönemde bu sürece halel getirecek bir eylem ve etkinliğin Dicle Üniversitesi’nden başlayan Diyarbakır’a Türkiye’nin diğer üniversitesine yayılmasını şüphesiz tasvip etmiyorum” diyen Yıldırım, tarihsel ve toplumsal bir sorunun ortadan kaldırılmasına dönük bir süreçte bunu olumsuz etkileyebilecek bir mecraya varmasına herkesin dikkatli ve duyarlı olması gerektiğini söyledi. Yıldırım, eylem ve etkinliklerinin demokratik yasal sınırlar içinde tutulması gerektiğine işaret ederek, kendisi dışındaki bir toplumun bir ülkenin kaderini etkileyebilecek toplumsal sorunun çözümünün önüne geçilmemesi gerektiğini vurguladı.

‘Diğer üniversiteliler Dicle ile dayanıştı’

İstanbul’da, ODTÜ’de, Samsun’daki öğrencilerin Dicle Üniversitesi’nde mağdur olan öğrencilerin mağduriyetini kendi mağduriyetleri olarak gördüklerini ifade eden Yıldırım, diğer üniversitedeki öğrencilerin bir dayanışma desteği sunmak istediklerini dile getirdi.
Yıldırım, üniversitelerdeki eylem ve etkinliklerin üniversiteyi huzursuz ettiğini, rahatsız ettiğini, eğitim şartlarını tahrip ettiği düşüncesinde olmadığını sözlerine ekleyerek, “Dicle Üniversitesi’nde de mensubu olduğum Eğitim Fakültesi tahrip edildiği, maddi hasar açığa çıktı. Ama bunların hiçbiri gerçekleşmeyebilirdi. Olaylar başlamadan önce gerçekten önleyici tedbirler geliştirilmiş olsaydı bunların hiçbiri olmayabilirdi. Bunlar olduktan sonra bunları tasvip ettiğimiz anlamında söylemiyorum. Ben İstanbul’daki, Ankara’daki, Samsun’daki birçok yerdeki eylem ve etkinliklerin Dicle Üniversitesiyle sorunlarını ortak gören öğrenci grubunun harekete geçmesi olarak görüyorum. Ama buna karşılık geçen hafta ve bu hafta İstanbul’da özellikle üniversite mensubu olmayan öğrenci olmayan dini gruplar içerisinde dışarıdan gelmiş kişilerin eylem ve etkinliklerin neticesinde bu olayların vuku olduğunu görüyoruz” diye kaydetti.

‘30 yıllık bir savaş travması gözönüne alınmalı’

Kürt meselesinin bazı kültürel ve ulusal haklarının teslimi, eğitim, dilin kullanımı önündeki engellerin kaldırılmasıyla giderilmeyecek kadar köklü bir mesele olduğunu belirten Yıldırım, “30 yıllık bir savaş travması ve travmatik bir ortam, Diyarbakır’daki idari, mülki ve akademik yönetim süreçlerinde güvenlik refleksiyle buraların yönetilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. Valilik eğer 30 yıldır Diyarbakır’ı yönettiği gibi yönetecekse bu sorun çözülmeyecektir. Rektörlük eğer 30 yıldır OHAL ve sıkıyönetim kültürüyle yönetmeye devam edecekse, sadece kabuk değiştirerek ulusalcıların yerine cemaatçilerin ikame edilmesiyle yönetilecekse yine Kürt sorunu çözülmeyecektir. Biz biraz daha evrensel değer yargılarını referans alan, bu değerler üzerinden üniversiteyi yöneten anlayışlarla çözüm sürecinin beraber tesis edilmesini sağlıklı bir sonuç olacağı düşüncesi ve temennisiyle tanımlamak istiyorum” değerlendirmesi yaptı.

Ahmet Yıldırım kimdir?

1972’de Amed’de dünyaya gelen Yıldırım, 1994 yılında Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu. 2 yıl lise öğretmenliği yaptıktan sonra ABD’de araştırma görevlisi olarak çalışan Yıldırım, 1998’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yüksek lisans, ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde doktora yaptı. 2006 yılında Dicle Üniversitesinde öğretim üyesi olarak göreve başlayan Yıldırım, 2011’de Doçent oldu. Yıldırım evli ve iki çocuk babası.



SERKAN KURT / DİHA/ANKARA