6 yüzyıllık Osmanlı’nın üstüne 85 yıllık Cumhuriyet geleneği olan bir devleti Saray’dan Tek Adam’ın yönetmesi mümkün değil. Yaklaşan büyük krizin yanı sıra ekonomik kaynakları sınırlı, diplomatik ilişkileri çıkmazda olan bir Türkiye, oğul, damat, enişteyle yönetilebilecek bir ülke değil.
Gazeteci Ragıp Duran, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni rejimi inşa ederken zorlanacağını belirterek, "6 yüzyıllık Osmanlı’nın üstüne 85 yıllık Cumhuriyet geleneği olan bir devleti Saray’dan Tek Adam’ın yönetmesi mümkün değil’’ dedi.
Türkiye’nin oğul, damat ve enişteyle yönetilebilecek bir ülke olmadığını ifade eden Duran, Erdoğan, Kemalist de olsa, yıkmaya çalıştığı bu devletin yerine ondan daha iyi bir mekanizmayı kuramayacağına dikkat çekiyor.
24 Haziran gecesi tam olarak neler olduğunu henüz bilinmediğini söyleyen Duran, "Fakat, 24 Haziran akşamı göremediğimiz İnce ile kampanya döneminde gördüğümüz İnce, iki farklı kişilik. İlki esrarengiz bir şekilde teslim olmuş bir siyasetçi. İnce’nin iç savaş, katliam, devletin bekası gibi gerekçelerle tehdit edilmiş olması muhtemel’’ diye konuştu. Gazeteci Ragıp Duran sorularımızı yanıtladı
Erdoğan iktidarını güçlendiren ve dönüşü olmayan bu süreç önlenebilir miydi? Yoksa Erdoğan’ın başkanlığı kaçınılmaz mıydı?
Önlenebilirdi herhalde. Çünkü siyasette hiçbir şey kaçınılmaz değil. Her şey mücadeleye, güç dengesine, tarafların siyasi/ideolojik tutumlarına göre belirleniyor.
TBMM’de dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinde CHP yönetimi dik durabilseydi… Nisan referandumunda Hayır cephesi yurttaşların oylarına sahip çıkabilseydi… Aradan galiba 9 ay geçtikten sonra Kılıçdaroğlu’nun "Aslında Hayır oyları yüzde 52 idi’’ açıklamasının gereğini oylamadan hemen sonra yapabilseydi… Meclis kendi üyelerinin gözaltına alınıp tutuklanmasına ciddi bir şekilde karşı çıkabilseydi…
Aslında o kadar çok gerekçe var ki… Siyasi açıdan baktığımızda, Erdoğan’ın, Türkiye’nin en sağlam muhalefet gücü olan HDP’ye ve en mücadeleci kesimi olan Kürtlere yönelik saldırıları (Cizre, Şırnak, Sur… vs.) ve katliamlarına karşı tüm muhalefet, tüm toplum ciddi bir şekilde karşı çıkabilseydi iktidar bugünkü kadar rahat bir şekilde Saray’da oturamazdı. Ne var ki, ana muhalefet partisi ile meydana yeni çıkan İyi Parti, az ölçüde de olsa Saadet Partisi’nde, geleneksel olarak değişik dozlarda da olsa devlet ve devletçilik, beka ve Kürt fobisi gibi engeller var. Kuşkusuz bu blokajlar maalesef toplumun önemli bir kesiminde de hala ayakta.
Eski yani haki Kemalizm, yeni yeşil Kemalizmi alt edebilecek siyasi/ideolojik donanıma ve tecrübeye/akla sahip değil. Her ikisi de aynı sakatlıklar, aynı açmazlar ve aynı kompleksler içinde.
Bir yazınızda, "Beştepe'deki tahta çıkma törenine katılan yabancı zevat arasında neden bir tane bile demokrat lider yoktu diye sorsalar cevap ne?" diye sormuştunuz. Sizce cevabı ne?
Batılı nispeten demokrat liderler, Erdoğan’ın kendi kamuoylarındaki olumsuz (Diktatör, Otokrat, Sultan, Faşist…vs…) kimliği ve imajı nedeniyle, tahta çıkma töreni gibi kamuoyuna ve medyaya açık bir törende Erdoğan’la aynı kareye girmek istemezler. Böyle bir durum onlar için prestij kaybına yol açar ve çok eleştiri alırlar. Gerçi söz konusu liderler Erdoğan ile ticari ve mali ilişkilerini kapalı kapılar ardında sürdürebilir. Ama yine de Erdoğan’ı açıkça onaylayıcı/destekleyici bir konuma düşmek istemezler. Mesela bir ülkenin eski Dışişleri Bakanı törene katıldığı için ülkesinde eleştirildi. AB ise Göçmen İşlerinden sorumlu alt düzey bir yetkilisini törene göndererek Erdoğan’a özel bir mesaj verdi. Demokrat herhangi bir lider Ankara Beştepe Sarayında Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkında tutuklama kararı verdiği bir devlet başkanı, ya da kendi ülkesinde demokrasiye saldıran diğer davetlilerle birlikte görünmek de istemez.
Muhalefet partileri özellikle de CHP, tek adam rejimine giden süreçte üzerine düşeni hakkıyla yapabildi mi?
Demin de söylüyordum. Tabi ki hayır! CHP’nin referandum ve seçim sonrası tutumu bu partinin yönetiminin aslında 1923’lerde belki de 30’larda kaldığını kanıtladı. Yani CHP hala toplumun partisi değil. Devletin partisi. Demokrasiden kopuk bir laiklik savunuculuğu, tüm AKP seçmenini koyun olarak niteleyen boş bir elitizm, en az MHP kadar Kürt karşıtlığı Erdoğan için biçilmiş kaftan.
Kılıçdaroğlu kendi partisi içinde Tek Adam olduğu ve öyle kalmak istediği için Erdoğan’ın Tek Adamlığına ciddi bir muhalefet geliştiremez. Batı’da bu tür partilere "Majestelerinin Muhalefeti’’ denir.
İnce, neredeyse her konuşmasında, seçimin meşru olduğunu, her fırsatta Erdoğan’ın kazandığını dile getiriyor. Ne oldu İnce’ye?
24 Haziran gecesi tam olarak neler oldu, henüz bilemiyoruz. Fakat, 24 Haziran akşamı göremediğimiz İnce ile kampanya döneminde gördüğümüz İnce, iki farklı kişilik. İlki esrarengiz bir şekilde teslim olmuş bir siyasetçi. İkincisi ise birleştirici, umut çıtasını yükselten, dinamik, esprili, hem popüler hem popülist bir Cumhurbaşkanı adayı. Kampanya boyunca CHP yönetiminin "Gel bakalım buraya Muharrem İnce’’ye çok çelme taktığını, çok müdahale ettiğini biliyoruz. Bu konuda Erdoğan’a büyük destek verdi Kılıçdaroğlu. İnce’nin iç savaş, katliam, devletin bekası gibi gerekçelerle tehdit edilmiş olması muhtemel. Bu tehditlerin sadece Saray’dan gelmediğini tahmin etmek zor değil. Ne olursa olsun, kitlenin, Erdoğan karşıtlarının sempatisini kazanmış olan bir liderin, bir adayın halkın karşısına çıkamayacak kadar çaresiz kalmış olması düşündürücü. Yine de bu konumdaki bir siyasetçinin kendisine bel bağlamış insanlara her halükarda ikna edici bir açıklama yapması beklenirdi. Yapamadığına göre durum oldukça vahim…
Yeni dönemde Erdoğan ailesi/devlet ilişkisi nasıl şekillenecek?
Bildiğimiz klasik anlamdaki devlet aslında uzun bir süredir sahneden çekilmekteydi. Rejim değişikliği hazırlıkları sırasında devlet mekanizmasını parça parça erozyona uğratan Erdoğan, Kemalist de olsa, yıkmaya çalıştığı bu devletin yerine ondan daha iyi bir mekanizma kuramadı. Kuramaz da… Çünkü otoriterlik, Tek Adamlık, hukuksuzluk, keyfiyet, faşizm kendi ilkelerini de, yasalarını da çiğneyerek vücut bulabilir ancak. Bu nedenle hem Osmanlı’da hem de tüm faşist rejimlerde rastladığımız akraba ve yakınlarını devletin kilit noktalarına yerleştirmek Erdoğan’ın da ilk icraatlarından biri oldu. Oğluna, damadına, yeğenine güvenmek her zaman geçer akçe olmasa da.
Türkiye gibi nispeten büyük bir ülkeyi, 6 yüzyıllık Osmanlı’nın üstüne 85 yıllık Cumhuriyet geleneği olan bir devleti Saray’dan Tek Adam’ın yönetmesi mümkün değil. Hele yaklaşan büyük krizin yanı sıra ekonomik kaynakları sınırlı, diplomatik ilişkileri çıkmazda ve zaten istikrarsız bir bölgede yer alan Türkiye, oğul, damat, enişteyle yönetilebilecek bir ülke değil. Erdoğan’a biat eden bürokrasi ile emir-komuta altındaki Silahlı Kuvvetlere sonsuza kadar güvenebilmesi de imkan dahilinde görünmüyor. Beyhude bir çabadır nepotizm, iktidarda kalmak için. Oğullar kızlar damatlar enişteler de sanık kürsüsüne getirilir sonuç olarak. Yine de fena değil. Çünkü bu akrabalar eskiden sağır-dilsiz cellatlar tarafından hallediliyorlardı.
Bu kararnamelerle halifelik, sultanlık ilan edilir diyenler var. Katılır mısınız? Tek adam sisteminin yapı taşını, kimler ve hangi politik kaygılar ile şekillenecek?
Halifelik, Sultanlık ilanı girişimi, belki seçimlerde yüzde 90-95lik bir sonuç elde etseydi söz konusu olabilirdi. Bu nedenle kendi gündeminde de bugün böyle bir saçmalık olduğunu düşünmüyorum. AKP trolleri istese bile… Yeni rejimi inşa ederken Erdoğan zorlanacağa benzer. Çünkü, mevcut bir takım zorunluluk ve teamüllere bağlı kalıp meşruiyetine halel getirmek istemeyecek. Özellikle Meclis’te, tek başına çoğunluğu kaybetmiş olsa ve belli bir düzeyde MHP’nin mutlak desteğine ihtiyacı olsa da, zorlanabilir. Meclis’in eski yetkilerinin önemli bir kısmını kendi uhdesine alması onu bir ölçüde rahatlatıyor. Yeni rejimde aslında Erdoğan’ı istediğini yapmaktan caydıracak herhangi bir denge/denetim mekanizması yok. Baskıyla, tehditle, yarattığı korku ortamıyla, FETÖcülük suçlamasıyla, adını KHK listelerine yazma şantajıyla, devlet mekanizması içinde yer alan her kesim ve kişiyi kolayca sindirebilir. Toplumun geneline baktığımızda Padişahlık geçmişi ve birey haleti ruhiyesinin eksikliği, güce tapma, dincilik ve milliyetçilik gibi kozlar da Erdoğan’ın elinde. Geniş kesimden büyük bir muhalefet gelmesi ilk aşamada zaten beklenmiyor. E hukuk diye, kural diye, kamu çıkarı diye bir derdi de olmayınca Tek Adamlık rejimini kurmak çok zor değil. Onu yaşatmak hele de sürdürülebilir kılmak çok daha zor.
HDP bu süreçte ne yapmalı? Sokak ve Parlamentoda muhalefet nasıl örgütlenmeli?
Türkiye’de hayatında Ankara’nın doğusuna adım atmamış, bir tek gerçek Kürt arkadaşı olmayan bir sürü "uzman’’ Kürtlere akıl vermek konusundan birbirleriyle yarış halinde. HDP ve daha önceki partiler, kurulduğundan bu yana, binbir ölüm, hapis, saldırıya rağmen ayakta kalabilmiş, siyasal olgunluğunu kanıtlamış kurumlar. Biz gazeteci olarak HDP’yi izlemeye, anlamaya ve aktarmaya devam edeceğiz. Bağımsız yorumcular tabi ki ne HDP’ye ne de başka bir partiye açık çek verir. HDP’yi izleyip aktarırken, barış ve demokrasi özellikle de sol perspektiften olumlu ve olumsuz bulduğumuz siyaset ve uygulamaları yazmaya devam edeceğiz.
Sokak ve Parlamento giderek ayrılan, birbirinden uzaklaşan iki mücadele alanı haline geliyor. Parlamentoda 3. büyük parti olan HDP’nin özellikle CHP’yi daha çok yanına çekerek, değeri ve önemi azalmasına rağmen, Parlamento’da muhalefetin sesini gürleştirmesi beklenir.
Sokak örgütlenmesi konusunda, Express dergisinin belki bir yılı aşkın süredir yayınladığı Meclisler kavram ve uygulamalarını dikkatle okuyorum. Bildiğimiz klasik anlamdaki devletin neredeyse iflasa yaklaşması nedeniyle, önemli bir idari ve siyasi bir boşluğun oluşacağını hesaplayarak önümüzdeki dönemde sadece Kürt bölgelerinde değil tüm Türkiye’de Demokratik Özerklik tezinin uygulamaya geçebilmesi için nispeten elverişli bir ortamın doğabileceğini saptamak mümkün.
Adnan Hoca ve çevresine neden operasyon yapıldı?
Medyada yer alan bilgiler ve yayınlanan ilk ifadelere bakacak olursak, Tek Adam rejiminde biat etse bile birden fazla tarikat ya da dini görünümlü örgüte izin verilmeyeceğini iktidara yakın kalemler zaten açıklamıştı. Adnan Hoca’nın Batılı bir gazetenin tabiriyle "İslami Seks Tarikatı’’ fotoğrafı iktidarı rahatsız etmişe benzer. Bu grubun İsrail ile olan yakın ilişkileri, haddini bilmeden Fetullah Gülen ile Erdoğan’ın arasını düzeltme girişimleri de Saray’ın hoşuna gitmeyen yaklaşımlar. İktidar kanadının bu konuda bir tek söz söylememiş olması manidar. Furkan Vakfından sonra Adnan Hoca’ya da saldıran iktidar, benzeri diğer yapılara da mesaj göndermiş oldu.
Faşizme karşı Gazeteciler Meclisi
Peki bu süreçte gazetecilik nasıl yapılacak?
Hukukun devre dışı bırakıldığı, özgürlük ve bağımsızlık olmayan bir ortamda, her türlü muhalefetin terörizm ya da Cumhurbaşkanına hakaret hatta casusluk ya da vatan hainliği olarak damgalandığı bir ortamda hakiki gazetecilik neredeyse imkansız. Bu faaliyeti yasal çerçevede sürdürmeye kalksanız bile gazeteniz, radyonuz, televizyonunuz ya hemen kapatılır/yasaklanır ya da sabah işe geldiğinizde karşınızda bir kayyım bulursunuz.
Bu kısıtlamalardan bağımsız olarak ilk başta şunu söylemem gerekir: Gazetecilik hiçbir zaman hiçbir toplumda lokomotif olamamıştır, olamaz. Gazetecilik ancak bir vagon olabilir. Yani toplum, siyaset gibi asil aktörlerin arkasında onları takip eden bir yapıdır gazetecilik. Bu nedenle bağımsız ve özgür gazeteciliğin kaderi, barışçı ve demokrat bir siyasi muhalefetin varlığına ve güçlenmesine bağlıdır. Bu bağlılık tabi ki tek yönlü değildir. Medya, gerek yeni fikirlerin filizlenip tartışıldığı gerekse somut olaylardan yola çıkıp sıkı bir sosyal ve siyasi muhalefetin yankıcısı olabilir. Ama medya/gazetecilik öncü olamaz, olamamıştır şimdiye kadar. Olması da beklenemez zaten.
İlk aşamada geçmişte ve başka ülkelerde faşist diktatörlüklere karşı mücadele eden gazetecilerin uygulama ve deneyimlerini ayrıntılı bir şekilde öğrenip Türkiye’nin özgün ve somut şartlarına adapte etmemiz gerekebilir. Bu arada gerek içeride gerekse dışarıda mesleki bağlarımızı, dayanışmamızı daha da güçlendirmemiz lazım. Bağımsız gazetecilik yapan, yapmaya çalışan tüm kişi ve kuruluşları ilk başta sadece yardımlaşma ve dayanışma daha ileri aşamalarda ise kurumsal olarak bir araya getirmek için çaba sarfetmek önemli. İnternet’in sağladığı teknolojik kolaylıklardan bağımsız medya için azami şekilde yararlanmayı öğrenmemiz şart. Mevcut ortamda her şeye rağmen kadro kalitesini yükseltmek, daha donanımlı muhabir ve editör yetiştirmek için mesleki melekelerimizi ve eğitimimizi güçlendirmek de zorunlu. Bu arada yandaş medyanın nasıl çalıştığını/işlediğini anlamak, oradaki çatlaklardan yararlanmak da önem kazanıyor.
Sorunuz aslında çok geniş kapsamlı. Benim yakın bir süre önce önerdiğim Gazeteciler Meclisi’nin gündeminin belki de birinci maddesi. Bu nedenle derin ve uzun araştırmalara, grup atölyelerine, tartışmalara ihtiyacımız var.